Almadığınıza Sonsuza Kadar Pişman Olacağınız 5 Karar

“Almadığınıza Sonsuza Kadar Pişman Olacağınız 5 Karar” yazısı huffingtonpost.com sitesinden Türkçeleştirilmiştir.

karar almak

Günlerimiz, almamız gereken kararlarla dolu. Bunların bir çoğu sıradan ama bir kısmı da hayatımızın geri kalanını etkileyecek kadar önemli.

Kolombiya Üniversitesi’nde yapılan güncel bir araştırmaya göre, her gün 70’den fazla kararla başa çıkmaya çalışıyormuşuz. Her gün bu kadar çok sayıda karar almak zorunda kalmamız sonucunda da haliyle “karar yorgunu” insanlar olup çıkıyoruz.

Texas Üniversitesi’nin yeni bir araştırmasına göre ise; beynimizin yorgun olmadığı zamanlarda doğru kararlar almamız daha zormuş. Çünkü beynimiz böyle durumlarda; mevcut bilgi birikimimizi kullanmak yerine spesifik ve detaylı hatıralarımıza odaklanmayı seçiyormuş.

Örneğin; yeni bir araba alacaksınız ve maddi durumunuzun buna izin vermeyeceğini bilmenize rağmen yine de arabanızın deri koltuklu olup olmaması konusunda karar vermeye çalışıyorsunuz. Çünkü o sırada beyniniz, aylık kredi ödemelerinizi yaparken yaşayacağınız “mutsuzluğa” odaklanmak yerine, erkek kardeşinizin spor arbasındaki deri koltukların mükemmel kokusuna ve verdiği müthiş hisse (yani bu konudaki hatıralarınıza) odaklanıyor olabilir 🙂 .

“Sahip olduğum durumun veya koşulların ürünü değilim. Kararlarımın ürünüyüm.”

                                                                                                                                                     Stephen Covey

Bazı kararları almak daha kolaydır (ne yiyeceğimiz, işe hangi yoldan gideceğimiz, işlerimizi hangi sırayla bitireceğimiz gibi). Ama bazılarını da almak çok zordur (aşık olduğumuz kişi için şehir değiştirmek, “zehirli” bir insanı hayatımızdan çıkarıp çıkarmamaya karar vermek gibi). Önemi, büyüklüğü ne olursa olsun; beynimiz, iyi seçimler yapabilmek için ihtiyacımız olan farklı bakış açılarını saklamak (kayıt altında tutar ve gerektiğinde bize sunar) için çok çalışır.

Bronnie Ware, kariyerini, hayatlarının son 3 – 12 ayını yaşamakta olan hasta insanlara bakan bir palyatif bakım hemşiresi olarak geçirmiş biri. Bu süreçte hastalarına en büyük pişmanlıklarını sormayı alışkanlık edinmiş ve hep aynı 5 pişmanlığı duymuş. Siz de hayatınızda iyi tercihler yapmak, doğru kararlar almak ve bu kararların/tercihlerin azizliğine uğramamak istiyorsanız, aşağıdaki pişmanlıkları dikkate alın, deriz.

1. Kararlarımızı, başkalarının düşüncelerine göre almasaydık keşke. Bu şekilde karar almanız durumunda başınıza gelmesi muhtemel iki şey:
  1. Yanlış meslek seçimi: Sonradan “pişman” olacakları bir alanda üniversite eğitimi alan, bunun sonucu olarak da işini sevmeyen ama yine de çalışmakta ısrar eden insanlarla dolu etrafımız.

Tutkularınızın yerine, ebeveynlerinizin düşünceleriyle (hatta tercihleriyle) , dolgun maaş ve itibar odaklı, “göreceli” olarak zayıf bir kariyer seçimi yapmış olmak sonsuza kadar sizinle yaşıyor ne yazık ki.

  1. Moralini yüksek tutmada başarısızlık: İşlerinizi tamamladığınız zaman patronunuz sizin hakkınızda ne düşünüyor, ne kadar para kazanırsanız eşinizi mutlu edebilirsiniz, başarısız olduğunuzda dışardan nasıl görüneceksiniz… Beynizinizdeki tüm bu sorular moralinizin düşmesinde etkili.

Başkalarının tuzağına düşmekten kaçınmanın en iyi yolu, onların görüşlerinin “kanun” değil sadece birer “görüş” olduğunun farkına varmaktır. Sizin ne kadar iyi ya da berbat olduğunuzu düşünmeleri sadece onların görüşleridir. Gerçek özsaygınız/değeriniz sizin içinizde saklıdır.

cok calismak

2. Keşke bu kadar çok çalışmasaydık.

Çok çalışmak; dünyayı etkilemenin, öğrenmenin, gelişmenin, başarmanın ve hatta bazen de mutluluğu bulmanın en iyi yoludur. Ancak sevdikleriniz pahasına (onlarla geçireceğiniz zamandan çalarak…) çok çalışmak ise, zamanla sorun haline gelir.

İşin garip yanı; bakmakla yükümlü olduğumuz, sevdiğimiz, önemsediğimiz insanlar için çok çalışıyoruz (hatta onlar için para kazanıyoruz). Oysa ki onların, kazandığımız paradan çok “işimizi” önemsediklerinin farkında değiliz. Çözüm şu; sevdiğiniz işi yapmak ve sevdiğiniz insanlarla birlikte olmak arasında bir denge kurmalısınız. Aksi takdirde bir gün geçmişe bakar ve yapmadıklarınız için pişman olursunuz.

3.Keşke duygularımızı açıkça ifade etseydik.

Çocukken bize duyguların tehlikeli olduğu, dışarı vurulmaması ve kontrol edilmesi gerektiği öğretildi. Evet, belki o zamanlar bu işe yarıyordu. Ama şimdi görüyoruz ki; bastırılan duygular gün geçtikçe daha da büyüyor ve en sonunda patlıyor. Bu durumda yapacağınız en iyi şey; duygularınızı olduğu gibi masaya yatırmak. Gerçi bu, başlamak için biraz acılı bir yöntem ama kendinize karşı dürüst ve şeffaf olmanız konusunda sizi zorlayacağı için de faydalı olacaktır.

Örneğin;   işinizde hakkettiğiniz kadar para kazanmadığınızı düşünüyorsanız, patronunuzla bu konuda bir görüşme yapın ve ona, işinizde iyi olduğunuzu, dolayısıyla da “değeriniz”in daha fazla olduğunu anlatın. Sonuç olarak; ya patronunuz sizinle aynı fikirde olacak ve maaşınıza zam yapacak (şanslı gününüzdeyseniz 🙂 ) ya da aynı fikirde olmayacak ve size, işinizde daha iyi / daha değerli olabilmeniz için neler yapmanız gerektiğini anlatacaktır. (Evet, genelde böyle olur. Hatta çoğu zaman “patronla görüşme” aşamasına bile gelemeyiz 🙂 . ) Diğer taraftan; eğer hiçbir şey yapmaz ve duygularınızın, gittikçe sizi hasta eden bir irin olmasına izin verirseniz, bu durum performansınızı olumsuz etkileyecek ve hedeflerinize ulaşmanızı engelleyecektir.

friends

4.Keşke arkadaşlarımızla daha çok vakit geçirseydik, hiç kopmasaydık.

Rutin bir iş gününüzde (koşturma ve kaosun içinde), özellikle zaman yaratmak zorunda olduğunuz insanların (çocuğunuz, eşiniz, anneniz, babanız vb.) aslında ne kadar hayati bir öneme sahip olduklarını gözden kaçırabilir hatta unutabilirsiniz. Çok çalıştığımız ve hep meşgul olduğumuz için ihmal ettiğimiz insanlar arasında ilk sıralarda eski arkadaşlarımız yer alıyor, ne yazık ki. Oysa, arkadaşlarla vakit geçirmek inanılmaz bir “stresle mücadele” yöntemidir. Yakın arkadaşlar size, (belki de hiç kimsenin yapamayacağı bir şekilde) enerji, yeni bakış açısı verir ve bir yere ait olma duygusunu en derinden hissetmenizi sağlar.

5.Keşke kendimize mutlu olma izni verseydik.

Hayatınızın sonuna yaklaştığınız zaman, geçmişte karşılaştığınız tüm zorluklar, yaşadığınız güzel günlerin yanında önemsiz hale gelir. İşte tam da bu nedenle; çoğu zaman, acı çekmenin aslında bir seçim olduğunu farkedersiniz. Ne yazık ki, bir çok insan bunun farkına çok geç varıyor.

Zaman zaman kahkaha atmayı, gülümsemeyi ve mutlu olmayı (özellikle stresliyken) öğrenmek gerçekten zor olabiliyor ama inanın çabanıza değiyor.


Karar almakta eskiden çok zorlanmış, zaman zaman hala zorlanan biri olarak benim de bir önerim var size 🙂

Karar vermekte zorlandığınız durumun/konunun vb. artılarını ve eksilerini bir kağıda yazın. Ama her şeyi yazın, çok saçma bile olsa :). Böylece kafanızdakileri bir kağıt üzerinde toplu bir halde görecek ve daha rahat karar verebileceksiniz. İlla birine anlatmak, danışmak istiyorsanız da gerçekten güvendiğiniz bir dostunuzla görüşün ki hevesinizi kırmasın.

Ve son sözüm; hayattaki amacınız mutlu olmak ve öğrenmek olsun, “keşke” demek değil…

Sevgilerimle…

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir