Atlantik’i Teknostopla Geçen Kardeşler

Ekran Resmi 2017-02-13 15.29.47Atlantik’in tekneyle geçilmesi zaten başlı başına bir olayken teknostopla geçmek nedir? 🙂 Biz böyle düşüneduralım… Senem ve Didem Tongar kariyerlerine mola, kendilerine de hediye vererek çoktan geçmişler bile Atlantik’i. Bu tutkulu, gözü kara ve samimi kız kardeşlerle röportajı biz yaptık. Onların bu radikal kararları nasıl aldıklarını ve teknostop maceralarını okumak da sizden olsun :).

Merhabalar, hoş geldiniz. Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Nerelisiniz, nerede büyüdünüz, nere(ler)de okudunuz?

Didem – 1980 İstanbul doğumluyum. Orta son sınıfa kadar İstanbul’da okudum. Sonra babamın işi nedeniyle Tekirdağ’a taşındık. Üniversiteye gidene kadar orada yaşadık. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nü kazanınca tekrar İstanbul’a geldik. Üniversitede okurken THY’da kabin görevlisi olarak çalışmaya başladım. Mezun olduktan sonra da bilet satış, müşteri ilişkileri gibi departmanlarda çalıştım. Zamanla, aldığım eğitimle ilgili bir şeyler yapmıyor olmak beni rahatsız etmeye başladı. Bankacılık hayatım da böyle başladı 🙂 . 7 yıl Finansbank Kurumsal Şube Pazarlama Bölümü’nde çalıştım. Fakat bir süre sonra bankacılığın bana göre olmadığını fark etmeye başladım.

İktisat Bölümü bilinçli bir tercih miydi?

Didem – Çok da bilinçli olduğunu söyleyemem. Aslında hep aşçı olmayı isterdim. Hatta 2. sınıfta okulu bırakıp yemekle ilgili bir şeyler yapsam mi diye düşündüm. Ama annemin “Zaten yıllarca evde aşçılık yapacaksın.” şeklindeki desteğinden (!) sonra vazgeçtim 🙂 . Bir de o dönem (1997-98 yıllarında) işletme, iktisat furyası vardı. Ben de tüm bunlardan etkilendim tabii.

Mezun olduktan sonra da, madem bu kadar emek sarfettim, eğitimini aldığım konuyla ilgili bir iş yapayım istedim. Ama hiç bir zaman müdür olmak gibi hayallerim ya da bankacılıkta kariyer hedefim olmadı. Bunu fark ettiğim anda da istifa etmeye karar verdim. Hani tecrübeli bankacıların söyledikleri bir şey vardır ya; “ 5 yıl çalıştıktan sonra bankadan çıkamazsın.” diye, biraz da onlara inat olsun diye 7 yıl sonra istifa ettim 🙂 . Şaka bir yana ama istifa sürecinde çevrenizden duyduklarınız hevesinizi kırıyor bazen.

İnsanın hayatında bazen kendisine de hediye vermesi gerekir.

Senem, seninle devam edelim…

Senem- 1981 yılında İstanbul’da doğdum. Ne tesadüftür ki ben de orta 2. sınıfa kadar İstanbul’da okudum, sonra babamın işi dolayısıyla Tekirdağ’a taşındık 🙂 . İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldum. Aslında matematik-fen öğrencisiydim ve endüstri mühendisliği istiyordum, puanlarım da iyiydi ama Didem üniversiteye gittiğinde baktım ki iktisat okumak daha kolaymış 🙂 . İktisat bölümünü de yazdım ve kazandım. Belki mühendislik okusam da mutlu olmayacaktım, yine gezmek isteyecektim. O yüzden pişman değilim tercihimden.

Üniversite yıllarında okula gitmeyenlerdendim 🙂 . AIESEC’te görev aldım, yönetim kurulu üyeliği yaptım. 3 ay AIESEC El Salvador’da gönüllü olarak çalıştım. 3. sınıfta part time çalıştım. Okul bittikten sonra da bir sürü iş başvurum oldu ama bankadan teklif aldım ve Finansbank’ta çalışmaya başladım. 2 yıl kadar Finansbank Romanya’da çalıştım. 2008’de mortgage krizi ile beraber işten çıkarıldım. Sonra Anadolubank’ta şubede çalışmaya başladım. Bir süre de genel müdürlükte ürün yönetimi departmanında çalıştım. Toplam 10 senelik bir bankacılık geçmişim var. Anadolubank’ta da yapısal bir değişiklikten dolayı işten çıkarıldım.

Biraz da istifa sürecinden bahseder misiniz? Nasıl karar verdiniz? Bu süreçte neler yaşadınız?

Didem –Açıkçası tekrar kurumsal hayata döneceğimi biliyordum. Ama bankacılık sektörüne değil farklı bir sektöre. Duygusal ve maddi açıdan bir süre sıkıntı yaşayabileceğimi düşündüm. Bu yüzden kendimi önce finansal olarak, sonra da duygusal olarak hazırlamaya çalıştım. Hatta bu hazırlık dönemi 1 yıl kadar sürdü.

Aslında ilk çıkış noktam şuydu: İnsanın hayatında bazen kendisine de hediye vermesi gerekir. Ben de 14 yıllık yorucu çalışma hayatımdan sonra kısa bir mola vermek istedim. Başkaları için farklı olabilir belki ama benim kendime vereceğim hediye böyle olmalıydı. Kendinize ayırdığınız zamanın en değerli hediye olduğuna inanıyorum.

Senem – Benim hikayem biraz daha farklı. Hep çok gezen bir aile olduk aslında ama ben galiba Didem’den daha fazla zaman ayırdım gezmeye ya da belki daha çok fırsatım oldu. Romanya’da, El Salvador’da yaşadığım ve AIESEC’de çalıştığım için hatırı sayılır bir uluslararası arkadaş çevrem oldu. Şu an dünyanın her hangi bir yerine gitsem kalacak bir yer bulurum mutlaka 🙂 . Böyle bir çevrem olmasından dolayı da hep gezdim. Her tatil için mutlaka bir planım olurdu. Gördüğüm 54 ülkenin 40’tan fazlasını çalışırken gittim. Diğer ülkeleri ise istifa ettikten sonraki seyahatimizde gördüm. Daha işten ayrılmadan önce başlamıştım gezi yazıları yayınlamaya blogumda. Bir yandan da kendi çevremdeki insanlara seyahat koçluğu yapıyordum.

Bu arada ben istifa etmedim, işten çıkarıldım. Performans anlamında bir sorunum hiç olmadı ama tünelin sonunda ışığı görüyordum, biteceğini biliyordum. Belki de ben sonlandıracaktım, onlar benden önce davrandı. İş hayatımda hep bir duruşum oldu ama bu, bazı yöneticilerim tarafından pek hoş karşılanmadı. Bir de üstüne o dönemde yönetim değişip bankada yeni bir yapılanma olunca bir anda kendimi boşa çıkmış buldum 🙂 . Benim için olabilecek en güzel şeydi aslında, tazminatımı aldim, işsizlik sigortam yattı 🙂 . Hayal ettiğim şeyleri yapabilecektim artık. Şimdi kendi web sitemde, havayollarının ve çeşitli kurumların dergilerinde gezi tecrübelerimi yazıyorum; kişi ve gruplara seyahat koçluğu yapıp, onlara özel tur programları hazırlıyorum; benim de liderlik yaptığım butik geziler organize ediyorum. Yani kendimi plazadan gezginliğe döndürdüm diyebilirim.

Kendi gezilerine de ilham oluyordur?

Senem – Tabii, seyahat planı hazırlamaktan çok mutlu oluyorum. Heyecanınızı hep canlı tutuyor.

İstifa etmek yerine sabbatical izne ayrılmayı düşündünüz mü? Çalıştığınız bankalarda böyle bir uygulama var mıydı?

Senem – Romanya’da işten çıkarıldıktan sonra son çalıştığım bankaya girerken sözleşmeyi detaylı incelemiş, kanunları okumuştum 🙂 . O zaman sormuştum böyle bir izin hakkım olup olmadığını. Sabbatical leave şeklinde değildi ama belli bir amaç için olması kaydıyla ücretsiz izin veriliyordu.

Didem – Açıkçası çalıştığım kuruma böyle bir izni sormak aklıma bile gelmedi. Türkiye’de, özellikle de istihdamın çok olduğu bankacılık sektöründa bu tarz izinlerin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorum. Bu kadar çok kalifiye işsiz varken uzun süreli bir izne ayrılıp döndüğünüzde işinizi bulamayabilirsiniz.

Biz yine de sabbatical leave gibi izin uygulamaları olmayan kurumların, sizler gibi verimli çalışanlarını sırf bu yüzden kaybettiklerini düşünüyoruz. Oysa sabbatical izne ayrılmış bir çalışanın yenilenmiş olarak işe dönmesi, motivasyonunu, işe bağlılığını ve verimliliğini de artırır. Sonuçta bu durum her iki tarafı da mutlu eder…

Senem – Böyle izin uygulamaları, hayallerini gerçekleştirmek isteyen insanlara bir “deneme” fırsatı da verebilir. Bir süre ara verip istediklerini yapabilirler, başarılı olamazlarsa da belki işlerine daha sıkı sarılırlar. Aslında tam bir kazan-kazan durumu.

IMG-20141204-WA0015

Peki, teknestop maceranız işinizden ayrıldıktan hemen sonra mı başladı?

Senem – Evet ama tabii bunun da bir geçmişi, hazırlanma süreci var. Ben Türkiye Gezginler Derneği üyesiyim. Dernekte, ayda bir toplanıp gezi maceralarımızı anlattığımız, birlikte yemek yediğimiz, eğlendiğimiz Genç Gezginler adında bir grubumuz var. Bir gün internette dolaşırken Özgür İnam adında milli bir yelkenciye rastladım.

Marmaris’te başlayıp Los Angeles’ta biten bir hikayesi var. Marmaris’ten yabancı bir çiftin teknesine teknostop yaparak önce Akdeniz’i geçiyor sonra Atlantik Okyanusu’nu geçip Karayipler’e ulaşıyor. Orada bir adada yelken okulunda ders veriyor. Sonra başka bir tekne bularak Miami’ye gidiyor. Dogudan batıya tüm Amerika’yı dolaşıyor. Toplam 1 yıl süren bu hikayesinden çok etkiledim ve Genç Gezginler toplantımıza onu da davet ettim. Atlantik okyanusunun teknostop yapılarak geçilebileceğini ondan öğrendim. Bu kadar gezmeme rağmen daha önce hiç duymamıştım. Zaten sonra da aklımdan hiç çıkmadı 🙂 .

Seni tam olarak ne cezbetti? Atlantik’i geçmek mi, tekneyle seyahat etmek mi?

Senem – Hem Atlantik’i geçme hem de overland seyahat etme fikrinden çok etkilendim. Overland, kara araçlarıyla ya da yürüyerek yapılan bir seyahat türü. Uçakla yapılanlara göre insana ve doğaya daha yakın bir seyahat. Bir plan yok, yol sizi yönlendiriyor. Yolun kendisi macera.

Tekneyle seyahat de böyle bir şey aslında. Okyanusta yunuslarla beraber olmak, yıldızların altında uyumak, doğayla iç içe olmak, çok fazla plan yapmadan akışına bırakmak ilgimi çekmişti. Didem de o sıralarda bir arkadaşının teknesiyle Ege ve Yunan Adalarına gitmişti, tabii akşamları bir adada konaklamalı bir seyahatti o. Teknestop bambaşka bir şey 🙂 . Ben ise sandal ve vapur haricinde hayatımda hiç tekneye binmemiştim. Teknostop yapmaya karar verince önce Kalamış’ta bir yelken kursuna giderek hazırlıklara başladık. En azından denizin tutmadığını öğrendim 🙂 . Yelken eğitimini 2014 yılının kışında almıştık. O dönem istifa sürecine de girmiştik zaten. Hazır seyahat etmeyi de planlıyorken neden teknostopla başlamıyoruz dedik. Hikayemiz böyle başladı.

Teknede çi börek bile yaptık 🙂 .

Gelelim teknostopun tam olarak ne olduğuna. Eminiz herkes teknelere nasıl otostop çekildiğini merak ediyordur 🙂.

Senem – Atlantik Okyanusunu geçişin belli zamanları, mevsimi vardır. Doğudan batıya geçişler kasım ve aralık aylarında başlar ocak ayına kadar devam eder, batıdan doğuya geçişler de mayıs ayında olur. Hava koşullarının elverişli olması lazım.

Biz de Didem’le 2014 yılında kasım ayının başında Kanarya Adaları’na gittik. Orası köprüden önce son çıkış gibi çünkü artık Akdeniz bitiyor. Cebelitarık’i geçtikten sonra aslında Atlantik’tesiniz ama Kanarya Adaları son kez mola vereceginiz, malzeme, yemek, benzin, içecek gibi ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız ve tüm kontrollerinizi yapabileceğiniz bir yer. Teknelerin bu ihtiyaçları arasında insan da olabiliyor. Çünkü yelkencilerin böyle uzun geçişlerde kendilerine teknik anlamda yardımcı olacak birilerine de ihtiyaçları olabiliyor. Atlantik’i tek başına geçmek de mümkün elbette ama biraz yorucu olur herhalde. Çünkü sürekli tetikte olmanız gerekiyor. Bir yandan da gözünüzün hep radarda, rotanın olduğu ekranda olması lazım.

ilan

Bazı tekne sahipleri de farklı sebeplerden kendilerine yardımcı arıyorlar. Örneğin; yemek yapmayı bir çok insan sevmez bunun için birini alabiliyorlar, ilk defa o rotayı geçeceklerse tecrübeli bir denizcinin yanlarında olmasını isteyebiliyorlar, çocuklarıyla seyahat edenler bakıcı arıyorlar gibi. Bu anlamda Kanarya Adaları, tekne sahipleri ile teknede çalışmak isteyenlerin ya da Atlantik’i geçmek isteyenlerin buluştuğu bir pazar yeri gibi.

Biz Kanarya Adaları’ndayken tam da geçiş dönemiydi ama bir ay boyunca uygun bir tekne bulmak için bekledik 🙂 . Bir de Atlantic Rally Competition diye bir etkinlik vardı. Tekneler bir yarışla Atlantik’i geçiyor. Amaç yarışmak değil toplu halde geçiş yapmak, hareket etmek. Son dakika belki bu etkinlikte bir tekne bulabiliriz diye düşündük. Değil para almak, üstüne para bile verebilirdik tekneye binmek için 🙂 . Tam hayallerimiz suya düşmüştü ki geçiş yapacağımız teknenin kaptanıyla ve mühendis arkadaşı ile tanıştık. Tekneyi Malta’dan almışlar ve Karayipler’e götüreceklermiş. Tekne, zengin bir iş adamınınmış ve yılbaşını Karayipler’de geçirecekmiş. Kaptan, Atlantik’i 17. kez gececek olan bir profesyonel,   mühendis olan arkadaşı ise orduda görev yapmış eski bir denizciydi. İkisi de Alman. İşte böyle bir ekiple Aralık ayının 2’sinde yolculuğumuz başladı.

20141212_132003

Teknede bir göreviniz var mıydı?

Didem – Tabii, olmaz mı. Günlük hayatta çok basit gibi görünen şeyler teknede gerçekten zor olabiliyor. Mesela uyandığınızda yüzünüzü yıkamak bile büyük olay, suyu yakalayamıyorsunuz :). Böyle bir ortamda yemek yapmak da gerçekten zor. Dolayısıyla tekne sahipleri de yemek yapmak yerine konserve yiyeceklerle idare ediyorlar. Tabii 21 gün boyunca konserve yemek sıkıcı olabilir, sıcak yemek isteyebilirsiniz. Biz de bunu göz önünde bulundurduk ve yemek yapabildiğimizi ön plana çıkartarak reklam yaptık. Hazırladığımız el ilanlarında “Biz iki Türk kız kardeşiz, güzel yemek yaparız.” yazıyordu 🙂 . Kanarya Adalarında bu anlamda çok ciddi bir rekabet ortamı vardı. Herkes bir tekneye binebilmek için benzer şekilde el ilanları hazırlıyordu.

Senem – Tekneler genelde tek kişi alıyorlar yanlarına, bizim iki kişi olmamız dezavantaj gibiyken bu şekilde avantaja çevirdik. Teknede çiğ börek bile yaptık 🙂 . Ama tabii teknemiz büyük olduğu için şanslıydık. 18 metrelik, mutfak tezgahı olan özel tasarım bir tekneydi.

Daha önce hiç otostop çekmiş miydiniz?

Didem – Hayır.

Senem– Aaa küçükken yapmıştık 🙂 .

Didem– Onları saymıyorum. Üniversitedeyken şehir içinde arkadaşlarla sırf otostop çektik demek için bir iki durak binip indiğim olmuştur. Ama ona otostop diyemem tabii 🙂 . Otostop çekerek seyahat etmedik.

Senem – Ben de üniversitedeyken şehir içinde bildiğim yerlerde otostop çekmiştim. Aaa bir de yurtdışında Tel Aviv’de çekmiştim 🙂 .

Hiç tanımadığınız bu iki kişiyle yaptığınız 21 günlük seyahatte, kafanızda hiç soru işareti yok muydu? Denizin ortasındasınız sonuçta, korkmadınız mı?

Senem – Soru işareti olmaması mümkün değil tabii. Çok ekstrem hikayeler okuduk ama bunları annemize söylemedik 🙂 . Tabii şu da var teknenin sahibi sigortalı oluyor ama mürettebat sigortalı olmuyor genelde. Pahalı olacağı için genelde sözleşmeye böyle bir madde koymuyorlar. Biz bu konuda şanslıydık, tekne sahibi zengin olduğu için teknenin sigortasına dahil olduk.

Aslında çift taraflı bir tehlike var. Kötü insanlar olsaydık, biz de tekne sahiplerine zarar verebilirdik. Kimin ne yaptığını kanıtlamak da zor denizin ortasında. Tamamen karşılıklı güvene dayalı bir ilişki soz konusu. Evet, nahoş olayların yaşandığını duymuştuk ama biz güvenmeyi tercih ettik. Çünkü denizcileri aşağı yukarı tanıyoruz, sporcular gibi belli bir duruşları, mantaliteleri var.

Didem – Tekne sahibi olup, doğayla iç içe yasayan, diğer insanlara göre nispeten daha farklı hayat görüşleri olan insanların kötülük yapacaklarını düşünmüyorsunuz. Denizde herkes birbirine yardım eder, belli nezaket kuralları vardır. Biz de denizcilerin bu anlamda daha farklı olabileceklerini düşünerek hareket ettik. Ama tabii asıl onemli olan, güven. Evet, keyifli olduğu kadar zor da bir seyahatti. 21 gün boyunca dar bir alanda en yakın arkadaşlarınızla, akrabalarınızla bile olsanız sorun yaşayabilirsiniz sonuçta. Her gün aynı güne uyanıyorsunuz, yer gök mavi. Bazen hiç konuşmuyorsunuz, bazen de çok keyifli vakit geçiriyorsunuz. Psikolojik olarak zorlukları olan bir yolculuk, kesinlikle çok iyi hazırlanmak gerekiyor.

Teknede en güzel ve en kötü anınızı sormak istiyoruz 🙂 .

Didem – En kötü anımız buzdolabının bozulmasıydı kesinlikle. O kadar alışveriş yapmıştık, her şey bozuldu, atmak zorunda kaldık.

Senem – Teknede oldukça büyük bir buzdolabı vardı. Kaptan ve mühendis olan arkadaş et ağırlıklı yemek istediklerini söyleyince biz de denize açılmadan önce kilolarca et almıştık. Biz kendimize daha çok sebze almıştık. 6. günden sonra hepsini attık, sıcaktan bozuldu. Bu arada olur diye düşünüyorsunuz ama dalga boyunun çok yüksek olmasından dolayı balık yok 🙂 . Derin dalga olduğu icin balık gelmezmiş. Ama daha batıya ve Karayiplere yaklaştığımız zaman ilk balığımızı tuttuk. Christmas arefesindeydi galiba. En mutlu anımız da bu 🙂 .

Ekran Resmi 2017-02-13 16.47.2320141219_165112

Peki birlikte olmasaydınız da yapar mıydınız böyle bir seyahat? Belki bunu sonlara doğru sormalıyız ama?

Didem – Senem yapardı.

Senem – Evet, ben yapardım. Çünkü zaten istiyordum, yapmaya karar vermiştim. O zaman ne yaşayacağımı bilmiyordum çünkü (kahkahalar) .Cehalet mutluluktur kısmı bu (kahkahalar). Ben o güne kadar teknede tek bir gece bile geçirmemiştim. Didem zor olacağını söylüyordu, ama ben yine de cehaletimin verdiği iyimserlikle yapmaya kararlıydım. Ben gidecektim zaten, Didem de bana katıldı. İlanları incelerken Didem’e “Ben bulursam gideceğim, seni beklemem, bırakırım” diyordum. Didem de “Hayır, bensiz gidemezsin” diyordu. Ama tabii ki yanınızda kızkardeşinizin ya da en azından tanıdığınız birinin olması çok büyük bir avantaj, onu yaşadık. Tek başıma olsaydım belki daha kötü anılarım olurdu. Bir de denge olayı var. İki kişiye iki kişiydik. Azınlık olmamak ezilmememizi sağladı. Bir daha böyle bir fırsatım olsa yine Didem’le ya da sevdiklerimle yapmayı tercih ederim. Çünkü uzun yolda yanında sevdiklerinin olması önemli.

Peki bu bir kerelik bir şey miydi? Bir daha yapar mısınız?

Didem – Çok iyi bir tekneyle bir daha yaparım.

Senem – İsterim, hatta belki daha uzun bir geçiş yapmak isterim. Sevdiklerimle bir Pasifik geçişi yapmak isterim. Orada da Panama’dan başlayıp Avusturalya’dan devam ediyorsunuz.

Somut bir plan yok galiba şimdilik?

Didem – Şu anda yok.

Senem- Sanırım burada Emir’in (Senemin eşi) biraz yelken öğrenmesi, denize alışması gerekiyor. 6 hafta eşimden ayrı olmak istemem (kahkahalar) O zaman bekardım tabii 🙂

Atlantik’i geçtikten sonra yolculuğunuz nasıl devam etti?

Didem – Planda olmayan Dominik, Küba ve sonrasında Kolombiya, Bolivya, Peru, Brezilya, Şili, Arjantin, Uruguay seyahatlerimiz oldu, beş buçuk ay süreyle. Ayırdığımız bir bütçe vardı, onu tüketene kadar devam ettik.

Senem – Daha fazla da harcayabilirdik ama dönüşte hemen iş arama temposuna girmek istemediğimiz için dikkatli davranmaya çalıştık.

Afrika bizi çağırıyor ! 🙂

Peki anne- babanızın yorumu ne olmuştu bu seyahatinize? (Kahkahalar)

Didem – Babamın bir yorumu olmadı çünkü bizimle konuşmadı 🙂 (PD Notu : Ah, o babaların sessiz protestoları :))

Senem – Telefonlarımıza çıkmadı, biz hep annemle iletişim kurduk. Ertesi gün yola çıkacaktık, erkenden odasına gidip yattı… Döndükten sonra çevremiz yolculuğumuzla çok ilgilendi tabii, anılarımızı dinlemek istediler, babam duymamazlıktan geldi 🙂 Normal ilişkimize dönmemiz birkaç ay aldı.

Didem – Oysa öyle tipik bir baba değildir ama.. Tepkileri bizi şaşırttı. Biz bu tepkileri annemden bekliyorduk aslında. Annem tabii ki dramatik yaşadı, her telefonumuzda bizi çok merak ettiğini söyleyip sık sık aramadığımız için sitem etti.

Senem – Teknelerde telsiz telefonlar olur genelde. Çok pahalı olduğu için çok kullanılmaz, sadece güvenlik amaçlı ya da internetten hava durumu vs. bilgilerini almak için bulundurulur. Ama biz çok iyi koşulları olan bir teknede olduğumuz için telefonumuz vardı. Birkaç kere haberleştik. Sonradan telefonumuzun kontörü bitti, ulaşılamadık. O esnada birazcık (!) merak etmiş galiba. Ama biz annemizi, denizde ulaşılamayacağımız konusuna alıştırmıştık. İki çocuğu da o yolculukta olduğu için bu kısım onu çok endişelendirdi tabii 🙂 Haklı, ama bu yolculuk bizim seçimimiz, üzülmek de onun seçimiydi.

20141216_162306 20141222_170835

Tatiller bitti, sonra?

Didem – Ben yazı ailemle geçirmek istedim. Yazlıkta olabildiğince onlarla zaman geçirdim. Çok da keyifliydi. Dur Haziran seçimi geçsin, dur Kasım seçimi geçsin derken Kasımdan sonra iş aramaya başladım ve Nef’e girdim. Bir gayrimenkul inşaat firması gibi görünse de dinamik bir yapısı var. Yaş ortalaması genç. Zaten patronumuz ’82 doğumlu. Dolayısıyla daha dinamik ve yenilikçi. Ben finansta devam etme kararı aldım. Zaten niyetim kurumsal hayata dönmekti. Ama daha serbest, daha dinamik bir kurumsal hayatım var artık 🙂 Takım elbise yok, satış baskısı yok. İş arkadaşlarımı seviyorum. Genel olarak benim için işler yolunda. Ama tabii ki “alt tarafı iş hayatı” 🙂

Önümüzdeki yaz için tatil programı var mı?

Didem – Senem’in eşi İran asıllı. Onlara bir aile ziyareti yapmayı planlıyoruz. Onun dışında bir planımız yok.

Bol bol yiyin o şahane Farsi yemeklerinden 🙂 .

Didem ve Senem – Yeriz 🙂 .

Didem – Onun dışında kafamda belli rotalar var tabii. Zanzibar ve çevre ülkeler gibi..

Senem –  Afrika bizi çağırıyor ! 🙂

Didem – Evet, başka planlar da var. Gezgin ruhu hiç ölmüyor..

Senem, sen döndükten sonra neler yaptın?

Senem – Turizmde devam etmek istedim. Nisanda döndüm, mayısta tur yapmaya başlamıştım bile. Tur programım ve katılacak kişiler önceden belliydi, yayınlamıştım. İran turu yaptık. Birlikte gezmeyi sevdiğim ve benle gezmeyi seven bir grubum var. Dil bariyeri olan ama vakti ve nakti olan, gezmeyi de isteyen, yaş ortalaması yüksek bir grup… Daha çok kültür odaklı geziler yapıyoruz onlarla. Sıkı bir program yapıyorum turlarımda ama gelmeyip otelde kalmak da bir tercih tabii 🙂 İran turundan sonra Ramazan ayıydı, tatildi derken… web sitesini geliştirdim ve yazılarımı yazdım… Hala da Borajet, AnadoluJet, Skylife, Köşebucak Dünya gibi çeşitli dergilerde yazıyorum. Likealocalguide.com sitesinin İstanbul’daki en eski editörlerindenim.

Bir firmaya bağlı mı çalışıyorsun?

Senem – Tur düzenlerken bir acenta üzerinden yapıyorum tabii ki. Kendi acentemi kurmayı tercih etmedim çünkü o masrafa girmek istemedim. İşimin fiziki mekan ihtiyacı pek yok. Ayrıca ben zaten kurumsal olmak istememişim. Freelance çalışmaktan mutluyum.

Örneğin biz üçümüz bir tatil planı yapmak istedik. Sana internet siten üzerinden mi ulaşacağız?

Senem – Evet. Siz bana neler istediğinizi, hangi konularda benden destek istediğinizi söylüyorsunuz. Sadece yolculuk planı olmayabilir, nasıl pasaport çıkaracağını, nasıl vize alacağını bilmeyen çok kişi var mesela. Ya da rotanız bellidir, sadece nerelerde yemek yiyeceğiniz, konaklayacağınız konusunda desteğe ihtiyacınız olabilir. Yapacağım tur programının detayına göre bir danışmanlık ücreti belirliyorum ve planlamamı yapıyorum. Örneğin; biri 7 aylık hamile, diğeri uçuş fobisi olan bir çift için birinin uçak, diğerinin deniz-tren seyahati yapacağı ve aynı anda Roma’da buluşacakları bir yolculuk planı yapmıştım. Ya da bana bütçenizi söylüyorsunuz, o bütçeye göre size plan çıkartıyorum.

“Tailor made” deniyor buna, değil mi?

Senem – Aynen. “Seyahat Koçluğu” dediğim şey de tam olarak kişinin üzerine göre bir elbise dikmeye benziyor. Tatil içinde az sayıda günümüz var ve kişilerin tatillerini isteklerine göre geçirmeleri için onlara planlama aşamasında yardımcı oluyorum.

Sitendeki bütçe excellerini çok sevdik.

Senem – Teşekkürler, benim için de çok iyi oluyor. Daha da koymadığım excel dosyaları var. Gezerken bütçenizi bilmeniz lazım.

Senin tatil programını sormadık bu arada Senem?

Senem – İran turunu yaptıktan sonra 2015 Haziran’da Emir ile tanıştım. O arada Emir, bir master programını kazanmış ve Fransa’ya gitmeyi planlıyordu. Evlenip eylülde gidecektik. Ama vize çıkmadı ve burada kaldık. O da bu arada çalıştığı şirketten ayrıldı. Onun Türkiye’deki kanuni (oturma, çalışma izni vs.) işleri mesai aldı. Ev bulduk, yerleştik. Bu nedenle son bir yılda pek plan yapamadım. Martta Nevruz’da İran’a gitmeyi planlıyoruz. Hem aile ziyareti hem de İran’ı gezmeyi planlıyoruz. Sonrası Allah Kerim 🙂

Bu arada sormayı atladık glaiba, istifa edeceğiniz zaman çevrenizden nasil tepkiler aldınız ?

Didem – “Ne gerek var, hazıra dağ dayanmaz, kendini güvenceye al, ne yapacaksın?” (PD Notu: o sırada çevrede olanlar çok ilginç bir manzaraya tanıklık ediyorlardı. 5 kadın bir ağızdan tekerleme gibi belli cümleleri söylüyordu 🙂 )

“Artık bunu da sormayın, söylemeyin” dediğiniz bir soru oldu mu?

Senem – Benim en saçma bulduğum soru -ki çok soruluyor- “nereden buldun parayı?” Ben şöyle bir cevap veriyorum. “Pahalı bir saat aldığında, çanta aldığında, arabanı yenilediğinde bu soruyu kimse sormuyor, yolculukta neden soruyorsunuz?” Belki biriktirdim, belki kredi çektim, belki kredi kartıma taksit yaptırdım..

Çünkü insanlar gezmeyi bir lüks olarak görüyorlar.

Senem – Aynen. Otomobil lüks olarak düşünülmüyor mesela.

Didem – Son model telefona verilecek 3.000 TL ile ben kaç tane tatil yaparım 🙂 .

Kıyafetlerinin üzerinde eskimesi, paralanması güzel bir duyguymuş. Normal hayatımızda bir kıyafetimiz eskimeden ondan sıkılıyor ve yenisini alıyoruz.

Ya da otomobile verilecek 100.000 tl ile sırt çantasıyla dünyayı gezersin… Çanta demişken, iki kadın olarak o kadar uzun bir seyahatte çanta durumları nasıldı? 🙂

Senem – Hayatımızda ilk defa back-pack yaptık.

Didem – Otuzlu yaşlardan sonra zor oluyormuş hani ( kahkahalar).

Senem – Çünkü teknede yer kısıtlı. Aldığın çantayı bir yerlere tıkabilmelisin. Büyük bir bavulla kimse bizi teknesine almazdı.

Didem – 5-6 tshirt, iki tane şort, bir spor ayakkabı aldık yanımıza. Yıkadık yıkadık giydik.

20161212_DidemSenem_ikili

Az kıyafetle yolculuk bir farkındalık yaratıyor değil mi?

Senem – Tabii ki bundan sonraki bavullarımız daha küçük olacak.

Didem – Kıyafetlerinin üzerinde eskimesi, paralanması güzel bir duyguymuş. Normal hayatımızda bir kıyafetimiz eskimeden ondan sıkılıyor ve yenisini alıyoruz.

Senem – Didem kurumsal hayatta olduğu için biraz farklı tabii ama ben döndüğümüzden beri çok az kıyafet aldım. Eskiden hergün farklı kıyafet giyerdim. Şimdi, giyeyim, üstümde eskisin, başka bir kıyafete geçeyim istiyorum:) Zaten öteden beri kıyafette markacı kişiler değildik ama daha da azla yaşamayı öğrendik ve zevkine vardık. Finansçı olduğumuz için para yönetmeyi biliyoruz ve tabii bu bilgi de işimiz yaradı/yarıyor. Döndüğümüzde hemen iş bulma stresi yaşamadık, sevmediğimiz işlere girmek zorunda kalmadık örneğin.

Didem – Ben de şu anda eskisine göre daha tutumluyum. Çünkü az tüketim sana konfor alanı sağlıyor. Birikmiş bir paran olmasının konforunu bir kere yaşayınca ondan vazgeçemiyorsun.

Hem tatildesin, hem parasız değilsin, hem de kardeşinlesin… O beş buçuk ayın keyfini tahmin bile edemiyoruz.

Didem – İstanbul’a döndükten sonra da o keyif devam etti. Örneğin iyi restoranlara, iyi kulüplere gitmeyi severdik, onları evde yaptık. Evde iyi yemekler yaptık, arkadaşlarımızı davet ettik… Kahvelerimizi evde yapıp, termosa koyup Maçka Parkında içtik… Müzelerin ücretsiz günlerini takip edip ziyaret ettik…

Senem – Zaman olunca hayatı bu şekilde ucuzlaştırabiliyorsun. Örneğin uçak biletinin hafta içi ve hafta sonu fiyatları çok farklı. Hafta sonuna muhtaç olmayınca çok daha ucuza seyahat edip arkadaşın yazlığında tatil yapabiliyorsun. Zamanla parayı takas ediyorsun aslında.

Plazadan dünyaya takipçilerine önerilerinizi ve bizi ilk duyduğunuzda aklınıza gelenle şimdiki düşüncelerinizin farkını soralım son olarak.

Senem – Ben sitenizi incelemiştim, gördüğüm kadarıyla iş hayatından çıkmak isteyen ya da alternatif arayan kişilere yol gösterecek bir site gibi duruyordu. Gerçekten de öyleymiş:) . Çok güzel bir oluşum. İnsanların tecrübelerini başkalarına aktarmanız çok güzel. Ben de döndüğümden beri hikayemi anlatabildiğim her mecrada anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu hem yapılabilir bir şey hem de gençlerin, çocukların gelecek planları arasına bunu da almalarını istiyorum. Bu onlara bir dünya görüşü sağlayacaktır. Gençlerin kanına girmek istiyorum. Bu konuda bize aracılık ettiğiniz için de size çok teşekkür ederiz.

Bu hikayelerin insanlara ilham vermesini istiyoruz. “O yapmış, ben de yapabilirim” dedirtmek istiyoruz böyle bir arzusu olanlara.

Senem – Kesinlikle, aşağı çekenler hep var ve çoklar çünkü. Bir yaşam koçu arkadaşımla konuşuyorduk. Ona anlatıyordum “işimden mutsuzum, işten ayrılmak istiyorum” diye… Bir gün bana dedi ki “Senem ya kendini kandırıyorsun ya da bizi. İşten ayrılmak istiyorsan iş ararsın, bulursun ve çıkarsın. Kalmak istiyorsan da kendini kandırmazsın. Orada kalıyorsan kendin için bir çıkarın var. Belki sana verilen titr, belki patronunun takdirinin verdiği tatmin…” Kendinle yüzleşebilmek çok önemli. İnşallah bu hikayeler okuyanlara bunu sağlar. Umarım herkes hayallerine ulaşır, en azından hayal kurmaya başlar. Çünkü o tempoda hayal bile kurmuyoruz. Ne istediğini bile bilmeyen bir çok insan var. Belki bu röportajı müdürler okur, çalışanlarına izin verir… (kahkahalar)

Didem – Bir kere isminiz çok güzel. Olayı tamamen özetliyor. Maalesef biz plazaların içinde işçi arılar gibi çalışıp o petekleri doldurmaya çalışıyoruz, dünyaya bakamıyoruz. Herkesin arada bir kafasını kaldırıp dünyaya bakması lazım.

Belki de gezgin ruhumuzun öğrettiği bir şey; Türkiye dışında da bir hayat var, farklı doğalar, farklı kültürler, farklı yaşamlar var. Mesela bizi en çok etkileyen yer Güney Amerika oldu. O kadar güzel doğal eserler varmış ki.. Gökyüzü başka bir mavi, bulutlar bambaşka… Machu Picchu, Uyuni Tuz Çölü, İguazu Şelaleleri mutlaka görülmesi gereken doğa harikaları bizce. Doğaya ilginiz varsa mutlaka gitmelisiniz. Machu Picchu’da 6 saat geçirdik. Gezilecek çok bir yer de yoktu, ne yaptık inanın hiç hatırlamıyoruz ama çok huzurlu ve sakin vakit geçirdiğimizi söyleyebilirim.

Anda kalmışsınız yani.

Didem ve Senem – Tamamen.

Didem – Bir de Pfizer’ın bizi destekleyici haber yapması çok hoşumuza gitmişti.

https://twitter.com/PfizerTurkiye/status/713319412871376896

Sizden ve Özgür İnam’dan başka teknostop yapmış Türk var mı?

Didem – Var. Bizden önce yapanlar var, bizden feyz alarak yapan da oldu. 10 civarı kişi var. İki kızkardeş olarak teknostop yapan tek olabiliriz. Sayımız az ama artsın:) .

 

Mini Test/ O mu, bu mu?

  1. Çay mı kahve mi? Çay
  2. Kedi mi köpek mi? Didem: Kedi  Senem: Köpek
  3. Topuklu mu babet mi? Babet
  4. Pizza mı lahmacun mu? Lahmacun ( PD notu : O kadar içten söylediler ve sonrasına öyle tarif ettiler ki röportajdan sonra lahmacun yemeye gittik:))
  5. Vezir mi piyon mu? Didem:Vezir  Senem:Piyon
  6. Twitter mı Instagram mı? Instagram
  7. Mac mi PC mi? PC
  8. Canon mu Nikon mu? Canon
  9. Siyah mı beyaz mı? Beyaz
  10. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan? Yumurta tavuktan

Çok teşekkürler bizimle hikayenizi paylaştığınız için

Senem-Didem: Rica ederiz 🙂

20161212_DidemSenem_besli

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Atlantik’i Teknostopla Geçen Kardeşler“ için 3 yorum yapılmış.

  • Güzellik Meselesi

    (Mayıs 18, 2017 - 1:21 pm)

    Harika bir yazı olmuş 🙂

    • İrem Devseren

      (Mayıs 19, 2017 - 5:43 am)

      Çok teşekkür ederiz… 🙂

  • AYŞE TARHAN

    (Haziran 22, 2017 - 1:20 pm)

    Yazı güzel. Teknostop olayı da çok güzelmiş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir