Aylaklığa Övgü – Bertrand Russell

bertrandrussell

Plazadan Dünyaya’cı arkadaşlarımdan “Ali Tanrısever, konuk yazar olarak bize bir kitap tanıtım yazısı gönderse ya…” teklifi alınca gözüm hemen yanı başımdaki sehpanın üzerinde duran ve kapağında “Aylaklığa Övgü” yazan kitaba gitti. Ve gülümsedim. Ne yalan söyleyeyim muzurca bir gülümsemeydi. Tamam, mottoları “alt tarafı, iş hayatı”ydı ama kendi deyimleriyle üç palaza kaçkınına Bertrand Russell’in Aylaklığa Övgü’sünü yazmak az da ironi içermiyordu hani. Keyifli bir bloga, ciddi ağırbaşlı abi havalarında bir giriş yapmak istemeyişimden kaynaklı bu başlangıçtan sonra gelelim kitaba.

Tüm bu yumuşak girişime rağmen Russell bayağı ciddi. Öyle ironi falan yapmıyor.

Anlatmak istediğini ince mizah duygusu ile harmanlayarak sevimlileştirmek ve böylece daha rahat kabullendirmek derdinde değil. Aylaklıkla birlikte toplum mühendisliğinden mimarlığa, komünizmden faşizme, batı uygarlığı eleştirisinden gençliğin sorunlarına, böceklerden kuyruklu yıldızlara, karı-koca ilişkilerinden ruhlara kadar bir çok konuda “denemeler” diyebileceğimiz başlıklar altında görüşlerini sıralıyor. Sıralamakla kalmadan sorun olarak gördüklerine de çözüm önerileri getiriyor. İlginç olan ise 1932 yılında yazılmış bu çözümlemelerin günümüz dünyasında hala geçerliliğini koruyor olması ve çözüm önerilerinin ise bize mantıklı geliyor olması.

Örneğin son zamanlarda sıkça duyduğumuz, herkesçe paylaşılan şu sözü kitabın temel çıkış noktasını oluşturuyor.

 “Çalışmak abartılmış bir eylemdir”..!

Kitabın hemen başında;

Dünyada gereğinden çok çalışıldığını, çalışmanın erdem olduğu inancının büyük zararlar doğurduğunu, modern endüstri ülkelerinde vaaz edilmesi gereken şeylerin öteden beri vaaz edilegelmekte olanlardan çok değişik olduğunu sanıyorum.”

der ve şu hikaye ile devam eder.

Napoli’de dolaşan bir gezginin öyküsünü herkes bilir: Yattıkları yerde güneşlenen on iki dilenci gören bu gezgin (olay Mussolini zamanından önce geçer), bunlardan en tembel olduğunu kanıtlayana bir lira vereceğini söyler. Dilencilerden on bir tanesi yerlerinden fırlayıp, liranın kendi hakları olduğunu iddia ederler, bunun üzerine gezgin de parayı yerinden kıpırdamayan on ikinciye verir.

Hikayenin hemen ardından da şu cümle gelir.

O gezgin tam yerine düşmüş. Ne var ki, Akdeniz güneşinden nasibi olmayan ülkelerde aylaklık daha zordur ve insanlara aylaklık aşılamak için yoğun bir propagandaya ihtiyaç vardır.”

İnsanın çalışma zamanları dışında kalan saatlerinin, yani boş zamanının medeni yaşamın bir gerekliliği olduğunu söylemekle birlikte, bu boş vaktin akıllıca kullanılmasının da bir uygarlık ve eğitim sonucu olduğunu belirtmeden geçemez.

Russell, hiçbir şekilde başkalarının emeği sayesinde mümkün olabilen aylaklığa övgü düzmez. İsyanı, başkalarının; kendisi gibi aylak kalmasını hiç istemeyen bu insanlaradır. Aylaklığın sadece bu sınıflara ait bir imtiyaz olmadığını, bütün toplum için eşit dağıtılan bir hak olması gerektiğini söylerken “Çalışma ahlakı köle ahlakıdır, modern dünyada ise köleye ihtiyaç yoktur” diye haykırır adeta.

Diğer yandan;

Geçmişte ufak bir aylak sınıf, büyük bir çalışan sınıf vardı. Aylak sınıf, toplumsal adalet açısından hiç de hak etmediği imtiyazlardan yararlanıyordu; dolayısıyla bu sınıf ister istemez baskıya yöneliyor, nefret uyandırıyor ve imtiyazlarını haklı gösterecek kuramlar icat etmek zorunda kalıyordu. Bu olgular aylak sınıfın mükemmelliğini büyük çapta azaltmış, ama bu gerilemeye rağmen, bizim uygarlık dediğimiz şeyin hemen hemen tümünü bu sınıf yaratmıştır. Sanatı geliştiren, bilimleri bulan bu sınıftır; bu sınıf kitaplar yazmış, bu sınıf felsefeler ortaya atmış ve toplumsal ilişkileri bu sınıf inceltmiştir. Hatta baskı altındakilerin kurtuluşu bile genellikle yukarıdan aşağı doğru gelişmiştir. Aylak sınıf olmasa, insanlık barbarlıktan hiç kurtulamazdı.

derken çelişkiye düştüğü sanılmamalıdır.

Çünkü burada babadan oğula geçen aylaklıktan bahsedilmiyordur.  Babadan oğula geçen bu aylaklıkta çocuğa hiçbir şekilde çalışmak öğretilmediği gibi, bu sınıftan olanlar bütünüyle olağanüstü bir zekaya sahip de değillerdir. Burada bahsi geçen sınıf; burjuvazi ve imtiyazlı toprak sahipleridir. Bizi barbarlıktan kurtaran aylak sınıf ise hem çalışkan hem de akıllıdır. Onlar günde dört saatten çok çalışmak zorunda kalmayacağı bir dünyada bilime meraklı ise bilimle uğraşabilecek; her ressam, tabloları ne kadar mü­kemmel olursa olsun, aç kalmadan resim yapabilecektir. Genç yazarlar, anıtsal eserlerini verebileceklerdir, akademisyenler eserlerini çoğunlukla gerçek yönünden noksan bırakan akademik çalışma yönteminin bağlayıcılığı bulunmaksı­zın kendi fikirlerini geliştirebilecekler, tıp insanlarının tıbbi gelişmeleri öğrenecek kadar zamanları olacak, öğretmen­ler kendi gençliklerinde öğrendikleri ve aradan geçen zaman içinde gerçeğe uymadıkları meydana çıkmış olabilecek şeyleri alışılagelmiş yöntemlerle öğretebilmek için kendilerini parçalarcasına çabalamak zorunda kalmayacaklardır.

Bir nevi “yaratıcı aylaklık…”

Aylaklık kelimesini bu kadar kullanınca insanın aklı ister istemez, içinde “aylak” kelimesi geçen başka bir kitap ismine gidiyor.

Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” isimli kitabına.

Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.”

der orada.

Russell ise

Hepsinden önemlisi, sinir bozukluğu yerine, yorgunluk, bıkkınlık, hazımsızlık yerine mutluluk olacak, yaşama sevinci bulunacaktır. Zorunlu çalışma, boş zamanları zevkli kılmaya yetecek kadar olacak, ama bitkinlik yaratacak kadar olmaya­caktır. İnsanlar boş zamanlarında yorgun olmayacaklarından sadece edilgen ve yavan eğlenceler istemeyeceklerdir. “

der.

Ne kadar aynı kapıya çıkan cümlelerdir…

Ali Tanrısever

Konuk Yazar  hakkında:

alitanrisever
Fotoğraf: Dayk Danzig

1958 doğumlu, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir Kadıköylü. İzmir, Bodrum, Ayvalık seferlerinden 22 yıl sonra tekrar doğup büyüdüğü Yeldeğirmeni’ne dönen, İFSAK üyesi fotoğraf sanatçısı, yazar. Ağırlıklı olarak kendi blogu olan Masterbroccoli‘de fantastik hikayeler yazar… Aylık Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi Lemur Dergi’nin ve Kitapeki’nin düzenli yazarı. Şimdilerde PlazadanDünyaya’da konuk yazar 🙂

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir