Bahar’ın Geldiğini ve Tünelin Ucunda Yaz Olduğunu Hatırlatan 15 İşaret

Bugün 1 Mayıs, teorik olarak baharın 3. ayının ilk günü. Bir ay sonra yazın başlamasını bekliyoruz. Tabi bazı yıllar, baharı anlamadan yaza geçtiğimiz ya da bir türlü kışın bitip baharın başlayamadığı dönemler de olabiliyor. Küresel ısınma, mevsimlerin kayması derken, teorik olarak değil de, kişisel olarak baharın geldiğini, bahardan sonra artık yazın da geleceğini gösteren işaretleri toparlamanın vakti gelmişti diye düşündük. Ufak bir kamuoyu araştırmasıyla aşağıdaki sonuçlara ulaştık 🙂

Günün önemi açısından da, fabrikada makinesinin başında, tarlada çapasının ucunda ve plazada bilgisayarının başında ter döken, beynini harcayanan herkesin 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı kutlu olsun…

SelcukErdem_bahargeldi

1- Bahar temizliği ile başlayan, sadeleşme çabasıyla devam eden süreç. 

Kış bitti, aman bahar geliyor derken, zaten göz açıp kapayıncaya kadar hızla geçiyor bahar… Önce kışlıkları kaldırmakla işe başlıyor insan. Zaten son zamanlarda, eskilerin tabiriyle “dip bucak şöyle bir bahar temizliği yapmak gerek, a komşum” diyen annelerden, “bu sefer kesin kararlıyım, evde minimal olacam, hayatımda sadeleşecem” diyen yeni nesle hızla bir geçiş yaptık.

Hala bahar temizliğine başlamamış olanlar için tüyolar burada 🙂 ‘Bundan sonra artık minimal-sade olacam’ deyip hala okumamış olanlar için de konuyla ilgili yazılarımızı da buraya usulca bırakıyorum.

2- Yaza girerken fazla kilolardan kurtulma taktiklerindeki artış.

Evdeki fazlalıklar derken, kadınların en büyük derdi olan kilolardan söz etmemek olmaz tabii. Her yıl olduğu gibi “Akdeniz Diyeti”, “Karadeniz’in en çok kilo verdiren diyeti”, “Ege’nin taze otlarıyla detoksu”, “5 günde verdiklerini geri aldıran Antep/ Hatay diyeti” derken…

Eskiden sadece dergi ve gazetelerde olan mucize diyetler, artık birçok sosyal medya hesaplarıyla birlikte burnumuzun ucunda artık. Her taymlayn’a en az 3 diyet, 5 detoks düşerken “kilo vermek mi?” yoksa “sağlıklı bir yaşam mı?” sorularının bitmeyeceği günlere doğru yelken açmış durumdayız. Sahi siz hangi tarafın diyetisiniz?

is sonrası kafe

3- Günlerin uzamasıyla iş çıkışında havanın hala aydınlık olması, beyaz yakalılara zaman kalması.

Son iki senedir yaz saati uygulamasının devam etmesiyle, kışın kör karanlıkta gidilen okul ve iş yerinin yerini, artık gün ağardıktan sonra yola çıkılan günler aldı. Belki de bunlardan daha da önemlisi, beyaz yakalı işten çıktığında karanlık çökmediği, kendisine daha çok zaman kalmaya başladığında baharın geldiğini, yazın yolda olduğunu anlar.

Ooo çıkarsın işten (umarım mesaiye kalmazsın bu sıralar), ver elini arkadaşlarla buluşma, sonrası gelsin kahve, gitsin… (artık ne içeceğin de sana kalsın beyaz yakalı, ben müjdeyi verdim zaten)

4- Yaz tatiline daha varken, haftasonlarını uzatma çabaları (ecnebilerin deyişiyle long weekend) ve kaçamaklar.

Özellikle yaz tatilini çeşitli sebeplerle geç alacakların kullanmayı tercih ettiği bir yöntem olarak karşımıza çıkar. Bu durumda kış başında alınan uçak biletleriyle uzak diyarlara gidildiği gibi, sahil şehirlerinde yaşayanların yazlıklarına geçmesi de görülenler arasındadır. Resmi tatillerin (23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs gibi) -bu sene olduğu gibi- hafta sonuna yakın bir gün olduğu yıllarda, bu kaçamaklar daha da kolaylaşır. Stratejik karar verip, aksiyon almak önemlidir.

cagla

5- Tezgahların çağla, çilek, erik, yeni dünya gibi meyveler ve enginarla dolması

Doğanın uyanmasıyla ürünler artmaya ve bollaşmaya başlar. Bunun sonucunda, pazarlar, manavlar mis kokulu taze meyve ve sebzeyle dolar. Sanırsın havaya taze meyve esansı sıkan bir cihaz koyulmuş gibi hisseder insan. Hoş çoğu zaman daha buzdolabına bile koymadan 1/3’ü mideye gider zaten çağlanın, eriğin, hele bir de yanında tuz varsa değme keyfe 🙂

Güzel kokulu meyvelerin yanı sıra, konservesine ve kurusuna alıştığın, enginar, bezelye, bakla zamanı da gelmiş olur ki, sofraların da hafifleme zamanıdır artık 🙂

6- Yer gök rengarenk çiçeklerle dolar taşar

Bulunduğun coğrafyanın illa ki baharda giyindiği bir süsü vardır. Doğadayken bunu anlamak çok kolay olurken, şehrin göbeğinde, beton binaların arasında sıkışmışken daha zor oluyor. Gerçi doğa, insana rağmen, o kadar inatçı ki, en ufak yeşillikte papatya sardığına şahit ediyor insanı. Boğaz, erguvanlarıyla mora bürünürken; Anadolu da gelincikle kırmızı gelinliğini giyer… Bir de üstüne papatya taçları güzel kadınların saçlarını süsler (evet, benim doğaya kaçma zamanım gelmiş, kesin bilgi).

Havalar iyi gidince şehir insanı parkları doldurur, çocuk parkında daha kuru oyuncaklar minikleri bekler. Özellikle iş çıkışları ve hafta sonlarında sahildeki parklarda iğne atsan yere düşmez, koltuğunu kapan gelir. Hafta içi mesai saatlerindeyse, freelancerlar parklarda çalışma imkanı bulunca, beyaz yakalı arkadaşlarını sinir etmeye başlarlar.

Çizgili pijamalar artık tedavülden kalksa da, börek-kek hazırlanınca piknik sezonu açılır. Aman alerjik bünyelerin dikkat etmesi gereken zamanlarda artış olur (bakınız madde 7).

7- Polenler yüzünden alerjik arkadaşların gün yüzüne çıkması.

Bahar bütün güzellikleriyle arzı endam ederken, bu durumdan maalesef mağdurların olması içten bile değildir. Hele bir de rüzgar da çıkmışsa, o sevimli çiçek açan ağaçlardan yayılan polenler bir güzel etrafa savrulur. Siz bunu hemen fark etmeseniz bile yanınızdaki alerjik bünyeli arkadaşınızın hapşırmasıyla kendinize gelirsiniz.

Alerjik bünyeler, bir yandan hapşırırken, diğer yandan boğaz tıkanması ve burun şişmesiyle pek hoş bir durumda olmazlar. Bu noktada, en yakın eczanenin nerede olduğunu bilmek önem taşır.

8- Sadece polenler değil; karası ve sivrisiyle sinekler de ortaya çıkar.

Havanın ısınması iyi güzel de, polen dışında, bünyelere zarar veren bir dizi arkadaşların da ortaya çıkması içten bile değildir. Özellikle yeşilliklere yakın arkadaşlarının yakinen tanıdıkları sinekler arzı endam etmeye başlarlar ki, düşman başına. Artık ilaçlama mı olur, kişisel olarak çözüm alternatifleri mi olur bilinmez de, önceden bu konuda da önlem alınması şiddetle tavsiye edilmektedir.

9- Sokaklarda bot giyenlerle parmak arası giyenlerin aynı anda görülmesi.

Elbet kış gidecek, o güneş açacaktır da, mevsim geçişi pek bir zor olur. Isınan havaları görünce, çorapsız ayakkabı giymelerle başlayan süreç, parmak arası terliğe kadar uzanır. Ancak ertesi sabah yağan yağmur ve çıkan rüzgar yüzünden de o montlar bir türlü kalkamaz.

Efil efil uçuşan elbiseler ortaya çıkar da, eve akşam geç döneceksen kalacaksan, üstüne ne alacağını bilemezsin. İşte tam da bu yüzden aynı anda mont giyenle, parmak arası giyenleri görür bu gözler. Kışlık kıyafetleri kaldırmaya niyet eden de zaten bir anda kendini bahar temizliği yaparken, sadeleşmeye giderken buluverir (bakınız madde 1).

caddede sandalet

10- Evde terliklerin atılması.

Evlerdeki ısınma sistemleri, baharın geçmesi ve yazın yaklaşmasıyla, önceleri sadece akşamları yanarken, sonrasında tamamıyla kapanır. Tabi sadece sistemlerin kapanması yetmez, çok sıcak memlekette yaşınılıyorsa, evdeki halıların da naftalinlenip kalkmasıyla sonuçlanır.

Bazı arkadaşların kış boyunca çıkarmadıkları, kalın çoraplar, anne örgüsü patikler, yerini parmak arası hafif terliklere bırakır ve hatta bazı arkadaşların bunların hepsini reddederek evde terliksiz yani yalın ayak dolaşmasından anlarsınız, yaza az kalmıştır 😉

11- İş yerlerindeki ısınma hareketleri.

Evlerdeki ısınma sistemleri dedik ya, penceresi açılmayan plazalardaki ofislerde -tam da bu sıralarda- yeni çekişmeler başlar. Özellikler erkekler klimaların köklenmesi için yaptığı kulisler, genellikle kadınların ofisteki baş malzemelerinden olan şalların çıkmasıyla barış sağlanır.

Bu sırada, şantiyelerde dirsek çürütenler için gün doğar, çünkü hiçbir ısıtma sistemi barındırmayan şantiyelerde bütün kış, kat kat montlar, bere üstü giyilen bereler bir kenara atılır, neden? Çünkü şantiye ortamları da artık ısınmıştır, insan evladı gibi giyinmek yeterli olur.

12- Toplu taşımalarda bir arada kalmanın daha da zorlaşması.

Gerçi bu ısınma hareketleri toplu taşıma araçlarında da görülmeye başlanır. Kış boyu bir hamam kıvamında ısıtılan otobüs, metrobüs ve zaman zaman metrolarda bu sefer bir soğuk hava dalgası başlamış olur. Ancak bununla birlikte mevsimsel olarak artan terleme miktarıyla sonucunda, burunların kırılma mevsimi gelmiş olur. Sosyal medya ortamlarında kişisel temizlik nidaları da başlar ancak bazıları ne yazık ki, bu nidalardan nasibini hala almaz.

bouquet-celebration-color-169190

13- Düğün-nişanların artması, sürekli eller havaya durumu

Yaz demek, düğün mevsimi demek… Üniversiteden mezun olup, işe girdiğin yılların yazlarında, hafta sonu başı düğün ortalaması 3 civarındadır. Tabi bu düğünler biz kadınlar için, elbise aramak, aksesuar seçmek, saç yaptırmak ve “geç kaldın” yakınmalarıyla doludur.

Düğünler aynı zamanda; dans etmesi sevenler için cennet, danstan (yani oynamaktan) nefret edenlerle büyüklerin “darısı başına evladım” demelerinden kaçmak için bucak bucak kaçanlar açısından cehennem şeklinde geçer. Ramazan ayının yaz başına denk gelmesiyle son yıllarda bahar düğünlerinin de arttığından söz etmek mümkündür.

14- Açıkhava konserleri, birbiri ardına gelen festivaller; Ege için ot-sebze festivalleri.

Üniversitedeyken sınavlar yüzünden katılamadığın şenliklerin acısını, büyüyüp işe girince festivallerle çıkartacam dersin ama nafile. Çoğu zaman stratejik davranmadığın için bilet bulamama riskiyle karşı karşıya kalırsın. Yoksa baharın gelmesiyle birbiri ardına, farklı illerde film, müzik festivalleri başlar. Son yıllarda Ege’deki kasabalarda farklı ot ve sebze festivallerine ek olarak, büyükşehirlerde “hadi fit olalım, fit kalalım” festivallerinin de arttığı gözlenmiştir. (Egenin her kasabasında her yıl bir yenisi eklenen ot-sebze festivallerini de, uzun hafta sonuyla birleştirebilenlere de buradan bir selam olsun).

O yüzden aman diyeyim, ajandamıza notları iyi alın ki, önümüzdeki festivalleri, açık hava konserleri kaçırılmasın.

15- Kadınların kuafördeki mesainin artması.

Bahar temizliği bitti, kışlıklar kaldırılırken, gardırobun artık sahibi incecik bluzlar-pantolonlar, efil elbiseler; portmantoda ise açık ayakkabılar, bantlı sandaletlere olmaya başlar. Artık kalın mus çoraplardan, incecik çoraplara ve hatta çorapsız çıkınlan günlere gelinir.

E bunun için malum pediküründen ağdasına, kuaförde geçecek uzun zamanların olması demek ki, detay vermeme gerek yok hemşireler, anladınız siz onu.

*******

Peki ya size baharı ve yazı anlatan işaretler nelerdir?

Fotoğraflar: pexels.com; Zeynep Erdoğan

Karikatür: Selçuk Erdem

Zeynep Erdoğan

plazadandunyaya_profil_zeynep02_2

Yemek yapmayı ve paylaşmayı terapi olarak gören bir blogger; vizörünün arkasındayken diğer terapisinde olan bir ileri amatör; utanmasa kapının gıcırtısıyla rakseden bir “dandöz”; orta avlu’nun 35lik’i; yeğenlerinin asker arkadaşı; fil hafızalı yer-yön uzmanı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir