Balmumu Kraliçesi

Gamze Sezginer kimdir?

Endüstri mühendisliği okuduktan sonra perakende sektöründe üretici bir firmada çalışmaya başlamış, -çoğunluğun aksine kötü kurumsal tecrübeleri olmamasına rağmen- 12 yılın sonunda kendi işini yapmak istediğini farkederek kurumsal hayattan girişimciliğe geçmiş biri Gamze Sezginer. Gamze ile eski kurumsal hayatını, yeni girişimcilik hikayesini, Cru Organics‘in doğuşunu ve daha bir çok şeyi konuştuk, hatta bazen gülmekten konuşamadık :))

IMG_1285

Merhaba Gamze, hoş geldin 🙂 Nerelisin, nerede büyüdün, nere(ler)de okudun?

Merhaba, hoş bulduk 🙂 Bursalıyım. Bursa’da doğdum, büyüdüm. Üniversite için ise Kıbrıs’a gittim, endüstri mühendisliği okudum. Okuldan sonra Bursa’ya geri döndüm. 6-7 ay kadar işsiz kaldım. Daha sonra perakende sektöründe üretici bir firmada işe girdim. Ve tam 12 yıl boyunca da aynı firmada devam ettim. Şanslıyım ki, kötü kurumsal tecrübelerim yok. Elbette üzüldüğüm ve yorulduğum zamanlar oldu ama genelde çok severek çalıştım, çok güzel günlerim oldu, gönül bağım asla bitmeyecek.

İstanbul’da çalışmadığın için olabilir… (gülüşmeler)

Olabilir :). Tabii küçük yerde çalışmanın avantajları olduğu kadar dezavantajları da var. Evet, Bursa’da sanayi çok gelişmiş ancak İstanbul’daki kurumsal anlayış ile Bursa’daki aynı değil.

Aslında İstanbul’daki firmaların çoğu da (büyük şirketler bile) gerçek anlamda kurumsal değil… (Zeynep)

Doğrudur. Kurumsallığı şu şekilde anlayabiliyoruz bazen: Belirli yazılı kurallar, kanunlar var ve her çalışan o kurallara uyum sağlayarak çalışmak zorunda. Ancak insanın var olduğu bir yerde bu kadar rijit kuralların uygulanmasını anlamlı bulmuyorum. Evet burası bir fabrika, makineler var ama insanlar da var. Farklı şirketlerde başarılı olmuş bir anayasayı -buraya adapte etmeden- uygulayamayız. Her firma bir yapı ve hepsinin bir karakteri ve kültürü oluyor. Bu sebeple en sık yapılan hata, başka işletmede işleyen sistemi, yaşayan kültürü başka bir işletmeye entegre etmeye çalışmak.  İşte bu yüzden gerçek anlamda kurumsal olamıyoruz bence.

Peki endüstri mühendisliği okuma bilinçli bir tercih miydi?

Aslında en büyük hayalim biyolog olmaktı. Ama olmadı… Mühendis olmak bilinçli bir tercih değildi benim için. Ama hepimiz biliyoruz, bizim dönemin en popüler tercihlerinden biriydi.  

Bir kadın olarak üretimde çalışmanın zorluklarını yaşadın mı?

Evet yaşadım. Hem çok gençtim hem de çok tecrübesiz… Ön yargıları yıkmak, beraber çalışmaya alışmak zaman aldı elbette ama komik anılarım var hep aklımda… En komik tecrübem de canavar ve işkencenin; taşlama makinesi ve mengene olduğunu öğrendiğim gündü 🙂

Bu arada psikolojik olarak da etkilendiğim çok olay yaşadım. O kadar erkeğin içinde çalışmak kolay değildi gerçekten. Her seferinde orada olduğumu hatırlatmak zorunda kalıyordum. Çünkü – daha önce de dediğim gibi- üretimde bir kadınla çalışmaya alışık değillerdi. Ama ne yazık ki bir süre sonra bu sistem seni de içine alıyor ve kadın kimliğinden çıkarak erkekleşmeye başlıyorsun. Çünkü işleri ancak öyle yürütebileceğinin farkına varıyorsun. Çok korkunç gerçekten…  Ve maalesef bu durum, hayatının çoğu işte geçtiği için, sosyal hayatına da yansıyor. Sosyal hayatında da böyle konuşan bir kadın olmaya başlıyorsun. İşin garip tarafı bir yandan da böyle olmayı seviyorsun.

Çünkü güç sende.

Evet güç bende ama çok yanlış bir yerden, çok yabancı haliyle bende…. Mış gibi yaparak yıllar geçiriyorsun aslında, bunu farkettiğimde, kendimde gördüğüm kişi gerçekten çok yabancıydı bana.  İyi ki farkına vardım, bu durumu kanıksayarak çalışan çok kadın var.

Ama zamanla gerçekten çok şey değişti, insanların bakış açısı değişti. Ama kolay olduğunu söyleyemem, çünkü insanlardaki sabit bakış açısını değiştirmek çok zor.

* Devamı için yukarıdaki “Girişimci olmak için ilk adım…” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Girişimci olmak için ilk adım...

Peki, her şey yolunda gitmeye başlamışken ne oldu da istifa ettin?

12 sene sonunda artık kendi işimi yapmak istediğimi farkettim. Sektörel bir iş planıydı. Makine satacaktım 🙂

Geldin mi satışa… 🙂  

Aynen 🙂 Moskova’daki Makine Fuarı’na gitmek için uçak biletimi aldım. Ve gitmeme bir hafta kala hamile olduğumu öğrendim. Tabii ağlamalar, sızlanmalar, ben iş kuracaktımlar falan havada uçuyor… İnsanın gerçekten çok enteresan bir ruh hali oluyor o zaman. Doktorumdan izin aldım ve Moskova’ya gittim, görüşmelerimi yaptım. Ama fuar inanılmaz boş ve berbattı. Eğer hamile olmayıp da oraya bütün motivasyonumla gitseydim büyük hayal kırıklığına uğrardım. Döndükten sonra mide bulantılarım başladı ve 5 ay aralıksız devam etti. İlk başlarda; ne var canım ilk defa hamile kalıp da iş kuracak insan ben miyim, her ikisini de yürütebilirim, diyordum ama mide bulantısından 5 ay yataktan kalkamayınca iş fikrim rafa kalktı mecburen. Kartvizitlerim bile basılmıştı… Sonra bir gün bir arkadaşım Tibet’ten geldi huşu içinde 🙂 O sırada ben de evde 5 karış surat yatıyorum. O zamana kadar hep çalışmıştım, ilk defa evde oturuyordum ve kendimi işe yaramaz hissediyordum. İşte böyle bir durumdayken arkadaşım, “Hayatı biraz akışına bırak. Belki de şimdi çocuk büyütmenin zamanıdır, belki de hayat sana mola verdiriyordur.” diyerek bir şeyleri farketmemi sağladı.

40CF65BD-C69A-4ECF-ABD6-CED590D8FB00

Memur bir ailede mi büyüdün? Eğer öyleyse, böyle hissetmende onların da etkisi olabilir?

Hayır, annemin de babamın da kendi işi var. Demek istediğinizi anlıyorum ama memur bir ailede büyümediğim halde girişimcilik anlamında çok da rahat olamadım. Başak burcuyum, kural varsa uyarım ve uyulması gerektiğini düşünürüm. Dolayısıyla da o işe yaramamazlık hissi beni çok mutsuz etti. Belki de ilk baştan bebeğimi doğurup büyüteceğimi kabul edip kendime zaman verseydim daha güzel bir hamilelik geçirecektim. Devamında da hamileliği çok sevmedim zaten ama anneliği çok sevdim.

Peki doğumdan sonra işine kaldığın yerden devam edebildin mi?

Can 2,5 yaşına gelene kadar tam anlamıyla çalıştım diyemem. Zaten öncesinde de iş düşünecek çok fazla vakit olmuyor. Bulduğun boş anda, sessizlikte duvara bakmak istiyor insan… Çocuğuna kendi bakan anneler ne demek istediğimi anlayacaklar 🙂 Can büyüyüp biraz bağımsızlaşmaya başladığında “ ben ne istiyorum?” diye düşünmeye başladım.

* Devamı için yukarıdaki “Cru Organics doğuyor…” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Cru Organics doğuyor...

Eveeet, gelelim Cru’ya… Nasıl ortaya çıktı ve öncesinde sinyallerini nasıl verdi?

Mum yakmayı her zaman çok sevdim. Piyasadan aldığım mumları yaktıktan sonra başımın ağrısı asla geçmiyordu. Geçen yıl aralık ayına kadar bunu hiç muma yormamıştım. Can ile birlikte Kars’a bir tren yolculuğu yapıyorduk. Can uyuduktan sonra bu durumu araştırmaya karar verdim ve mumun uzun süre yanmasını sağlayan parafin ve başka etken maddelerin buna neden olduğunu keşfettim. Hatta tolien maddesi solunduğu için, yurtdışında bu tip mumları çocukların yanında yakmak tavsiye edilmeyen bir şeymiş. Daha sağlıklı bir alternatif ararken soya mumunu keşfettim. Ancak her ne kadar bitkisel olsa da soya da artık endüstriyel bir malzeme. Ayrıca üretiminde çevreye çok zarar veriliyor.

Bir sonraki seçenek ne olabilir diye araştırdım ve balmumunun son aşama olduğunu gördüm, artık daha doğalı yok. Ancak balmumu sadece arılardan çıkan, çok değerli bir malzeme. Arının kendi yaptığı peteği tanıması ve başka peteğe bal yapmaması nedeniyle arıcılar peteklerini bir sonraki üretim için fabrikalarda temizletip tekrar petek haline getirtiyorlar ve başka işler için kullanıma vermiyorlar. Biz, bozulan kovanlardaki, bal üretilemeyecek durumdaki petekleri alıyor ve önce petek haline getiriyoruz. Daha sonrada mum yapıyoruz. Birkaç deneme yanılmadan sonra da uygun yöntemi bulup mum üretmeyi başardım. Daha sonra da markanın ismini buldum, logoyu hazırladım, kutuları tasarladım… İlk etapta akşam Can’la birlikte uyuyor, 23.30-04.00 arası da çalışıyordum, böyle bir rutin oluşturmuştum.

Tuğba da (Bayburtluoğlu) bebeği doğduktan sonra, evde olduğu zamanlarda kafasında farklı iş fikirlerinin oluşmaya başladığından bahsetmişti…

Tuğba? Tanıyor musunuz

Evet, kendisiyle röportaj da yapmıştık 😉

Bursa’ya bir sohbete davet etmiştim onu, çok keyifliydi… O da delidir 🙂

Tüm delilere selam olsun! (gülüşmeler)

Benim de bir çok iş fikrim oldu, bazıları çok da ümit vadediyordu ama bir şekilde bir türlü sonuca vardıramadım. Cru’yu bekliyormuşum. Ki aslına bakarsanız en sıkışık, en olmayacak gibi görünen bir zamanda oldu Cru. Bu da Cru’ya inanmamın nedenlerinden biri. Bu kadar kısa sürede bu aşamaya gelebilmiş olmak beni çok heyecanlandırıyor.

Çevrenin tepkisi nasıl?

Ben her aşamada çok heyecanlanıyorum, Başta eşim ve kardeşim olmak üzere ailem de benimle birlikte aynı heyecanı yaşıyor. Başından beri de desteklerini çok fazla hissediyorum.

B53B975E-DFB6-4A8C-B49B-B1F1DF5E8A0D
Cru’nun bir enerjisi, bir aurası var. Bir kere çok zarif duruyor. Yalın ve şık. Hikayesi de güzel. Tek kelimeyle tanımlarsak “tarz” deriz. 

Yaratıcılık konusunda çok iyi olduğumu söyleyemem aslında, ama ortaya çıkardığım şey benim de çok hoşuma gidiyor açıkçası. Taklit edilmeye bile başladı artık 🙂

Bununla ilgili dava açamıyor musun?

Maalesef. Ama marka tescilinin yanında tasarımın patentini de alabiliyorsun. Biz de alma aşamasındayız. İsmimizi koruyup, önümüze bakacağız.

Bir de bu sıralar, doğala gitmek, doğal ürün kullanmak furyası var.

Evet. Her konuda olduğu gibi, doğal ürünler de suistimale oldukça açık, tüketicide güven oluşturmak çok önemli ve oldukça zor.  Sunduğunuz hizmetin ya da ürünün arkasında sonuna kadar durduğunuzda iş yürüyor.

Kurumsal hayattaki tecrübelerinin girişimcilik hayatında işine yaraması, röportajlarımızda bol bol konuştuğumuz bir konu.

Kesinlikle. Üretim sürecinde başına gelebilecekleri tahmin etmek ve ona uygun aksiyonları öngörmek zorundasın. O taraftan bakıldığında oldukça şanslıyım.

Bir de bu tamamen farkına varmadan oluyor. Eski iş tecrübesinin yeni işine katkısını sorduğumuz her röportajdaaaa evet, düşünmemiştim ama bu katkısı oldu, şimdi fark ediyoruz” şeklinde bir cevap alıyoruz.

Belki de bir çok girişimin başarısının ardında bu “farkında olmadan katma hali” yatıyordur. İş başarılı olmasa bile o konfor alanından çıkmanın insana paha biçilmez katkıları oluyor.

Tabii şu da var; bir kere girişimci olunduktan sonra o iş olmasa bile başka iş kuruluyor, hep girişimci kalınıyor… 😉  
Peki, Cru’ya dönelim tekrar… Karar verdin, evde mum sarmaya başladın, logoyu, tasarımları hallettin, ürün içine sindi… Sonra?

Hep aradan sıyrılan bir marka olsun istedim. Daha konuşmak için çok erken ama öyle olacak galiba 🙂 . Sosyal medya markalar için olmazsa olmaz artık biliyorsunuz. Ürünler hakkında bilgilerin yer alması ve etkileşim için elbette bir Instagram hesabı açtım. Kendimi çok göstermediğim, samimi ama seviyeli 🙂 bir hesap olsun istiyordum, başardım. O sırada bir yandan mumların denemeleri yaparken, hazırlarken diğer taraftan da kutuları tasarlayıp, siparişini verdik. Web sitesi tamamlandıktan sonra da satış yapmaya başladık.

Tüm bu işleri tek başına mı yapıyorsun?

Başlarda her şeyi tek başıma  yapıyordum ancak işler geliştikçe,  zaman içinde artık küçük bir ekip olduk diyebilirim. 🙂

Siparişi aldıktan sonra ne kadar sürede kargoya veriyorsun? 

Aynı gün, çok geç bir saatse ertesi gün kargoya veriyoruz.

B92A024F-3C5A-433A-BE75-72CD83DF0096

Cru ne demek?

Portekizce’de “ham” anlamına geliyor. Çok güzel değil mi? Portekizli çok yakın bir arkadaşımız var, ondan öğrendik bu kelimeyi. Duyar duymaz da “işte markamın adını buldum!” dedim.

Şahane! Bayıldık! Peki mum dışındaki ürünlerin siteye eklenmesi nasıl oldu?

Ürünleri sabit ve dönemsel ürünler olarak iki kategoriye ayırmak istedim. Dönem dönem, olup olabilecek en iyi firmada ürettiriyorum.  Tasarımları da bize ait.  

Doğal kozmetik ürünler ise; nesilden nesile ulaşmış doğal şifalı reçetelerden oluşuyor. Özellikle bir kaç ürünün müdavimleri olmaya başladı. Bu beni çok sevindiriyor.

Girişimcilerle yaptığımızda röportajlarda deneyimlerini bizlerle paylaşmalarını çok önemsiyoruz. Kimisi aldığı KOSGEB eğitimini anlatıyor, kimisi mevzuatı… Benzer işleri yapmak isteyenlere ilham oluyorsunuz.  (İrem)
Mesela ben bir işe gireceğim zaman her şeyin tam olması konusunda takıntılıyım; o eğitimi de alayım, bunu da bitireyim de kitabına uygun olsun ancak ondan sonra başlarım diyorum. Ama başlangıçta her şeyin mükemmel olmasına gerek yok, bazen geleneksel yöntemleri de öğrenip başlamak da mümkün aslında. (Zeynep)

Her şeyin tam olmasını kim istemez! Ama olamıyor maalesef… Öncelikleri belirlemek önemli belki de. Bazı işlerde usta – çırak ilişkisi çok kıymetli, o kadar çok şey öğreniyorum ki anlatamam. Daha önceleri ben de senin gibiydim. O kadar çok plan yapardım ki, defterlerim “to do listlerle dolardı ancak adım atamazdım. Ama Cruda öyle olmadı; azamide dikkat ederek bir şeyleri de yapmanın mümkün olduğunu gördüm. Zaten işe başladığında birçok şeyin planladığın gibi gitmediğini görüyorsun.

3D2AB0F7-787E-4BB1-8049-E981F5A18F52

Girişimciyken işi rayında götürmek zor. Merve Ülker de bahsetmişti, röportajında: “Bankada bilgisayarınla ilgili bir sorun olduğunda destek hizmeti araman yeterliyken kendi işini yaparken yeteli olmuyor maalesef. Gerektiğinde makineyi açıp tamir edebilmem lazım. Böyle olunca da 24 saat kafanda iş oluyor.” 

Aynen öyle. Bir yerde her şey sana bağlanıyor. Bozulan makineler, geciken hammadde, en kritik kararlar… Bir girişimi yaratmak, her aşamasında olmak, zorluklarıyla ve sorumluluklarıyla beraber çok heyecan verici  geliyor bana. Bu sebeple kendimde dahil, cesaret eden, konfor alanından çıkan tüm girişimciler çok kıymetli insanlar gözümde. 

Cru’nun kuruluşunda çevrenden ve ailenden gelen tepkileri merak ediyoruz. Destek olanların yanı sıra, “yaniii” diyen, başka şekilde köstek olanlar oldu mu?

Arkadaşlarımdan “hadi ya, çok iyi” diyen çok oldu. Ama, uzunca bir süredir evde olduğum için,  hobi olarak başladığımı düşünenler de oldu. (kahkahalar) Sürekli “aklıma harika bir fikir geldi” deyince yalancı çoban hikayesine dönüyor çünkü. (gülüşmeler). Ama benim heyecanımı gördükçe ve iş ilerleyince herkes bir şaşırdı tabi.

İnsan kendi işini yapmak için ilk adımı attığında çok heyecanlanıyor. Çevrendekilerin de seninle birlikte bu heyecanı yaşamasını istiyorsun. Geçen gün eşime de söyledim; “kö anında yanında olmaktan ziyade, iyi anında yanında olan, destek veren, motive eden insanlar çok değerli (PD: kesinlikle).

Kıskanmadan, senin durumundan kendine şükür malzemesi çıkarmadan, senin mutluluğunla mutlu olan… Kesinlikle, bizce de daha kıymetli. Biz maalesef toplum olarak iltifatta cömert değiliz; birisine güzel olduğunu söylemekten bile imtina ederiz.

Saçın bugün çok güzel olmuş deyince, ona nasıl cevap vereceğimizi de bilemiyoruz ki zaten. Herkes kö gün dostu olabilir, şurada hiç tanımadığın bir kişinin bile sırtını sıvazlarsın gerekirse, bu çok insani. Ama sen bütün egondan sıyrılıp en içten duygularınla onun en mutlu anında yanındaysan eğer, gerçekten kıymetli oluyorsun

Instagram’da ya da siparişlerde müşteri sıkıntıları yaşadığın oldu mu / oluyor mu?

Kargo gibi bizim dışımızda gelişen ve kontrolümüzde olmayan bazı konulardan ötürü problem yaşayanlar oldu elbette ama herkes senin iyi niyetli olduğunu ve çözmeye çalıştığını hissediyorlar bence. “Olur böyle şeyler” diyorlar ve anlayışla karşılıyorlar.

Bu arada unutmadan söyleyeyim, ürünlerin satış alanları da genişlemeye başladıSevindirici olan şeylerden biri, kurumsal işbirliklerimizin artması. Cru ürünlerinin büyük bir şirket tarafından hediye olarak verilmesi ya da bir otelin, odalarını Cru ürünleriyle donatması beni çok mutlu ediyor. Bir diğer güzel gelişme de yurtdışına açılmamız. Ürünlerimiz artık İngiltere ve Kanada’da da satılıyor.

Aa harika! İngiltere’de nerede satılıyor?

İngiltere tabanlı sadece Türk tasarımcıların ürünlerinin yer aldığı www.hippist.co.uk de ve çok yeni olarak Kanada  Ontario’da Coccoon’da satılıyor Cru’lar 🙂

 B56BFDFA-818E-4699-AF35-68552E727736

* Devamı için yukarıdaki “Hayaller ve girişimci olmak isteyenlere öneriler…” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Hayaller ve girişimci olmak isteyenlere öneriler...

Peki; gelecekle ilgili planların, hayallerin neler diye sorsak?

Hayallerimin sınırı yok, öncelikli hedefim bir Crustore açmak. Balmumundan uzaklaşmadan, yalın, elegan ürünler tasarlayarak Cru’yu büyütmeyi planlıyorum. Balmumu şu an oldukça popüler bir ürün. İnsanların ilgisi dönemsel olarak değişebilir. Taklitler fazlalaşıp görüntü kirliliği yaratabilir. Benim hedefim hem diğerlerinden ayrıldığım yanlarımı korumak hem de üretim kısmına kafa yormak aslında.

25BFFD6A-C238-43C2-ADF8-5D2EC14EAA64Ortalama bir günün nasıl geçiyor?

Sabah Can uyanıyor (kahkahalar). Henüz okula gitmediğinden, uyku saati gelene kadar, zamanımın çoğunu onunla geçiriyorum. Toplantılara da beraber katılıyoruz. Hammadde almaya beraber gidiyoruz. O da alıştı artık. 🙂  Gerçekten deli iş baktığında, mümkün değil yetişmez diyorsun ama yetişiyor.

Yaptığın müthiş bir şey. Çok ciddi bir emek sarf ediyorsun. Hiçbir şey emeksiz olmuyor, yürümüyor.

İşin yürümesiyle, yürüdüğünü sanmak arasında çok ince bir çizgi var. Popüler olanı kovalamaktan ziyade, yön veren olmayı seviyorum. Benim hedefim iki kutu mum satmak değil, iyi bir noktaya getirmek, işimi geliştirmek istiyorum. Çaba gösterme hevesim buradan geliyor.

Yaptığınız işin süreklilik kazanması çok önemli. Gerçi biz Türkler (çoğunluk diyelim) akıncı torunu olarak zapt edince iş biter, sonra başka yere gideriz diye düşünüyoruz. 

Çok doğru bir tespit. Ancak dünya öyle dönmüyor. Biraz sebat edip, konu üzerine yoğunlaşmak gerektiğinde bazı şeylerden feragat etmek de gerekiyor. Kolay değil elbette ama böyle 🙂

Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunda, ilk gördüğünde ne hissettin? Bizi tanıdıktan sonra fikrin değişti mi? (kahkahalar).

İlk duyduğumda, ticari bir girişim sandım vallahi 🙂 (kahkahalar). Sonra incelediğimde çok daha güzel işler yaptığınızı farkettim.

Her şeyin maddi bir karşılığı var, evet. Ama o en yukarda değil. Çok farklı değerler, kıymetler var hayatımızda. Sizler de bunu fark edip buradan ilerlemişsiniz. Bu kıymeti bilen insanlarla bir araya gelip, onların sesi oluyorsunuz bir şekilde. Bu çok güzel bir şey (PD: teşekkürler). Ancak böyle bir şeyi yapanlar, diğerlerinin halinden anlıyor. Şimdi o kapanın içinde olan, kurumsal kimliğinden sıyrılamamış birisinin bana soracağı sorular eminim çok farklı ve çok önyargılı olacaktı.

Ben burada mutlu değilim, istediğim şey bu değil diyebilen, o cesareti gösterebilen insanlarla olmak, zaten insana kendini çok iyi hissettiriyor. Dediğiniz gibi sizi tanıdıktan sonra bu daha da belirgin oldu, buradan da bir bira içmeye gidebiliriz (kahkahalar) (PD: Gidemediler ama en kısa zamanda yapmak için sözleştiler 🙂 ). Kıymetlisiniz, yaptığınız şey de kıymetli (PD: teşekkür ederiz).

Peki, kurumsal hayatı bırakıp girişimci olmak isteyenlere neler önerirsin?

Eğer doğru zaman olduğunu hissediyorlarsa, ki böyle bir şeye giriştilerse hissediyorlardır, kimseye kulak asmadan, kendi yollarında yürümeye devam etmelerini öneririm. Çok fazla ayrıntıya takılmadan, işi mümkün olduğu kadar hızlı ortaya çıkarsınlar. Çünkü o doğum sırasındaki sancıyı ne kadar uzatırsanız işten o kadar kopuyorsunuz.

Önce durup derin bir nefes alın, her şeyden uzaklaşın ve kendinizi dinleyin. Gerçekten ne istediğinizi düşünün. Bunu keşfetmeniz çok önemli. Çünkü, insanın kendi işine sahip olması öyle kolay bir şey değil, her konuda bizzat çalışmanız, mücadele etmeniz gerekiyor. Bunun bilincinde olmak lazım. Yoksa bordrolu çalışmak çok daha kolay, inanın bana.

Çok teşekkür ederiz, çok keyifli bir sohbetti.

Ben teşekkür ederim.

A7C4B7E3-4624-4F6A-97CE-464A421E8EAA

Mini Test / O mu, bu mu ?

Mini test:
  1. Yeşil mi, mavi mi? Mavi
  2. Kahve mi, çay mı? Kahve
  3. Siyah mı, beyaz mı ? Siyah
  4. Parmakarası terlik mi, topuklu ayakkabı mı? Spor ayakkabı
  5. Rakı-balık mı şarap-peynir mi? Bira patates mi diyeceksin yoksa? Rakı balık
  6. Vezir mi, piyon mu? Vezir
  7. Uçak mı, yelkenli mi? Uçak
  8. Pizza mı, lahmacun mu? Pizza

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir