Bir Adrasan Hikayesi…

Senelerce taktığı beyaz yakayı bir kenara atıp bisiklet yakanın o dayanılmaz çekiciliğine kapılan Saide Yıldırımer, kendisi gibi uzun yıllar yöneticilik yapan eşi Levent Bey ile kendi köylerini bulmaya karar verdiklerinde hayatlarıyla ilgili de radikal bir karar verdiklerinin farkındalarmış. Neredeyse tüm beyaz yakaların, iş arkadaşları ile yaşadığı gerilimlerden, trafik çilesinden, rakı sofrasının iki dublesinden sonra ettiği o meşhur lafı “Küçük bir Kafe” yi hayata geçirebilmek için, ayık kafa ve bilinçli bir tercihle tası tarağı toplayıp İstanbul’u terk etmişler. Senelerce tatil için geldikleri Adrasan koyunda küçük bir cafe hayalinin ötesine geçerek Saide Cafe&Restaurant’ıkurmuşlar.

İşte, bu tatlı çiftin güzel ve yeni hayatlarıyla ilgili samimi ifadeleri…

***

Plaza hayatından, büyük şehirden göçüp köye yerleşmeye nasıl karar verdik?

Eşim ve ben de bir çok beyaz yakalının hayali olan, şehrin ve iş yaşantısının kaosundan, geriliminden kaçıp gitmeyi uzun yıllardır hayal ediyorduk. Elbette ki tüm şehirliler gibi kafamda bir çok soru işaretleri dolanıyordu. Çocukluğum İsviçre’deki küçük bir kasabada geçse de ilk gençliğimden beri İstanbul’daydım. İstanbul neredeyse kanıma işlemişti, plaza yaşamı benim korunaklı alanımdı. Sabah erken kalkıp, aynı tekdüze güne başlamak, gün içindeki iş yaşamının getirdiği gerilimler ile uğraşıp akşam trafiğine takılmak, eve girdiğimde neredeyse aynı cümleleri kurmak. “Güzel evim…. Ah rahat kanepem…. Nihayet kitap okuyacak bir on dakika…. Ne yemek yapsam, ya da sipariş etsem…Dostlarımı özledim, yarın mesai sonrası bir saatliğine buluşsak.” . İşte bu rutin benim güvenli alanımdı. Ama bu güvenli alan beni mutsuz etmeye başlamıştı. Net ve kesin bir karar vermenin zamanı gelmişti. Eşim ile eşyalarımızı tıra yükleyip,  şehri terk ederek köye doğru yola çıktığımızda, arkamızda bıraktığımız en değerli şeyimiz dostlarımızdı. Çünkü sosyal hayata önem veren, sohbeti seven insanlardık.

saide cafe

Plaza hayatı ile şu an ki yaşamınızı kıyaslarsak…

Bir kere Plaza hayatı çok düzenliydi, sabah ofisiniz temizlenmiş olurdu. Kahveniz masanıza gelirdi. Bir telefon yahut mail yoluyla gün içinde neredeyse halledemeyeceğiniz bir şey yok gibiydi. Ve aşağı yukarı aynı günü yaşamanız mümkündü. Ama burada sabah temizliği sevgili çalışanımız Şahin ile birlikte eşim ve bana ait. Öğlen sipariş verdiğim yemeği, burada başkalarına pişiriyorum. Hatta geçen gün restoranımızın su tesisatında bir sorun oluştu, köyümüzün tesisatçısı Aydın iş yoğunluğu (!) sebebiyle bir hafta gelemedi. Telefon açıp sebebini sorduğumda “ayın uyun işte abla” diyerek işin içinden çıktı 🙂

Artı yönlere geçersek, artık kahvemi kendim yaptığım gibi, kahveden önce denize giriyorum. Adrasan sıcak bir yer, mutfak daha da sıcak. Ama olsun, restoran kapandığında, saat ikide üçte, hiç fark etmez gece denizinde serinliyorum. Ütüsünde tek bir kırışıklığın canımı sıktığı iş kıyafetlerini, tüm gün toplantıdan toplantıya koşarken şişen ayaklarımı sıkan topuklu ayakkabılardan kurtuldum. Hatta o ayakkabıları köydeki genç kızlara hediye ettim, bir tanesini ne olur ne olmaz, bir köy düğününde giyerim diye kendime ayırdım ve şu an crocs terliklerim ile büyük mutluluk yaşıyorum.

Hayatımızı tamamen değiştiren bu kararı alırken korkularımız var mıydı?

Olmaz olur mu? Daha önce de değindiğim gibi sosyal yaşamımız küçük bir köyde nasıl olacaktı? Dostlarımız ile aramıza 774 km girmişti. İlk günlerimizde onca kilometreyi kat edip gelen dostlarımız sayesinde bir süre idare ettik. Ama ya sonra ne olacaktı? Neyse ki bir restoran açmaya karar vermiştik 🙂 . Bizim gibi beyaz yakadan bisiklet yakaya geçen insanlar ile kendi restoranımızda tanıştık, önce müşterimiz sonra dostumuz oldular. Aralarında sanatçılar da var. Bu sene 28/30 Nisan arasında Adrasan Sanat günleri düzenledik. Ressam, heykeltraş ve seramik sanatçısı olan dostlarımızın yanı sıra Halk Eğitim’de eğitim alıp tığ işi, kabak boyama yapan bizim köyümüzde yaşayan kadınları da bu etkinliğe davet ettik. Yani anlayacağınız kaybetmekten çok korktuğumuz sosyal yaşamı burada yeni insanlar ve yeni maceralar ile tekrar kurduk. Restoranımızı kurarken de “Acaba iş yapacak mıyız?” “Hedeflerimize ulaşabilecek miyiz?” diye çok endişeleniyorduk. Plaza hayatındaki büyük hedeflere ve o hedeflere varmak için yapılan savaşlara, yorulan beyine, sinir krizlerinin eşiğine çok alışıktık ama yeni yaşamımızda işte bunu istemiyorduk. Bizim için hedeflerimizi gerçekleştirirken, bu güne kadarki plaza hayatı zorluklarına hiç bulaşmamak büyük bir çelişkiydi. Öncelikle bu çelişkimizi bitirmemiz gerekiyordu. Hedeflerimizi küçülttük, uzun zamana yaydık.

saide cafe2

Plazadan Dünyaya açılacak insanlara önerilerimiz…

Senelerce “Yapacağım” demekle olmuyor bu iş, yapsınlar ama bu kararın ciddiyetini kavradıktan sonra. Uzaktan buradaki hayat çok basit gibi görünüyor ama inanın ki “davulun sesi uzaktan hoş gelir” deyimi de burada tam yerine oturuyor. Hayatımda hiç soba kurmamış, yakmamış bir insan olarak buraya geldim, şimdi sobayı yakmayı bırakın kuzinesinde yemek de pişiriyorum. Bir de köy insanını mutlaka kazanın. Burada yine duruma tam oturan bir deyim kuracağım “Dağdan gelip, bağdakini kovamazsınız.” Onlar ile uyum içinde olmanız çok önemli. Bunu da ancak belli bir tecrübe ile başarmanız mümkün. Eşim ve ben senelerce yöneticilik yaptık, insan ilişkileri ve iletişimin önemini bilerek bu hayali hayata geçirdik. Şimdi yerel işletmecilere, halka plaza hayatında öğrendiğimiz innovasyon tekniklerini öğretirken biz de değişiyoruz. Dağdaki mantarları, otları, köy hayatının zorlukları ile mücadeleyi onlardan öğreniyoruz. Ez cümle, burada hayat muhteşem, eğer hazırsanız…

Saide YILDIRIMER

Konuk Yazar Hakkında

Saide Yildirimer 1975 İsviçre doğumluyum. İlk ve orta öğrenimiminden sonra İstanbul ‘da yaşadım. İş hayatına atıldığımda 18 yaşındaydım, uzun yıllar farklı Hava yollarında ve Turizm firmalarında deneyim kazandım. Merdivenleri tırmanırken kurumsal firmalarda çalıştım, Siemens çağrı merkezi yöneticiliği 5 yıl, ve son olarak Jolly Tur Satış müdürlüğü yaptım. Edindiğim tecrübeler sonunda yeni hedefime emeklememe artık engel kalmamıştı. 20 yıl kadar reklam ve film sektöründe yöneticilik yapan eşim Levent Yıldırımer ile ortak hedefimiz olan şehirden köye bizim yeni başlangıcımız oldu. 2017 şubat ayından beri Adrasan’da yaşıyoruz. Kedilerimiz, tam hayalimizdeki gibi yemekler yapıp sunabileceğimiz şahane bir mutfağımız  ve bunca yıl biriktirdiğimiz dostlarımız var 😊 Uzun hoş sohbetli sofraların şerefine….

 

 

 

 

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir