Bir Beyaz Yakalının Beslenme Arayışları…

Tahmin edeceğiniz üzere takipçilerimiz arasında pek çok beyaz yakalı var. Bunlardan biriyle geçtiğimiz günlerden birinde sosyal medya üzerinden yazışırken kendi beslenme arayışlarından bahsediyordu. Biz de dedik, “sen yaz, biz paylaşırız, maksat paylaşalım” 😉 ve işte karşınızda konuk yazarımız “Bagzenleri Ben”…

*****************

Çok değişik bir durum aslında kendi platformlarım dışında ilk defa başka bir ortam için yazı yazıyorum… Coşkumu ve içsel heyecanımı umarım kelimelerime yansıtabilirim 🙂

Bu davetin geldiği gün (yani bugün) enerjisel olarak oldukça açık olduğumu hissediyorum. Birden fazla güzel tesadüf üst üste geldi, hem de daha öğlen bile olmadan… Bazı kapılar açık galiba, “cereyan” yapıyor, rüzgarını hissediyorum… Madem öyle, rüzgarı yakalamışken yazayım kenardan kenardan… Aslında konuk yazar olarak anlatmayı hayal ettiğim konu biraz daha farklıydı, güya plaza hayatından yırtıp nasıl sektör değiştirdiğime dair başarı hikayemi anlatacaktım, (henüz!) olmadı ama ona da sıra gelecek! 🙂

O zaman mevzuya biraz gerilerden başlayıp toplayıp geleyim 🙂 Ben bir memur ailesinin küçük çocuğu olarak birçoğumuz gibi başka bir seçeneğim olup olmadığını sorgulamadan hooop diye kurumsal hayatın göbeğine düşenlerdenim. Hem de bile, isteye… Bir süre “tüüüüm farkındasızlığımla” işe başlamış olmanın gazıyla artık minnak mutlu beyaz yakalıydım ben de! Bu yanılsamalar zinciri içerisinde ilk kez düzenli paramı kazanan ben, bir anda refah seviyemi dev aynasında görmeye başlamıştım.

Kendi (benim, kendimin, bizzat kazandığım) paramı nereye harcayacağımı (çok kazanıyormuş gibi, aslında sadece öğrencilikten çıktığı için bir sanrı içinde) bilemeden alışveriş çılgınlığında savrulurken iş yerindeki çekmecem de payına düşeni almıştı elbette! İşte düzenli çekmece alışverişlerine bu şekilde başladım… Sonuçta bir masam (benim masam!) ve doldurulması gereken bir çekmecem (benim çekmecem) vardı artık! Bu böyle sürerken öyle bir hale geldi ki mesai arkadaşlarım market raflarında en yeni çıkan abur cuburları görmek için bana ziyarete gelir oldular…cuburlarım ve eski ben (temsili)*

Derken kendimi vurduğum çekmece alışverişleri için yeni bir bahanem de olmuştu kısa sürede: fazla mesai sarmalları… (Tabii konsept içinde “aç ayı oynamaz” deyimini biraz eğip bükmüş ve az biraz da abartmış olabilirim.) Bu sarmalların içerisinde helezonik olarak dönüp dururken, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan geçen yıllar (ve haliyle yaşlar) sonrasında küçük küçük uyanışlarla içsel huzursuzluklar ve sorgulamalar başladığında, o kadar zamanın ne ara geçtiğine dair hiçbir fikrim yoktu…

Saçma sapan beslenmenin (beslenme demek pek doğru sayılmaz aslında kendini abur cubura gömmek diyelim) yarattığı marjinal mutluluk hissi giderek düşerken ufak tefek aktivite ve spor arayışlarına da girmiştim. Üstelik bu arayışımın klasik bir sebebi yoktu; tatil için kilo vermek, bikini mevsimini karşılamak falan değildi yani tam olarak. Sadece biraz hareket, biraz da bir şeyler yapma ihtiyacıydı, belki de yaşadığımı hissetme isteğimin bir tezahürü…

Öyle böyle derken çekmecem kendiliğinden söndü, ilk önce çeşitler azaldı. Sonra, içim kıyılırsa diye sadece bir bisküvi paketine kadar düştü… Tabi bu arada, zaten çocukluğumdan beri evde en çok mutfakta vakit geçirmeyi seven ama bir o kadar da yemek seçen birisi olarak yeni tatlar ve yemediğim şeyleri nasıl yiyebileceğime dair arayışlar içine girdim… Kendimce, tat zenginleştirme çabaları, sevmediğim tatları bastırma denemeleri, alternatif besin değeri araştırmaları derken bunun üzerine ufak tefek okumalar da yanı sıra girdi hayatıma…

Tabi bu arada çevresel etkileyicilerden (!) yaşı biraz yüksek olanlar, sürekli fazla zayıf ve sağlıksız, kırılgan olduğumu ve yemediğim için böyle olduğum konusunda hem fikirken; yaşı ergen seviyesinin üzeri ile akran seviyesinde kalan grupta ise yiyip yiyip (ne yiyip ne yemediğimi sorgulamadan) kilo almamanın ne kadar gıcık ve imrenilecek bir şey olduğunu söylüyordu. Oysa ben; vücudunun savunma mekanizmasının tiroit hücrelerine saldıracak kadar kafası karışmış, tadını sevmediği için kırmızı et yemeyen (vejetaryen değilim), bulduğu hemen her sebzeye yumulan birisiydim o kadar 🙂

Tüm bu deneme, tecrübe etme ve arayışlarımla birlikte bu günlere kadar geldim, çok şükür 😛 Okumalar ve araştırmalar, mevcutta iyi geçinmeye çalıştığım otoimmün hastalığımın aslında glüten sevmediği gerçeğiyle yüzleşmem geçtiğimiz seneye denk gelmekle birlikte, bu sene artık glütensiz beslenme üzerine daha fazla kafa yorup, önce niyetine girmem, ardından fizibilitesini çıkarmam ve son olarak da uygulamaya geçişimle birlikte an itibariyle bu yolda yarım yıla yaklaşmış bulunmaktayım :).

WhatsApp Image 2019-07-03 at 13.40.41 (1)
Ekmek denemeleri

 Bu kararımı uygulamaya almam ile neredeyse mecburen #sefertasıhareketi ’nin de zorunlu bir neferi haline gelmiş bulunuyorum. Hem etsel yiyeceklere mesafeli olmak, hem de genel hatlarıyla undan ve buğday türevlerinden uzak durmak söz konusu olunca dışarıda yeme seçenekleri de oldukça daralıyor. Daralan seçenekleri evden taşıyarak genişletmek neredeyse tercihten çok zorunluluğa yakın bir durum oluşturuyor. Sosyalleşme amaçlı dışarı yemeklerinde “sınırlı seçeneklerimi” değerlendirip, geri kalan günlerde de evde kendi damak tadıma uygun alternatifleri her gün işe taşıyarak ilerledim şimdiye dek. Gayet de iyi oldu, merak edenlere, niyetine girenlere, acaba diyenlere tavsiye ederim 🙂

WhatsApp Image 2019-07-03 at 13.40.41
Bir takım kahvaltılar…

Bu değişim sürecine girmemle aşağı yukarı aynı zamanlarda açmış olduğum bloğuma da öncelikli olarak bu yolculuğumu yazarak başlamıştım. Her ne kadar son dönemde muhtelif sebeplerden yazı yayınlayamasam da yazmaya da, yeni beslenme arayışlarına da devam! Denemek çogsel gelsenize 🙂

WhatsApp Image 2019-07-03 at 13.47.13Konuk Yazar

Bağzenleri Ben kimdir?”

Kendi halinde bir “pilaza” insanı… Öğrenmeden ve öğrendiklerini anlatmadan duramayan bir eğitim gönüllüsü, gereksiz seviyede meraklı, denemeci, uydurukçu bir garip beyaz yakalı… 30’undan sonra kendini ve varlığını farketmiş, hala deşeleyerek yeni aydınlanma ve farkındalık noktalarının peşinden koşan aynı kurumda 14. yılına devam ederken ama hem işini, hem sektörünü değiştirmeye niyet etmiş ve çabalayan -“bankacı” tabirini sevmeyen- bir banka çalışanı…

 

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir