Bir Krem Yakalının Plaza Günlüğü

“Beyaz yakalı” yı bilirdik de, “krem yakalı” kimdir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Eskinin beyaz yakalısı (abimin tabiriyle ‘tayyör Zeynep’i) olan ben, bir süredir kendime “krem yakalı” diyorum. Nedeni ise 4 yılı geçen bir süredir ‘serbest zamanlı’ olarak çalışmam. Siz onu freelancer olarak da bilirsiniz.

Dönemsel olarak farklı firmalarla çalışıyorum ve eğitimini aldığım ve senelerce kurumsal olarak çalıştığım gayrimenkul sektörü içinde kalmaya devam ediyorum. Bir yandan da Plazadan Dünyaya’ya, yemek tutkum ve fotoğraf sevgime de yer veriyorum. Çok parçaya bölünmek, sürekli bir devinim içinde olmak gibi farklı zorlukları olsa da, bir krem yakalı olarak çalışmanın ilk adımı olarak rutin oluşturabildiğim için de mutluyum.

Ofis ortamı- Temsili
Ofis ortamı- Temsili

Neyse bu yazımızın konusunu daha iyi açıklayabilmek adına, kendi yaşantımı bir özet geçtiysem asıl mevzuya giriş yapabilirim 😉

Evet kah evde, kah bir co-working alanında, kah bir parkta çalıştığım oluyor. Ancak belirli dönemlerde birlikte çalıştığım firmaların ofislerinde de çalışıyorum. Hal böyle olunca da, plazalarda zaman geçiriyorum, daha farklı gözlemlerim oluyor. Bu durum içini dök olayını da geçince işte günlüğümü* maddeler halinde buraya taşıdım:

  • Plazada, açık ofiste çalışıyorsan ve konsantre olman gerekiyorsa, kulaklık kullanman şart. Evet çalışırken sosyalleşmek güzel; iki iş arası yan masadaki ile bir kahve molası vermek çok iyi geliyor, kendi sesini ilk kez akşam duymadığın için de şanslı oluyor insan (bazı freelancer /home-office çalışanlar anladı beni). Ancak cümleleri doğru toparlamak, raporu bitirmek, o exceli doğru düzenleyebilmek için kulaklık da şart be benim beyaz yakalı arkadaşım.
  • Sosyalleşmek demişken… Evet anlıyorum insan yoğun işlerine ara verdiğinde sosyal medya’ya dalmak, biraz gündemi takip etmek, kafayı dağıtmak istiyor. Bunu anlıyorum da, bu durum bazı toplum nezaketlerini- görgü kurallarını unutmamıza neden olmaya başlamış bence. Herkes o kadar çok gömülmüş ki telefonuna, nerede olduğunu unutuyorlar. Plazalar denince ilk akla gelenlerden biri olan asansörü beklerken, asansöre bindiğinde ya da inerken bir “günaydın”, “iyi çalışmalar”, “iyi akşamlar” demek de zor olmamalı. Ne dersiniz?
Asansör beklerken-Temsili
Asansör beklerken-Temsili
  • Toplum nezaketleri- görgü kurallarına mı geldik? Ya cevap verilmeyen e-postalara zaten zor tahammül ederken, artık bütün işlerin hızlıca çözülmesi için aktif kullanılan “WhatsApp” mesajlarına dönülmemesini anlayamıyorum.

Bu arada bu WhatsApp gruplarının abuk sabuk kullanılmasına karşıyım, kuruluş amacı dışına çıkılmamalı, kabul (ama demek istediğim böyle bir şey değil). İstediğinde cevap verebilen sevgili plaza çalışanı arkadaşım, illa isim vererek mi soruyu sormak lazım. İki saniye cevap verip işine geri dönsen olma mı? Yoksa başlayacağım: “Bölük dur; Kandıralı sen de dur!”

  • Ve öğle araları… Her plaza insanın en büyük günlük dertlerinden biridir: Bugün öğlen ne yiyeceğiz? Ofis büyükse (misal banka genel müdürlükleri) zaten yemekhane var, sorun otomatik çözülüyor. Ama böyle bir durumun yoksa, zaten bir saat aran var. Bunun bir miktarını o ikinci katta asansöre binenler yüzünden harcadın. Yakında bir mekana oturdun. Yemeği yedin, iki gram sakinleyeceksin, yanındakiyle muhabbet edeceksin. Masana çıkmadan bir çay-kahve içeceksin. Ama yok, her gün gittiğin restoran/cafe sahibi geliyor, seni, kalkman veya arkadaşın için ayırdığın sandalye için tacize başlıyor. El insaf zaten az süren var, toplantısı bitmiş arkadaşın da yolda az sonra o sandalye dolacak. Bir saatlik nefes alma yerin de safi strese dönüyor 🙁
  • Bir de iş yoğunluğundan dışarı çıkıp hava alamayan, ofise yemek söyleyenler var. Arada bir olması sorun değil de, sürekli öğlen ofiste kalmak, toplantılar yüzünden sürekli hızlıca yemek yemek sorunlu (eski plaza günlerim aklıma geldi, hemen kovaladım o günleri). Sevgili patronlar öğle yemekleri için bu tipte bir mekan ayarlayabiliyorsa süper, bu mekanları kullanan çalışanlar daha da süper 🙂 Yoksa bilgisayarının başında iş delisi olarak yemek yiyenlerle bir süre görüşmeyelim derim. Açık ofisteyiz sevgili beyaz yakalı arkadaşım, senin yediğin köftenin kokusunu duymak zorunda değiliz ki…
  • Bir de bu öğlen yaşanan restoran olayının akşam versiyonu var. Niyet etmişsin akşam arkadaşlarınla dışarı çıkacaksın, belki sürpriz yapıp doğumgünü kutlayacaksınız. Ama bu restoran sahiplerinin burnu havada olma hali nedir dostum? Yok “kesin herkes gelecek değil mi?”, “Bak ona göre sandalye koyacağız masaya, o gelmezse sizden parasını alırız” falan demeler. Tamam herkes ekmeğinin derdinde de ama bu kadar da darlanmaz insan yahu. Esnek olmalı esnaf dediğin (mekan ne kadar havalı olursa olsun). Gün içinde prosedüre doymuş insanlar biraz rahatlamak istiyor ama böyle olunca, al biraz daha stres sana. Hepsi için demiyorum ama bu ara o kadar çok karşılaştık ki bu tip mekanlarla. Ha bu arada plaza insanlarının da nezaketsiz olanlarından dolayı yapıyorlar belki, bilmiyorum. İki taraf da bir kendine gelmeli diyelim. Zaten herkes sinir küpü daha da germeye gerilmeye gerek yok.

İşte böyle sıralandı benim günlüğüm. Senin bir çalışan olarak günlüğünde neler var, biraz anlatsana… Anlatmak istersen iletisim@plazadandunya.com ‘a yazabilirsin biliyorsun değil mi?

Bol muhabbetli, az stresli günleriniz olsun…

*Tek bir günün değil, bir sürecin; çokça gözlemin ve tabii ki çokça plaza insanı dinlememin sonuçlarıdır.

Zeynep Erdoğan

plazadandunyaya_profil_zeynep02_2

Yemek yapmayı ve paylaşmayı terapi olarak gören bir blogger; vizörünün arkasındayken diğer terapisinde olan bir ileri amatör; utanmasa kapının gıcırtısıyla rakseden bir “dandöz”; orta avlu’nun 35lik’i; yeğenlerinin asker arkadaşı; fil hafızalı yer-yön uzmanı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir