Bir Melon Hikayesi

Biz beyaz yakalıların güncel konularını içeren bu güzel web sitesini keşfedince, üstelik bizim de tüm hararetiyle çok taze yaşamaya başladığımız bir “Plazadan Dünyaya” hikayemiz varken tecrübelerimizi ve hissettiklerimizi anlatmak için tam anlamıyla can attık diyebilirim. “Hissettiklerinizi” ne yapalım canım! diyebilirsiniz 😊 ancak biz millet olarak pek de duygularına odaklanmayan insanlar olduğumuz için burasının da önemli olduğunu düşündük… “Ne hissediyorum yahu” diye biraz odaklanmakta fayda var… Hikayemizi, Melon adına ben (Harika) kaleme alacağım, zira 2 kurucu birlikte yazmak zor olacak 😊, bir de kabul edelim benim kalemim daha güçlü 😊 (Oytun duymasın). Ama tüm anlatılanlar birlikte yaşanmış ve bazen farklı duygular olsa da birlikte hissedilmiştir. Benim yazıyı yazarken kendimden eklediklerime eminim Oytun da katılacaktır 😊.

12107656_249970498689473_1683790669_n

Bir hikayenin olması güzeldir, hatta şu dönemde gereklidir bile. Kurumsal hayatta dahi aldığımız eğitimlerde bahsediyorlar, bir hikayen olmalı! İyi ama nasıl? Kolay mı? Koca şirketler bile bir hikayeyi zor yaratırken, biz gariban bireyler bunu nasıl yapacağız? Hele ezbere dayalı eğitim sisteminde yıllarca yoğrulmuşken… Hayal kurmadan büyümüş, yeteneklerini keşfedemeden bir üniversite okumuş ve para kazanmak için bir şirkete kendini tek ayak kör bacak atmışken… Vallahi bence zor, oldukça zor!

Küçükken şöyle düşünürdüm; insan ömrü çok uzun olsa ve insanlar istedikleri, merak ettikleri farklı farklı meslekleri şöyle 15’er 20’şer yıl, peş peşe yapsa… Mesela mezun olunca iş kadını/adamı olmak istiyorsa bir şirkette – tabi kariyer basamaklarını da, mümkünse atlarsa hiç fena olmaz 😊 – 15 yıl çalışsa… Sonra müdür/direktör/GM olunca ya da olma yolunda “biri beni kurtarsın” diye çığlığı bastığında, tekrar baştan yeni bir mesleğe başlasa… Mesela piyano çalma, sahnelere çıkma gibi, hayalini gerçekleştirmek için yeni bir hikayeye atılsa… Şehir şehir konser verdikten, albümleri milyonlar sattıktan sonra – hayal etmenin sonu yok canım, olmuşken en başarılı şekilde zirveye çıkmış olsun 😊 – yeni bir hikaye için yola çıksa… Bu böyle uzasa 😊… Ancak maalesef insan ömrü buna uygun değil, en azından şu an için… Malum sağlıklı zihin ve beden için kısıtlı yıllarımız var… Üstelik dahası, bugün böyle bir mesleki yaşam için, Mısırlı paşa dedelerden oldukça büyük bir miras kalması gerekir 😊.

Hal böyle olunca gençliğimizin baharında seçimler yapmamız icap etti, üstelik henüz kendimizi keşfedememiş, ne istediğimizi zırnık kadar bilmiyorken…

Melon Hikayesi Başlar!

Eh bizim hikayemiz de neticede farklı başlamadı 😊. Türkiye’nin güzel üniversitelerinde biri işletme, biri iktisat okumuş 2 ayrı kafa insan. Birinin IQ’su, birinin EQ’su daha öne çıkmakta. Biri matematik kafalı, biri daha duygusal (e biri kadın, biri adam gayet normal 😊). Kurumsal arkadaşlarım daha iyi anlasın diye belirtiyorum; kişilik profilleri biri Tavus (ben deniz, biraz da panter 😊), biri Baykuş (nispeten bana göre oldukça dengeli 😊)… Güzel şirketlerde işe girmiş, kurumsalda ortalama 13 yıl çalışmış ve üstelik kariyer basamaklarını da çıkmış, yönetici olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamış 2 güzel insaaan… 2 sevgili… Biz…

IMG-20170721-WA0026

Müdür olduk olmasına da, kolay olmadı elbet! Yaş ilerledi, kurumsal hayatın zorlukları düşündürmeye başladı. Doğaya özlem arttı. Tüm yıl çalışıp, gerçek anlamda 20 gün tatile çıktığını fark edince, kendine vakit ayırmanın ne kadar önemli olduğunu konuşmaya başlıyor insan… Sonra 13 yıl kravat takıp, topuklu giyinince (tabi ikisini aynı anda yapmadık 😊) başka bir çözümü olamaz mı diye düşünüyor… (Yeri gelmişken belirtmeliyim; İK’cılar kadın çalışanlar için acil devrim yaratmalı! Topuklu ayakkabılar biz kadınların ayak sağlığını ciddi tehdit ediyor, kibar olmayayım yahu resmen içine ediyor, ameliyatlık oluyoruz). Zaten nereye gitseniz, hangi kurumsal ortamda konuşsanız, ünvanlısından ünvansızına kadar herkes başka bir şeyler peşinde… Kimi kendi işini yapmak istiyor, kimi başka şehre hatta başka ülkeye gitmek… Bir yerlerde şirin bir kafe veya otel açmak, doğayla iç içe olmak, ağaç yetiştirmek, müzik yapmak, tiyatro okumak… Aslında bence her zaman istenen gerçekten fiilen bunları yapmak değil; istenen şey bence zaman, para, kariyer baskısından uzaklaşmak… İstemediğin işi yapmamak… Belki de bir soluklanmak, dinlenmek… Başka bir şeyler de yapılabileceğini görmek… Hayatta tek seçeneğimiz varmış ve o seçeneğin koşulları ve çıktıları da elimizde değilmiş hissi canımızı sıkıyor bence… Biraz isyan, biraz kırgınlık, biraz merak, biraz cesaret yeni başlangıçlar için güçlü tetikleyiciler oluyor…

Yeni bir seçenek yaratmak ve nispeten koşullarını bizzat belirleyebilmek… İşte bu oldukça heyecan verici! Eh biz de kolları sıvadık ve dedik ki: “Hayallerimiz için neden emekli olmayı bekliyoruz? Gidelim kendimize güzel bir yer seçelim ve yıllar sonra yapmak istediğimizi şimdi yapalım. ŞİMDİ! Bunun için aslında kafamızdaki bariyerlerimiz dışında başka engel yok!”. Heyecanlandık, müthiş heyecanlandık. İlham aldık, fikir aldık ve de ailelerimizin desteğini… ve sonunda Alaçatı’da yaz-kış işletebileceğimiz, dostlarımızı veya henüz dostumuz olmamış misafirlerimizi ağırlayabilmek için bir butik otel açtık…

Melon Logo

Melon Alaçatı Doğar!

Bazen olacakların önüne geçemezsin derler ya, çok da yanlış değil. Bir hızla başladık ki Melon’u oluşturmaya… Eğlence, heyecan, merak, şaşkınlık içinde günler günleri kovaladı. Mesela bir gün kendimizi Antep’te bulduk. Çünkü otelimizin odalarına Anadolu kilimleri koymak istiyorduk. Ama İstanbul piyasası malum, bütçe yetmiyor 😊. Sorduk soruşturduk dediler Antep’e gidin… Gittik bir hanın içinde tatlı mı tatlı bir kilimci amcayla tanıştık ve otelin 8 odasına 18 kilim aldık 😊 (Ne yapalım hepsi çok güzel ve İstanbul’a kıyasla sudan ucuz olunca dayanamadık). Bir gün de baktık Denizli yollarındayız… Havlu ve nevresimin ana vatanı Denizli’ymiş. Bizde yine bütçe kısıtı malum, gidip yerinden alalım dedik. 2 ay önce aklımızın ucundan geçmeyecek bir halde Denizli’de bir atölyede havlu dediğin kaç çeşittir, gramaja göre nasıl değişir, çarşafın, nevresimin kalitelisi nasıl seçilir işin uzmanından öğreniyorduk.

Tabak çanak seçmek ise tam bir uzmanlık işi. Kafalar rengarenk ve desen desen tabaklarla duman olunca, fazla karışmasın diye bildiğin düz beyaz tabak seçelim dedik. Onun bile çapı kaç cm olacak? diye soruyorlar adama! 😊 Sonra o tabaklara seçeceğin reçellikler, zeytinlikler, masa örtüleri, hatta peçeteler bile uzuuun mesailer alıyor. Hele odaların renklerini ve konseptlerini oluşturmak aman Allah’ım… Hadi nihayet bir odanın perdesini pembe yapalım dedik, e pembenin hangi tonu? Hadi tonunu seçtik, berjeri, yatak örtüsünü, yastığını… Bunları nasıl tutturacaksın… Ah keşke en azından birimiz işletme, ekonomi yerine mimarlık okusaydık ya ne olurdu, ah kör talih! Onlarca dükkana girdik, yüzlerce raf gezdik. Yine yüzlerce web sitesinde gezindik. Kiminden ilham aldık, kiminden alışveriş yaptık. İnternet sitemiz, fotoğraf çekimleri, tabelası, aydınlatması, ses sistemi gibi zorlu konulara değinmiyorum bile… Nihayet tam 1 ay sonunda otelimizi kurmuştuk. Elbet eksikleri vardı ama misafir pekala gelebilir, gayet de keyifle konaklayabilirdi. Bir yandan kısa, bir yandan da oldukça meşakkatli ve uzuuuun 1 ay oldu bizim için 😊. Ve tabii söylememe gerek var mı bilmiyorum, çok keyifli, inanılmaz canlı, adeta gençleştiren bir süreçti… Şöyle hoş bir tesadüf de oldu, otelin sözleşmesini birimizin doğum gününde imzalamış; otelin ilk misafirlerini de diğerimizin doğum gününde ağırlamış olduk. Tamamen tesadüfi…

13188010_364646306992824_1809017841_n(1)

‘Melon Alaçatı’ Kapılarını Açalı 1 yıl oldu!

2016, 07 Nisan’da “Alaçatı Ot Festivali”nde Melon’un ilk misafirlerini ağırladık. Ve çok güzel bir başlangıç yaptık. Tüm misafirler çok çok hem de çok memnun ayrıldı. 08 Nisan 2017 tarihinde yine Ot Festivali’nde birinci yılımızı kutladık ve bu 1 yılı çok keyifli geçirdik. Korktuğumuz hiçbir şey olmadı… Otelcilik zor meslektir dediler ve başımıza birçok şey gelme ihtimali ile çıktık yola. Ama Allah’a şükür misafirlerimiz hep çok güzel insanlardı. Hiç üzülmedik, hiç can sıkıcı bir olay yaşamadık ve tabii yaşatmadık. İnanmazsınız ama 1 tane bile olmadı. Sanırım kendimizi işimize tüm pozitifliğimizle verdiğimiz için böyle oldu. Misafirlerimiz hem bize sözlü olarak, hem de sosyal medya mecralarında yazılı olarak onlarca güzel yorumlarını paylaştılar hep… İnanarak ve tüm pozitifliğinle bir şeyler yarattığında güzel şeyler oluyor, aksi olacağını hiç sanmıyorum. Ama inanmak ve gerçekten ve gerçekten tüm pozitif enerjinizi oraya akıtmak gerekiyor. Elbette aksiliklerle karşılaştık, hem politik, hem ekonomik olarak iyi bir zamanda açmadık oteli; kaldı ki hayatımız günden güne kolaylaşmıyor da. Ancak güzel şeyler yaratmaya çalışmak ve devam etmek, güzel şeyleri karşılayabilmek için bir başlangıç. Üretmek güzel şey, istediğin bir şeyi yaratmak… Bundan daha güzel bir motivasyon olamaz hayatta sanırım… Çocuk gibi, bebeğiniz gibi… Doğru ya da yanlış yok… İstemek ve sonra yola çıkmak hayalleriniz için güzel bir başlangıç… Zaten en değerli şey, o yolda yaşayacaklarınız!

Devamı için otelimize bekleriz… 😊

Yazan     : Harika Akkartal (Melon’un Tavus ortağı)

Katılan  : Oytun Ertekin 😊 (Melon’un Baykuş ortağı)

Konuk Yazar Hakkında:

12965101_541269056051740_1385239835_n1982 İstanbul doğumluyum. İlk okulu İstanbul’da özel bir okulda 18 kişilik bir sınıfta okuyup, ortaokulda yine İstanbul’da bir devlet okulunda 68 kişilik sınıfa terfi ettim 😊. Şimdi bakıyorum hayatımın en hızlı terfisiydi sanırım. Neyse ki okullarımın hemen hemen hepsi İstanbul’un güzide sahil hattındaydı. Bugün baktığımda en sevdiğim okulum, 68 kişilik sınıfta, sırada 3 er kişi okuduğumuz Gaziosmanpaşa Ortaokulu idi. Ama ismi yanıltmasın sizi. Okul GOP’ta değil, Ortaköy’de sahilde, eski bir yalıydı. Sonradan yandı! Üniversiteyi, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü’nde okudum. 78M ile Mecidiyeköy- Avcılar arası 4 sene gidip geldim. Yetmedi çalışırken, aynı üniversitede MS Pazarlama bölümünü bitirdim. Eh kariyer yolunda master derecesi olmazsa olmazdı malum… İş hayatında ortalama 3 senelik sürelerle terfiler aldım. Bugün bendenizin kendisi hikayesini okuduğunuz Melon’un ortaklarından ve kurumsal hayatına bölge satış müdürlüğü pozisyonunda devam ediyor… Çünkü küçüklük hayalimi biraz evrimleştirerek de olsa gerçekleştirebileceğime inanıyorum. Futuristlere güveniyorum. İnsan ömrü 100 yılı bulacaktır. Böylece aralarında kesin çizgiler olmasa da, uygun geçişler ve kesişmelerle birkaç meslek hayatını bir arada sürdürmeyi planlıyorum 😊.

***************

Not: Siz de bize konuk yazar olmak isterseniz e-mailinizi bekliyoruz.

Plazadan Dünyaya Ekibi

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir