ÇEMBER – Bir Sosyal Medya Distopyası

Yine bir distopya hikayesi ile karşınızdayım. Çok ileri gidersek başımıza gelecekleri gösteren bir “uyarı” gibi oldukları ve şöyle bir sarsıp, kendimize gelmemizi sağladıkları için böyle romanlar okumayı seviyorum. “Çember” adlı bu kitabın yazarının Dave Eggers olmasının da azıcık etkisi var tabii 😉

“Çember”, öyle uzak değil yakın gelecekte geçiyor (ürkütücü yanı da bu galiba). Giderek daha da şeffaflaştığınız, özel hayatı paylaşmamanın ayıplandığı, yanlız kalıp kendinizi dinleyemediğiniz bir dünya hayal edin (gerçi bu hayal değil, bildiğin kabus oldu…). Ve böyle bir dünyanın oluşmasından bizzat sorumlu bir şirket düşünün. Tüm sosyal medya araçlarını bünyesinde toplamış, piyasanın %90’ına sahip dev bir Amerikan şirketi, “The Circle”.

Kahramanımız Mae Holland da bu şirkette çalışan “şanslı”lardan (!) biridir. Aslında Mae’nin daha önce mutsuz bir iş hayatı vardır. Ama arkadaşı Annie’nin sayesinde Circle’da çalışmaya başlar ve hayatı değişir.

“The Circle” nasıl bir şirket?
  • Şirketin, her konuda şeffaflık isteyen ve gizliliği kınayan üç “bilge” yöneticisi var.
  • Şirkette her şey kaydediliyor ve canlı olarak yayınlanabiliyor (Tam bir cehennem!).
  • İnsanların güvenli ve huzurlu bir dünyada yaşamalarını sağlamayı hedefliyorlar. İşte tam da bunun için bireylerin de devletlerin de şeffaf olması gerektiğini savunuyorlar. Ne kadar şeffaf, gizlisi saklısı olmayan bir toplum olursak ve herkes gözetlendiğini bilirse daha ahlaklı bir topluma ulaşılabileceğine inanıyorlar.
  • Bilgilerin saklanmaması, paylaşılması gerektiğini düşünüyorlar. Birbirimizin bildikleriyle ve tecrübeleriyle gelişebileceğimize inanıyorlar.

 

Şirketin Sloganları

“Mahremiyet hırsızlıktır.”

“Yalanın temeli sırdır.”

“Sır yanıltır.”

“Seven insan paylaşır.”

İşte böyle bir şirkette Mae, ilk dersini özel hayatını sakladığı için alıyor! Hatta saklamak da denemez kimseyle paylaşmadığı için… Şöyle ki; Mae evine yakın bir körfezde tek başına kanoyla dolaşmayı seviyor. Ama kanoyla gezerken fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşmadığı, kano sevenlerin oluşturduğu grupları takip etmediği ve onlarla sosyalleşmediği için kınanıyor ve hatta sorumsuzlukla suçlanıyor. “Başına bir şey gelse sana kim yardım edecekti? Böyle antisosyal davranışlar hiç doğru değil…” Bir yandan da gördüklerini başkalarıyla  paylaşmamasını da bencillik olarak görüyorlar. Tabii sloganlarından biri “Mahremiyet hırsızlıktır.” olan bir şirketin, çalışanın yanlız kalmak istemesini anlaması pek mümkün değil. Mae’nin aldığı ilk ve belki de en küçük ders bu, ama kesinlikle son değil…

Mae bu kurallara adapte olmaya çalışırken, insanların güvenli bir ortamda yaşamalarını amaç edinen Circle, minik kamera kolyelerle “şeffaf toplum” uygulamasını hayata geçiriyor. Bir politikacı saklayacak hiç bir şeyi olmadığını göstermek için ömür boyu, boynunda asılı görüntülü ve ses alan bir kamerayla yaşayacağını açıklayarak bu uygulamaya gönüllü olarak katılıyor. Ardından başka politikacılar ve sonuçta herkes bu kolyelerle yaşamaya başlıyor.

Yani artık çember daralmaya başlıyor, gönüllü totalitarizme dayalı bir toplumun temelleri atılıyor. Mae’nin maceraları ise daha yeni başlıyor 😉 .

Kitabın en etkileyici, aynı zamanda da en ürkütücü tarafı ise,  anlatılanların yakın zamanda gerçekleşme ihtimalinin olması. Günümüzde internet sayesinde bir çok bilgiye anında ulaşabiliyoruz, mahremiyet kavramı her geçen gün daha da zayıflıyor. Sosyal medyada paylaşılan özel hayatlara bakılırsa – her ne kadar belli tabularımız olsa da- yavaş yavaş şeffaflaştığımızı söyleyebiliriz. Aslında işin kötü tarafı, şeffaf olmayı bize kimsenin dayatmıyor olması. Kendi inisiyatifimizle paylaşıyoruz özel hayatımızı. Sonuç olarak, kitapta anlatılan dünyaya çok da uzak değiliz.

Neyse ki, düşüncelerimizin okunmasına, izlenmesine daha çok var… Ya da ben öyle zannediyorum!

Bu arada,  kitabın filmi de çekilmiş (okurken de filmi ne güzel olur demiştim 😉 ) . Henüz izlemedim ama yorumlar çok iyi olmadığı yönünde. Siz en iyisi önce kitabı okuyun…

kitap
Bir kitap, film olduğunda hikayenin büyük bir kısmı kaybolur.

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

ÇEMBER – Bir Sosyal Medya Distopyası“ için 1 yorum yapılmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir