Çiçeklerin Mimarı

Gülnar Ocakdan kimdir?

İşini yıllardır çok severek yapan bir mimar, üniversitede proje dersleri veren bir öğretim görevlisi, resim yapmaya ve çiçeklere tutkun bir tasarımcı… On parmağında on marifet dediklerinden 🙂  Gülnar Ocakdan ile mimarlığı, girişimcilik hikayesini, Save The Flowers‘ı ve daha bir çok şeyi konuştuk…

Portre_3

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Nerelisiniz, nerede büyüdünüz, nerelerde okudunuz?

Öncelikle bildiğiniz gibi mimarım. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunuyum. Aslen Karadenizliyim ama Çorlu’da büyüdüm. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a geldik ve buraya yerleştik.

Üniversiteye hazırlanırken mimarlık okumayı çok istiyordum, istediğim bölümü kazanabildim. Üniversite bittikten sonra, iç mimari üzerine yüksek lisans yapmak için Almanya’ya gittim ve yaklaşık 3 sene orada kaldım, profesyonel iş hayatım da orada başladı.  Üç yılın sonunda İstanbul’a dönmeye karar verdim. Burada iş hayatımın yanında, arkadaşlarımla da bir takım iş kurma girişimlerimiz oldu.

Mimarlık üzerine, değil mi?

Evet, mimarlık üzerine. Almanya’da edindiğim tecrübeler benim için çok değerliydi. İstanbul’da da bir kaç sene çalıştıktan sonra kendi mesleki pratiğimi kurmaya karar verdim.

Mimarlığa olan tutkunuz nereden geliyor? Bu konuda sizi etkileyen bir rol modeliniz oldu mu?

Dolaylı olarak annemin etkisi olduğunu söyleyebilirim. Onun resim yapma yeteneği çocukluğumda bana etki etmişti. Benim de çocukluk yılllarımda resim en sevdiğim uğraşılarımdan biri oldu. İlkokuldan itibaren resim yarışmalarına katıldım, küçük çaplı ödüller kazandım. İlkokuldan sonra konservatuar resim bölümüne gitmek istedim ama bir ‘Türk ailesi klişesi’ ile karşı karşıya kaldım. “Ne yapacaksın, para kazanamazsın, resmi hobi olarak yine yaparsın…” (Kahkahalar)  İlerleyen yıllarda karakterime ve kişisel becerilerime en yakın olduğunu düşündüğüm mesleğin mimarlık olduğuna karar verdim. Bunun dışında çevremde rol modelim olan bir mimar tanıdığım yoktu.

Çok da severek okudum ve hala da çok seviyorum mesleğimi. Sadece Türkiye şartlarından dolayı her meslekte olduğunu tahmin ettiğim zorluklar bizim mesleğimizde de var. Hiç bir meslek tam değerini bulamıyor ne yazık ki. Bu kaygılarla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

20180920_SaveTheFlowers_ikili_SB_03
(Selin) – Bu “quick and dirty” (Çabuk ve baştan savma) iş çıkarma olayı her meslekte alınan keyfi azaltıyor sanırım. Çabuk iş çıkarmak ve çok çalışmak zorunluluğu yüzünden işimizden keyif alamaz hale geliyoruz.

Evet, doğru. Almanya’da öyle değildi mesela. Orada tüm süreçlerden sindire sindire geçebiliyorsunuz. Orada da çok sıkı denetlenen, mutlaka uyulması gereken “deadline (bitirme tarihi)”lar var ama öncesinin planlaması çok iyi yapıldığı için, buradaki gibi sıkıntılar yaşanmıyor. Bunu biraz da kültür farkına bağlıyorum. Türkiye’de iş yapış biçimi alışkanlıkları planlamadan ziyade hızlı ve sonuç odaklı bir şekilde işliyor. Almanya’dan döndükten sonra bu mantalite farkından dolayı bir süre adaptasyon problemi yaşadım.

(Zeynep) – Her meslekte var bu sorun galiba, işler bir şekilde yetişiyor ama ne kadar içinize siniyor, o muamma…”her proje biter, hiç bir proje bitmez” durumu oluyor o zaman.

Tabii. Tasarımını beğenmediğim bir yapı gördüğümde yargılamadan önce “kim bilir bu yapının mimarı süreç içinde nelerle mücadele etmek zorunda kaldı” diye empati yapıyorum. (gülüşmeler)

GOA Mimarlık...

Biraz da GOA Mimarlık’tan bahsedelim… Kendi işinizi yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Almanya ve Türkiye’deki ortalama 6 yıllık tecrübelerimden sonra kendi işimi yapmak istediğime karar verdim ve 2014 yılında GOA Mimarlığı kurdum. GOA Mimarlık olarak, hem mimari hem iç mimari projeler yapıyoruz. Kamu ve özel sektör için yapmış olduğumuz, inşa edilmiş ve edilmekte olan birtakım projelerimiz var. Bunlar arasında endüstri, ofis yapıları ve konut projeleri sayılabilir. 4 yıldır da Özyeğin Üniversitesi’nde part time öğretim görevlisiyim, proje dersleri veriyorum. Ve tabii bir de Save The Flowers var hayatımda…

Öğretim görevlisi olmak, öğrencilerinizin olması nasıl bir his?

Orası tüm mesleki kaygılardan arındığım, çok başka bir ortam benim için. Tüm mesleki birikimlerini gelecek nesillere aktarabilme güdüsü diğer pratiklerden farklı bir mesleki tatmin sunuyor. Öğrencilerinin zaman içinde bilgi birikimindeki değişimleri, gelişimleri görmek çok heyecan verici. O yüzden orada kendimi daha akışta hissediyorum. Kendimi de sürekli geliştirme ihtiyacı duyuyorum. Bu da benim için itici bir güç oluyor.

20180920_SaveTheFlowers_ikili_SB

Save The Flowers doğuyor...

Save The Flowers nasıl doğdu?

Aslında marka olarak iki yıl önce… Ama fikir olarak; 5 yıl önce evlendiğimde gelin çiçeklerimi nasıl saklayabileceğimi düşündüğümde, onları kurutup bir tablo içinde saklamamla ortaya çıktı. Sonuç çok hoşuma gitti. Topladığım ya da bana gelen çiçekleri bu şekilde değerlendirip çevreme hediye etmeye başladım. Çok güzel geri dönüşler alıyordum. Bu alanın boş olduğunu, hem kişiye özel, hem el emeği olmasının çok değerli olduğunu söylüyordu herkes. Tam o sırada Lütfü Kırdar’da düzenlenen “Design Week”e katılma şansım oldu. Oradan da çok güzel geri dönüşler aldık ve orada bir ilişki ağı oluşturduk. Ürünlerimizi konsinye olarak satmaya başladık ve daha sonra da web sitemizi kurup onun üzerinden satış yapmaya başladık. Artık Save the Flowers ciddi anlamda bir markaya ve bir işe dönüştü. Bir çok yerel yayında ve dergide bizi haber yaptılar. Hatta televizyona bile çıktık! 😉

Sadece siz mi çalışıyorsunuz?

Hayır. Fikir benden çıktı, tasarımları da ben yapıyorum ama tüm işlere tek başıma yetişebilmem mümkün değil. En önemli destekçim annem. Annem bu işe entegre olmuş durumda, üretimin büyük bir kısmını o yapıyor. Kadın girişimciliğini destekliyorum, istihdam yaratıyorum yani (gülüşmeler). İnci adlı bir arkadaşım da kurumsal iletişim kısmını yürütüyor. Şu an 3 kişilik bir ekibiz. Daha da büyümemiz gerek aslında ama küçük hacimli olunca yönetmek ve diğer işlerimle dengede tutabilmek daha kolay oluyor benim açımdan. Mimarlık ta iş hayatımda çok ağırlığı olan bir alan çünkü.

Save the Flowers ile ilgili daha çok yurtdışına yönelmek gibi bir düşüncemiz var. Tek tek gönderim yapıyoruz ama orada işbirlikleri geliştirelim, oralarda da ürünlerimiz satılsın istiyoruz.

20180920_SaveTheFlowers_tekli_SB_02

Sizinkine benzer bir fikir görmemiştik hiç, bu bizim cehaletimizden mi?

Hayır, haklısınız. Bu  bizim özgün fikrimiz ama sonradan kopyaları da çıkmaya başladı. Yurtdışında da hobi olarak böyle çiçek çerçeve hazırlayanlar var ama böyle bir marka altında yapanı görmedim. Hani bizim ülkemizde biri bir şey yapar, o iş tutar sonra da bir furya haline gelir, herkes onu yapmaya başlar ya. Bu dönem de çiçek dönemi.

Ürünlerimiz seviliyor ve beğeniliyor. Bir de ben taze çiçek çok severim ama kalıcı değiller ne yazık ki. Bu yolla hiç bakım yapmanız gerekmeden kalıcı hale geliyorlar. İç mimari tasarımlarım için de çok güzel bir aksesuar oluyorlar ayrıca.

Glass, square ve gold olmak üzere üç serimiz var. Glass çift tarafı cam ve içinde preslenmiş bitkiler var. Square’in içindeki çiçekler preslenmiyor ve hacmini koruyorlar. Gold’da adını çerçevesinden alıyor, oradaki bitkiler de preslenmiş.

“Doğaya zarar vermeyelim, onu yaşatalım.” ruhu, web sitenizdeki manifestonuzdan okuyucuya da geçiyor gerçekten…

Organik olan her şeyin rağbet gördüğü zamanlardayız, bitki de organik bir şey. Bu mantıkla çerçeveleri de tamamen doğal malzemelerden üretiyoruz. Bir yandan tematik bir şey üretiyoruz. Doğaya zarar vermeden, doğadaki ürünleri geri dönüştürerek, doğadan bir parçayı alıp saklayarak… Zaten “Save The Flowers” ismi de oradan geliyor.

GLASS N04-02

 Müşterilerinizden nasıl tepkiler alıyorsunuz ürünlerinizle ilgili?

Geçen sene özellikle birkaç tane kurumsal firma yılbaşı hediyesi gönderimlerinde bizi tercih etti. Standart hediyelerden sıkılmış olanlar için çok farklı geliyor ürünlerimiz. Doğadan kalıcı ve eşsiz bir parçayı hediye aldıklarında kendilerini özel hissettiklerini de söyleyebilirim.

Diğer taraftan ürünlerimiz çok kırılgan ve hassaslar. O yüzden müşterilerimiz, böyle ürünlerin kargo ile düzgün bir şekilde ellerine ulaşmasının mümkün olabileceğini çok da tahmin etmiyorlar. Tabii biz, kargoda sorun yaşamamak için paketleme tekniği üzerine çok kafa yorduk, kendimizi çok geliştirdik. Başlarken çok fazla deneme yaptık. Artık herhangi bir kargo şirketiyle sorunsuz bir şekilde gönderebiliyoruz. Sipariş ettiğiniz ürün size hiçbir zaman karga tulumba gelmiyor. Paketi açtığınızda da şık bir kutuyla karşılaşıyorsunuz.

Peki, en çok hangi sorular geliyor?

Gerçek çiçek kullanıp kullanmadığımız çok soruluyor. Bunun yanında kurutma yöntemlerimiz de merak ediliyor. Kendilerinin kuruttukları veya saklamak istedikleri çiçeklerden tablo yapmamızı isteyenler de oluyor. Aslında fikir fikri doğuruyor. Örneğin bir kız arkadaşımın düğünü için saç tokası tasarladık. Yaka iğnesi tasarladık. Gelin buketi gibi kişisel ürünlere insanlar çok önem veriyorlar. Bu ürünleri kurutup çerçevelemek gibi yapılabilecek çok şey var. Bunların hepsini yapmak istiyoruz ama bu iyi bir altyapı ve iyi bir organizasyon gerektiriyor. Biz çok fazla alana dağılmadan daha emin adımlarla ilerlemek istiyoruz.

Orta ve uzun vadede yurtdışına açılma planlarının yanı sıra böyle daha küçük çaplı şeyler de yapmak istiyoruz. Zaten bu tarz bitkilerin kendi sezonu oluyor, o yüzden her zaman bulmak mümkün olmuyor.

glass no7-2

Eskiden gezerken topladığınız bitkileri şu an nasıl tedarik ediyorsunuz?

Gezerken topladıklarımı da kullanıyorum tabii ama onları daha çok “limited edition” olarak satışa sunuyoruz. Hepsini kendimiz kurutmaya yetişemiyoruz elbette, yurtdışından ürün getiren ve kurutan botanikçi tedarikçilerimiz de var. Özellikle benim çok sevdiğim egzotik yaprakları bulmak zor. Bir de tabii bu sezon bulabildiklerimizi önümüzdeki sezon bulamayabiliyoruz. Zaten bu işin doğası gereği sezonsal olarak ürünlerimiz değişiyor. Tabii ki ticari ürünlerde, süreklilik insanlar için önemli. Aynı ürünü tekrar bulabilmek istiyorlar. Ancak bizim ürünlerimiz ticari üründen çok el emeği ürünler olduğu için sürekliliği çok dert etmiyoruz. Hatta nadir olmasının daha özel olduğunu düşünüyoruz.

Peki, Save The Flowers’ın bir sonraki adımı nedir?

Save the Flowers ve mimarlık ofisini biraz daha etkileşimli bir ortama dönüştürmek gibi bir hayalim var. Hem dükkan, hem workshopların olacağı, diğer tarafında mimarlık ofisinin olduğu bir yer. Fikirler tartışılsın gerekirse çatışsın; müşteriler gelsin-gitsin; hep beraber üretelim… Böyle bir ortam olsun istiyorum. Daha zamanı var elbet. Çok uçuk bir hayal değil belki ama sonuçta yapabilmek için bir sermaye gerekiyor. Onun işleyen bir hale gelmesi için ekibi genişletmemiz gerekiyor.

Sermaye demişken; Save the Flowers, kendi kendini dönüştüren bir işletmemi midir? KOSGEB ya da başka krediler (kadın girişimciler için olan özel krediler gibi) kullandınız mı? Bu konuları özellikle girişimci olmak isteyenler çok merak ediyor.

GOA’yı kurarken KOSGEB’e başvurma girişimim olmuştu. Ama süreçleri çok zorlu olduğu için açıkçası sonrasında pes ettim. Save the Flowers için böyle bir girişimim olmadı, kendi kendine dönen bir sistemi var. Ancak yurt dışına açılırken kendi sermayesiyle olması zor. İhracata yönelik teşvikler üzerinde çalışıyoruz.

square26-2

Günlük hayat, öğrenciler, yeni girişimcilere öneriler....

Başka hobileriniz var mı? Mesela resim yapmaya devam ediyor musunuz? Yoksa Save The Flowers deşarj olmanızı sağlıyor mu?

Resme devam edemiyorum. Üniversitede suluboya çok yapıyordum. Ama özellikle iş hayatına başladıktan sonra, hayatın temposu sizi ele geçiriyor ve o hobiler maalesef zamanla yok olmaya başlıyor.

Save the Flowers, bunu bir iş olarak görmediğimde deşarj olmamı sağlıyor, bana enerji veriyor. Çünkü orada kendimle kalabiliyorum. Tasarımlar için kafa yorarken ya da doğada gezerken bir yaprağı görüp onunla ne yapabilirim diye düşünmek bana çok iyi geliyor. Onun dışında yoga yapmaya çalışıyorum.

Rutin bir gününüz nasıl geçiyor? 

5’te kalkıp sporumu yapıyorum ve limonlu suyumu içiyorum (kahkahalar). Öyle bir şey yapamıyorum tabii ki. Günlük olarak çok düzenli olmasa bile haftalık olarak nerede, ne yapacağımı planlamaya çalışıyorum. Günlerim hiç rutin geçmiyor. Bir gün tamamen ofisteyken, bir gün dışarıda toplantılarda ya da okulda olabiliyorum. Güne genelde mesaj ve telefon trafiği ile başlıyorum.

Kafamı dinlemek, ertesi güne hazırlanabilmek için akşam 7’den sonra kendime zaman ayırmaya çalışıyorum. Bunu yapmadığımda dezavantajlarını yaşıyorum. O yüzden olabildiğince 9-6, 9-7 gibi çalışmaya gayret ediyorum.

Save The Flowers ile de daha çok akşamları ilgilenebiliyorum. İlerleyen dönemlerde GOA Mimarlık Ofisi’nde workshop yapma planlarımız var. (PD: Mutlaka haberimiz olsun 😉 )

Öğrencileriniz Save The Flowers’ı biliyorlar mı? Nasıl tepkiler alıyorsunuz onlardan?

Bilenler var. Derse gelmeden önce çoğunlukla beni Google’da aratmış oluyorlar 🙂 (kahkahalar) Röportajlarımı okuduklarını ya da beni TV’de gördükleri söylüyorlar. Yazın ofise staja gelen öğrencilerim de oluyor. Onlar da Save The Flowers’a maruz kalıyorlar ama çok hoşlarına gidiyor 😉

Öğrencileriniz arasında ya da arkadaş çevrenizde sizinkisine benzer hobisi olan ve bunu işe dönüştürenler var mı?

Öğrencilerimle daha çok mimari projeler üzerine çalışıyoruz. Öyle olunca, hobilerini çok bilmiyorum. Mimarlık camiasında ise, başka yeteneklerinden bir şeyler üreten çok var aslında. Ayşegül’ü biliyorsunuz zaten (PD: buradan Paspas’ın Bahçeleri’ne selam olsun) Onun gibi kurumsal hayattan çıkıp, hobisini işe dönüştürmek isteyen tanıdıklarım çok var. Arkadaşım İnci’den bahsetmiştim, Save The Flowers’ın kurumsal iletişimiyle ilgileniyor. O da “cake it easy” diye çok şahane bir marka kurdu, keklerden hediye kutuları hazırlıyor. Mekaniklikten kurtulup kendine bir alan yaratmak isteyenler var çevremde.

Eskiden kurumsal hayatlarını bırakıp da hobilerini işe dönüştüren insanlar bu kadar fazla değildi sanki? Şimdi farkındalık arttığı için belki de, daha çok gün yüzüne çıkıyor, daha çok paylaşılıyor böyle hikayeler. Ki biz de yaptığımız röportajlarla bu tarz hikayelerin daha çok insana ulaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü, hayallerinin peşinden gitmek isteyen insanların, önce bunu başarmış insanlardan ilham ve cesaret almaları gerekiyor.

Daha önceleri işin olması demek; bir ofiste belli bir maaşla 9-6 çalışmak demekti. Son zamanlarda girişimcilik ekosisteminin de güçlenmesiyle birlikte hobiden para kazanma fikrine daha çok kafa yormaya başladı insanlar. Çok iyi yaptığım bir şeyden para da kazanırım diye düşünmeye başladılar. Artık insanların birbirine ulaşması da çok kolaylaştığı için bu daha da bilinir oldu. İnternet sayesinde her şey bir tık uzakta. Mesela ben dükkan açma zorunluluğum olmadan pek çok insana ulaşabiliyorum. Konsinye usulü çalıştığımız tasarım dükkanları var. Ama çoğunlukla online satış yapmayı tercih ediyoruz.

20180920_SaveTheFlowers_tekli_SB_03

Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunuzda, ilk gördüğünüzde ne hissettiniz? Bizi tanıdıktan sonra fikriniz değişti mi? Yani ne umuyordunuz, ne bulduğunuz? (kahkahalar)

Sizi ilk başta detaylı incelememiştim. Yoksa ben de sizinle mi röportaj yapmalıyım (kahkahalar). Dediğim gibi Ayşegül’ün önerisiyle sizinle iletişime geçtim. Plazada mutlu olmayıp kendi işini yapmak isteyenler, bir şekilde benzer insanlarla bir araya gelmek istiyorlar. Siz de bir anlamda onlara kanal oluyorsunuz aslında. Sıradan bir röportaj olmadı. Sohbet ortamında olduğu için röportaj yapıyormuşuz gibi hissetmedim, çok hoşuma gitti.

Birden fazla işi olan (hem aktif olarak proje üretmeye devam eden bir mimar, hem de bunu gelecek nesillere aktaran bir hoca) ve hobisini işine dönüştürmüş biri olarak takipçilerimize önerileriniz neler olur?

Girişimci insanlarla bir araya gelmekten çok besleniyorum. Üretim ortamları bana çok iyi geliyor, o sinerjiyi seviyorum. Otururken bir anda ilham gelsin, sonra bunu işe dönüştüreyim ve para kazanayım diyenlerden değilim. Biraz cesaretle denemek, belki yanılmak ama kesinlikle korkmamak gerekiyor. İşin sonucu olur ya da olmaz ama olması için emek sarf etmek lazım. İş planı hazırlayıp sonu için bir hedef koyulmalı. Yani “Ben bunu yapacağım ama sonunda neyi hayal ediyorum?”, “Nereye varmasını istiyorum?”, “Vardığım yer beni mutlu/ tatmin edecek mi?” gibi sorulara cevap bulmak, öngörüde bulunmak lazım. Emek yoksa hobi olarak kalıyor zaten. Dediğim gibi girişimcilik ortamlarında da fikirler fikirleri besliyor; insanlar birbirini destekliyor. Tek başına var olmak çok zor, mutlaka desteğe ihtiyaç var. O destek için de hep gelmesini beklemek değil, kendimizden de başkalarına vermek gerekiyor. Birbirini destekleyen ekosistem ancak bu şekilde oluyor.

Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim. 🙂

20180920_SaveTheFlowers_Uclu_SB

Mini Test / O mu, bu mu ?

Mini test:
 

  1. Kahve mi, çay mı? Kahve
  2. Siyah mı, beyaz mı ? Siyah
  3. Babet mi topuklu ayakkabı mı ? Topuklu ayakkabı
  4. Vezir mi, piyon mu? Vezir
  5. Uçak mı, yelkenli mi? Uçak
  6. Pizza mı, lahmacun mu? Pizza

 

 

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir