Dünün Bankacısı, Bugünün Girişimci-Mentoru

Neşen Yücel kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi’nde çeviribilim okuduktan sonra Amerika’da West Georgia MBA derecesi alan, kurumsal iş hayatında Pamukbank, Akbank, Yapı Kredi gibi bankaların Kredi Kartları Pazarlama, Ürün Yönetimi gibi farklı birimlerinde çalıştıktan sonra bir gün kariyerine girişimci olarak devam etmek istediğini fark edip kurumsaldan ayrılma kararı alan biri Neşen Yücel. Neşen ile bankacılığı, sonrasında dünyayı hissetmek için başladığı girişimciliği, kurduğu Minerva Danışmanlığı’nı, yerli ve yabancı startuplara danışmanlık ve eğitim veren Stage-Co’yu, çok sevdiği mentorluğu, ülkemizde çocuklara ücretsiz bilgisayar programlama öğreten ilk gönüllü topluluk olan CoderDojo’yu, STK’ların önemini ve daha nice ilham verici konuyu konuştuk.

NesenYucelProfil

2 defa TEDx sahnesinde konuşan Neşen Yücel, Digital Age dergisi tarafından, 2018’de Türkiye’de Dijitale yön veren 30 kadından biri seçildi. Aynı zamanda Bizbizze Kadınlar için Fikir Destek Derneği yönetim kurulunda olan Neşen, Kurumsaldan Sonra Hayat Var mı ve Startup Ladies seri etkinliklerinin yanısıra, girişimcilik, tasarım odaklı düşünme, iş planı oluşturma, 2. kariyere dönük Start Me Up gibi eğitimler vermeye ve Türkiye ve yurtdışında startuplarla çalışmaya devam ediyor.

Merhaba Neşen, hoş geldin Kendini kısaca tanıtır mısın? Nerelisin, nerede büyüdün, nere(ler)de okudun?

Merhabalar, İzmirliyim. Bornova Anadolu Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nü (şimdiki adıyla “Çeviribilim”) mezunuyum. Tipik üst orta direk bir memur ailenin çocuğu olarak büyüdüm, devlet okullarında okudum. İzmir’de çocukluk ve İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nin kozasındaki gençlik benim için mutlu bir dönemdi ve o dönemde varoluşumu, bu yerkürede ne işe yaradığımı sorguladığım bir sistemin içinde değildim.  Hayat kollarını açmış bizi bekliyordu.

Çeviribilim okumak bilinçli bir tercih miydi? Okul tercihlerinde ailenin etkisi olmuş muydu?

Benim için evet bilinçli bir tercihti, ama farkında değildim 🙂 Dil öğrenmeye hep bir yatkınlığım vardı, ailecek çok okur, Türkçe ifademizin düzgün olmasına dikkat ederiz, dile bir yatkınlığımız da var. Ortaokulda ve lisede İngilizce ve Türkçe derslerine çalışmak zorunluluk değil, keyifti. İngilizce ve tüm diller, benim için dünyaya açılan birer kapıydılar. Ancak ailemin bu tercihimde bir etkisi olmadı, hatta pek memnun olduklarını da sanmıyorum.

Lisedeyken kariyer hayalim, bir şirketin yurtdışı ilişkilerini yönetmekti. Böylece yeni yerler görebileceğimi, yeni dünyalar ve yabancı insanlar tanıyacağımı düşünmüştüm. Benim bu kararımdan sonra Körfez Savaşı yaşandı ve ülkece simültane çeviri gerçeği ile tanıştık. Bu da benim soranlara okuyacağım bölümü anlatmamı kolaylaştırdıysa da, simültane çeviri dersine bir kez girdim, dinledim, düşündüm ve konferanslarda tercüme yapan değil, “konuşan” kişi olmak istediğimi anladım, dersi drop ettim.

Bu arada çok emek sarf edilerek yapılan çevirmenliğin Türkiye’de bir karşılığı olduğunu görmüyordum. Dolayısıyla okuduğum bölüm benim için sadece emeklilikte, keyif için yapabileceğimi düşündüğüm bir meslek haline geldi. Biraz üniversite ve kampüs hayatının yarattığı kültürün de katkısıyla, daha üniversite yıllarındayken çalışmak hayatımın doğal bir parçası haline geldi ve kurumsal yaşama o yıllarda adım attım. Böylece, başka ilgi alanları ve becerilerimi de keşfettim. Ama yine de okuduğum bölümün, çok isteyerek kazandığım, benim yetilerime uygun ve beni besleyen bir bölüm olduğunu söyleyebilirim.

İstediğin bölümde okudun, üniversite hayatın boyunca çalıştın. Peki mezun olduktan sonra profesyonel iş hayatın nasıl başladı? Bankada çalışmaya nasıl karar verdin?

Tamamen bilinçsizce karar verdim diyebilirim. Üniversitede İşletme Kulübündeydim. O dönem işletme, doktorluktan sonraki en popüler bölümdü. Ve ben, dünyanın Boğaziçi İşletme mezunları tarafından yönetildiğini sanıyordum. Dünyanın en önemli şeyinin uluslararası bir firmada staj yapmak, mezun olduktan sonra da orada çalışmak olduğu fikrinin yaygın olduğu bir kültür içindeydik. Okula, parlak öğrencileri kapmak için gelen büyük şirketleri, bankaları dinliyordum. Tabii o zamanlar kimse size kendi işinizi kurmanızı tavsiye etmezdi, girişimciliğin adı anılmazdı. Zaten -hangi bölümde okuduğu farketmez- sanırım hiçbir Boğaziçi mezunu için böyle bir şey söz konusu değildi. Mentorluk desteği diye bir şey de yoktu.

Memur bir ailede büyümenin de bunda etkisi vardır muhtemelen. Ailende ticaretle uğraşan birileri olsaydı belki sen de deneyebilirdin.

Kesinlikle katılıyorum, aileden aşılan kültür, düzenli bir gelir getirecek ve güvenli bir iş yerinde çalışmaktı. Kendi ekmeğimizi ve özgürlüğümüzü kazanmamız çok değerliydi ve risk almaktan uzak durmalıydık. O nedenle hiç sorgulamadan, oldukça standart bir mesleki seçim yaptım, ancak kurumsal hayatta da öyle tarih falan yazmadım, acayip paralar kazanmadım. Voleybol kurallarıyla futbol oynamaya çalışan bir emekçiydim sadece 🙂

Bu arada aslında içimde bir yerlerde bir girişimci ruh taşıdığımı da yıllar sonra farkettim. Lise son sınıftayken bir yandan üniversite sınavına hazırlanıp, bir yandan da bir arkadaşımla birlikte hatıra olsun diye okul yüzüğümüzü yaptırmıştık. Yani herkes özel ders, dershane ve okul üçgenindeyken; biz Kemeraltı’nda bir usta bulup, bir model tasarlatıp, herkesin tek tek ölçülerini alıp, ürettirip, çok zorlu bir sürecin sonunda sahiplerine teslim etmiştik.

Bunları duyduğumuz tek Boğaziçili sensin galiba (kahkahalar)

Ben hep tersini yaptım da o yüzden . Mütercim tercümanlık okudum ama dersanede işletme sınıfındaydım. Hep bir ayağım orada bir ayağım burada oldu. İki ayağım birden aynı şeyin içinde olmadı hiç bir zaman. Mesela üniversite sınavında –zihin açmak için- bir miktar matematik sorusu da yanıtladım. Puanımda hiç etkisi olmayan 13 gereksiz matematik netiyle Boğaziçi Mütercim Tercümanlığı kazandım. Mezun olduktan sonra da işletme, ekonomi, uluslararası ilişkiler gibi bölümlerden mezun olanlarla aynı kulvarda yüzerken buldum kendimi. Ama şimdi –bir girişimci olarak- matematiği çok seviyorum, her şey yalan, matematik gerçek diyorum…

Bir dilbilimci için harika cümleler…

Dil=matematik olduğunu 35’imden sonra keşfedebildim. İngilizceden sonra  iş hayatım boyunca da Fransızca, Yunanca, Latince gibi farklı dilleri öğrenmeye devam ettim. Her dilin farklı bir algoritması, syntax’ı var. Şakır şakır konuşamasam da dili öğrenme kısmını, o formülleri çözmeyi çok seviyorum sanırım.

* Devamı için yukarıdaki “Uzun Mesaili Bankalı Yılları” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Uzun Mesaili Banka Yılları

Tekrar Yapı Kredi yıllarına dönersek…

Eskiden bankaların çok uzun süren ve harika eğitimler verdikleri MT programları olurdu. Yapı Kredi’de Management Traininee olarak Kurumsal Pazarlama’da çalışmaya başladım, ama 3 ay sonra, bana göre olmadığını anlayıp Bireysel Pazarlama’ya geçtim, yerimi buldum ve mutlu oldum. Burada 1 yıl çalıştıktan sonra kazandığım burs ile Amerika’ya MBA yapmaya gittim. Amerika’dan döndüğümde 99 depremi olmuştu ve 1999-2000 krizi başlamıştı. Küçük bankalar birer birer kapanıyordu, şirketlerin işe alımları da durmuştu. Çok zor bir dönemdi, ben Amerika’ya gitmeden önceki iş dünyası çok değişmişti. Bir süre iş aradıktan sonra, Pamukbank’ta Girişimci Bankacılık’ta çalışmaya başladım. Pamukbank küçük ama çevik ve vizyoner bir bankaydı. Çok kaliteli insanlar çalışırdı. Girişimci Bankacılık’ta çalışırken çok şey öğrendim, o dönem için pek çok yeniliği hayata geçirme şansım oldu. Ardından Akbank’ta çalışmaya başladım.

Evet, Pamukbank’ın sektörde öyle bir imajı var. 

İlk telefon şubesini, girişimci bankacılığı hayata geçiren Pamukbank’tır mesela. O zamanlar ben de girişimci bankacılığın kitabını yazdım desem yalan olmaz. Zaten kariyerim hep iletişim ve yaratıcılık yetilerim etrafında ilerledi, pazarlama, ürün yönetimi, pazarlama iletişimi ve dijital pazarlama gibi bölümlerde çalıştım. Akbankta ise, American Express ile başlayıp, Axess, Wings ile devam ederek Türkiye’nin en büyük kart markaları için çizgi altı ve çizgi üstü her türlü iletişim sürecini yönettim. TV reklamları, eventler, çekilişler, devasa kampanyalar, yeni kart ürünleri geliştirme, kampanya yönetimi gibi onlarca renkli iş yaptım ama bir noktadan sonra hepsinin algoritması aynı. O nedenle zamanla beni heyecanlandıran ve daha çok şey öğrenebileceğim alanlara kaydım.

Akbank’ta çalıştığım zamanlar “dijital dünya”ya yeni yeni adım atıyorduk. Çağrı Merkezi daha yeni kurulurken adım attığım kurumdan, 10.5 sene sonra ayrılırken büyük bir dönüşüm yaşanmıştı. İnternet şubesinin, mobil uygulamaların, tabletlerin ve sosyal medyanın hayatımıza girme sürecini Akbank’ta yaşadım ve kredi kartı markalarının bu mecralardaki kimliğini oluşturup büyüttüm. Websiteler, internet şube ve mobil uygulamalarla başlayıp, sosyal medya hesapları ve sonradan çığ gibi büyüyen like’ların temeli o yıllarda atıldı. Teknolojiye, inovasyona ve fayda yaratmaya çok meraklı bir insan olduğum için tüm bu gelişmeleri büyük bir merakla takip ediyor, aktarıyor ve markalarımıza uyguluyordum. Çok yoğun çalışıyordum, ama gelişen mecralarla giderek artan sorumluluk alanımın bana geri dönüşü pek olmuyordu.

PD_NesenYucel_Skype

Bankada bir kariyer hedefin, hırsın yoktu belki de…

Evet, hiç yoktu. Tek bildiğim günün birinde kendi işimi yapmak istediğimdi. Ancak bu yola yalnız çıkacağımı hiç düşünmemiştim, arkadaşlarımla beraber iş kuracağımı zannediyordum ve sanırım uzunca bir süre öyle bir şey bekledim. Bu her halime yansımış olmalı, ne benim aklıma büyük pozisyonlar düştü, ne de kendimi o büyük odalarda koca koltuklarda hayal ettim 🙂 O bir duruştur ya hani; müdür olmak için müdür gibi davranırsın. O bende pek yoktu sanırım. Kendi sorumluluklarına odaklı ve sürekli fazla mesaiye kalan ve yeni projeler, işler yaratan ideal bir çalışandım.

Bize genelde yaptığın işe emek vermen, etik olman gerektiği öğretildi ya; senin de bu şekilde çalışmanın nedeni budur belki ?

Evet bize böyle öğretildi, bu uygun kişilik yapısıyla birleşince, kurumsal yaşamın çok sevdiği bekar ve özel hayatı kalmamış, emekçi iş insanına dönüyorsun. Bir de bu kadar yoğun çalışınca yorgun, stresli, gergin oluyorsun ve bu durumdan hem iş hem de özel hayatın fazlasıyla etkileniyor, bir kısır döngü yaratıyor.

*Devamı için yukarıdaki “Kurumsaldan Girişimciliğe” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Kurumsaldan Girişimciliğe

Peki ne oldu da “Yetti bu kadar, gidiyorum ben!” dedin? Seni bankacılık dışında başka şeyler yapmaya iten ne oldu?

Zamanla kendine, özel hayatına vakit ayıramaz hale geliyorsun. İşimi her  zaman severek, aşkla yaptım ve çok çalıştım. Ama kendi yaşamımı istediğim gibi şekillendiremiyordum. Haftasonları yetmiyor, sürekli yeni yerler görmek, yeni bir şeyler öğrenmek istiyordum. Temel olarak yaptığım işte bir mana bulmakta epey zorlanır olmuştum; kurumsal klişeler, üniversiteden yeni mezunken cool gelen davranışlar, iş gereği yapılan small talklar, etiketler de anlamsız geliyordu. Ben ise temiz hava almak ve güneşi, yağmuru hissetmek, yaptığım işle de bu dünyaya güzel bir iz bırakmak istiyordum. Kurumdan değil kurumsal yaşamdan soğuduğum için de başka iş aramayı bırakalı çok olmuştu, yolumu bulana dek gene dört elle mevcut işime sarıldım ve beni besleyen taraflarından daha fazla ne öğrenebilirime odaklandım.

Maaşlı çalışan ailelerin çocukları olarak konfor alanımızdan çıkmak ve risk almak bize zor geliyor. Sen de “burada iyiyim, işimi yapıyorum, burada devam edeyim” demişsin, bırakıp bir şeyler yapmak aklına gelmemiş…

Aynen, aklıma bile gelmedi. Ailemin bana destek olabilecek bir durumu yoktu, kendimden başka kimseye güvenemezdim. Çalışan koçluğu, mentorluk vs. de en azından benim çalıştığım kurumda söz konusu değildi. Ev kredisi ödeyen ve kimseden maddi manevi destek almayan, bekar bir kadın olarak koca şehirde küçük bir yaşam kurmuştum ve bu döngüyü kırmak pek de kolay olmadı. Çok zor bir karardı, el yordamıyla, düşe kalka, bazen saçma kararlar alarak yolumu buldum.

Tohuma kaçmak üzere olan bir beyaz yaka olarak, para kazanma zorunluluğunu dibine kadar hissettiğim, ama ne yapacağımı da bilemediğim gri bir dönemden geçtim. İşyerindeki stres ve hayal kırıklıkları öyle bir duruma geliyor ki, kendini halk otobüsünde biletçi, kimsenin gelmediği bir kütüphanede memur veya bir kasabada marangoz olarak hayal ederken bulabiliyorsun, arkadaşlarınla sohbetlerinde bu fanteziler detaylandırılıyor 🙂 Yeter ki stres ve mobbing olmasın, kurumsal dünya etiketlerinden uzakta, kendimi özgür hissedebileyim, kendi kanatlarımla uçabileyim. Maddi açıdan kaybedeceğim çok fazla bir şey olmadığına kendimi ikna ettikten sonra karar vermek hiç zor olmadı. 10 yıldır, her Mayıs ayında kendime verdiğim sözü artık tutmaya karar verdim ve bir deadline belirledim, şafak saymaya başladım. Kurumsal iş hayatımı 38 yaşımda noktaladım, şu an geç gibi gelse de o yıllarda bunu durduk yere yapan hiç kimse yoktu 🙂 

Sorunun çalışmak değil; çalışmanın şekli olduğunu, bunun bazı kişilere uymuyor olabileceğini anlatmak zor oluyor bazen.

Kesinlikle. İş dünyası son yüzyıl içinde çok değişti, dönüştü ve işte şimdi yeniden şekilleniyor. Oyunun bu level’ının kuralları henüz belirlenmedi. Bu vakte kadar bize öğretilen ve dayatılan değerlerin sarsıldığı bir gelecek geldi kapıya dayandı. İnsanlar bunu tanımlamakta, anlamakta ve kabullenmekte zorlanıyorlar. İş yaşamının geleceği çok büyük değişimlere gebe ve bu dönüşümü görmek  ve bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum.

Zaman içinde birkaç arkadaşımın kurumsal hayatı bırakma sürecinde onlarla birlikte kafa patlattım, destek oldum. Bazılarını da bırakmaktan vazgeçirdim 🙂 Bazı kişiler için kurumsal hayat en iyisi, herkes kendi işini yapsın demiyorum kesinlikle. Bir yandan da kurumsal yaşamın bazı tarafları genç nesil tarafından pek de çekilir bulunmuyor 🙂

Kesinlikle… (Gülüşmeler)

Benim iyi bir huyum var, her yılın Ekim ayında çeşitli kurslar seçip, onlara başlarım. İlgimi ne çekerse… Seramik, sanat tarihi, edebiyat, Yunanca ve hatta Latince! Kurumsal yaşamdaki son iki yılımda bu eğitimleri mesleki olarak beni geliştirecek ve vizyon kazandıracak olanlar arasından seçtim. Dijital dünya ve inovasyonun yanında fütürizme de merak saldım. Ayrıca ekonomik hazırlık da yapmaya başladım.

Son 2 yılım çift vardiya çalışarak geçti. İşten çıkış saatimi (nihayet) 18:30’a çektim, İstanbul trafiğiyle geç de olsa tanıştım :). Her hafta start-uplarla tanışıyor, onlarla çalışıyor, koşarak eve gelip, bilgisayar başına geçip araştırma yapıyordum. Artık beni iş hayatında değerli kılan enerjimi kendi hayallerim için kullanıyordum.

İnsanın bir B planının olmasının ne kadar iyileştirici bir şey olduğunu da bu arada deneyimlemeye başladım. O B planı hiç gerçekleşmeyebilir ama varlığı bile yetiyor mevcut durumundan daha az acı çekerek çıkmana. İş hayatım artık hiç de o kadar zor gelmiyordu!

Bu süreçte ne yapmak istediğini netleştirmiş miydin?

Benim de her beyaz yaka gibi bir diyetisyenim, bir terapistim ve bir yoga eğitmenim vardı 🙂 İstifa ettikten sonra, terapistimin tavsiyesiyle gelen bir danışmanlık işini kabul edip minik bir akar gelir sahibi oldum. Ancak asıl amacım start-up dünyasında olmaktı ve kendi start-up’ımı kurmaktı. Öte yandan kader ağlarını örüyordu… İşten ayrılıp şirketimi kurduktan 6 ay sonra eşim Patrick Bosteels ile tanıştım 🙂 Böylece hem iş hayatımda hem de özel hayatımda büyük bir dönüşüm yaşadım. Bu arada genellikle kurumsal hayattan çıkmamda eşimin yardımı olduğu zannediliyor, oysa tam tersi, ben kurumsaldan ayrılıp kendi şirketim Minerva Pazarlama Tasarımı ve Danışmanlık‘ı kurduktan aylar sonra hayat bizi eşimle bir araya getirdi ve bu yolda birlikte yürümeye başladık; onun Türkiye’ye taşınmasıyla Stage-Co‘yu kurduk.

NesenYucel_toplanti

İstifa ettiğinde işyerinden, ailenden ve arkadaşlarından nasıl bir tepki aldın? Heves kırmak ata sporumuzdur çünkü maalesef.

Ne demek istediğini anladım 🙂 Benim de bu kararımı şaşkınlıkla karşılayan, işinden ayrılmayı işsiz kalmakla bir tutan kişiler oldu tabii!

Ailem yıllardır ne kadar yorulduğumu gördükleri ve bana güvendikleri için olumsuz bir tepki göstermedi. Bunda ev kredimin yarısını ödedikten sonra ayrılmanın da payı vardır herhalde! Ne yapacağımı anlamadılar ama çok da sorgulamadılar.

Ne yazık ki yöneticilerimle süreç bu kadar olumlu geçmedi. İstifa kararımı yasaların gerektirdiğinden çok daha erken bildirmeme rağmen bazı haksızlıklara maruz kaldım, bu bende hem manen, hem de madden bir çöküşe sebep oldu. Haklarımı daha sonra kanuni olarak aramak zorunda kaldım, konu çözüldü, ikinci kariyerimdeki başarılarım da yaralarıma merhem oldu.

İş dışı arkadaşlarıma gelince, köstek olmadılar ama ne yapmak istediğimi konusunun onlar için de çok net olduğunu sanmıyorum. Bu çok da önemli değil çünkü zaten insan arkadaşlarından ne bekler? Temelde sevgi, paylaşım ve inanç. Bu süreçte benim yaşam şeklim, ilgi alanlarım ve motivasyon faktörlerim zaten çok değişmişti, iş yaşamı konusunda ben çoktan sürüden kopma kararı almıştım ve tahmin edeceğiniz gibi, bazı arkadaşlarımla paylaşımlarımız azaldı, omzumda o sıcak el olmayınca aramızda bir kopukluk oldu. Bu nedenle arkadaşlığın, dostluğun tanımını da çok sorguladığım bir dönemden geçtim. Hala taşlar çok yerine oturmuş olmasa da, şunu kabullendim: Arkadaşlık bağlamsal bir şey. İnsanları birbirine bağlayan ortak yaşanmışlıkları canlı tutamıyorsanız, çiçek bakar gibi dostluğu beslemiyorsanız, paylaşımlar azalıyor. Yaşamınızı değiştirmeye karar verdiğiniz o noktada siz aşağı çekmeyecek ve sizinle gurur duyacak kişilerle olmak çok değerli, bu zaten insanı çok yukarı taşıyan bir şey. Açık yüreklilikle söylemem gerekirse, girişimciliğe adım attığım ilk yıl hem maddi hem de manevi olarak kendimi çok yalnız hissettiğim bir zaman dilimi oldu.

Öte yandan, kariyerimin dönüşümü ile hayatıma yepyeni arkadaşlar katıldı, yaşamın bambaşka renkleriyle dolu, ama temelde yalnız yürüdüğüm bir yolda buldum kendimi. Solo-preneur olmak böyle bir şey işte 🙂 Bunu Kurumsaldan Sonra Hayat Var mı? Panellerimizde de bolca tartışıyoruz.

Neyse ki, değişen hayallerimiz, amaçlarımız ve yaşam döngümüz içinde her zaman yeni ve harika arkadaşlar edinmek mümkün.

Örneğin biz sizinle uzaktan uzağa arkadaş olduk, aramızda bir güven bağı oluştu çünkü ortak dertlerimiz ve ortak ilgi alanlarımız bizi birbirimize taşıdı, yollarımızı kesiştirdi. Böyle ufak kesişim noktalarında sürekli yeni insanlarla tanışıyorsun. Senin gibi düşünen, aynı yöne bakanları 30 senedir tanıyormuş gibi oluyorsun ve kısa zamanda kocaman mesafeler gidebiliyorsun.

Kesinlikle, biz röportaj yaptığımız herkesi arkadaşımız gibi hissediyoruz. Büyük bir aile oluyoruz.

Evet, bir topluluk… Girişimcilik ekosistemindeki kişiler, kurumsal yaşamı sorgulayanlar, çıkış yolu arayanlar, bizim gibi hem özel yaşamında, hem iş yaşamında bir mana arayıp, çevresinde olumlu bir iz bırakmaya çalışan kişiler, beslenirken besleyenler… belli ilgi alanlarının etrafında toplanırlar, birbirlerine empati duyarlar ve konuşacak konuları çok olur.  TEOG Anneleri gibi (gülüşmeler)

Son 7 senedir, bilgi ve tecrübelerimi elimden geldiğince paylaşıyorum ve kapı açmaya çalışıyorum. Bu tür dönemeçlerde konuşabilecek birini bulmanın ne kadar değerli olduğunu biliyorum, girişimci olmayı düşünen kurumsalların projelerine beraber kafa yorarak, en değerli şey olan zaman kazanmalarını sağlıyorum. Uzun süredir hem öğrencilere, hem iş yaşamını değiştirmeye çalışanlara ve start-up’lara mentorluk yapıyorum ve özellikle demini almış kurumsalların 2. kariyerlerine yönelik olarak, Start Me Up eğitimleri ile ne zamandır akıllarının bir köşesindeki iş fikrini masaya yatırmalarını sağlıyorum.

*Devamı için yukarıdaki “Mentordan Öneriler” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Mentordan Öneriler

Peki, hayalinin peşinden koşmak isteyenlere -kısa birkaç cümleyle- çok kritik olacak bunları yapın/ şunları yapmayın gibi ne önerilerin olur? Kurumsalda çalışırken mutlu olanlara lafımız yok; onlar çalışsın ve mutlu olsunlar. Daha doğrusu herkes mutlu olduğu işi yapsın. Sorumuz, kurumsalda çalışırken hayalini gerçekleştirmek isteyen ancak bunun için harekete geçemeyen; girişimci olmak isteyip de buna cesaret edemeyenlere yönelik.

Kariyer konusunda basit ipuçlarının gerçekten hayatı değiştirebildiğini ve bunları keşfetmek için benim çektiğim kadar acı çekilmesine de gerek olmadığını düşünüyorum. Bu süreçte o kadar deneyim biriktirdim, o kadar çok kişiyle konuştum ki artık 2. kariyer konusunda mentorluk da yapıyorum, eğitim de veriyorum. Sanırım ömrümün sonuna dek yapacağım tek şey bu olacak.

Eğer bu röportajdan tek bir mesaj çıkacaksa o da mentorluğun çok çok değerli olduğudur 🙂 Mentorluğu çok büyük keyifle yapıyorum ve çok şey öğreniyorum. Mentorluğun yarısı dinlemek ve öğrenmek, benim için güzel tarafı da bu.

Tavsiyelerime gelince:

** Kurumsal bir yerde çalışan ve ayrılıp kendi işini yapmak isteyen herkes, bence öncelikli olarak parayla ilişkisini bir düşünmeli. Aileden birikimi ya da akar geliri olan kişileri bir kenara bırakırsak, düzenli geliri olan ve bu gelirle yaşamını sürdüren standart beyaz yaka kişiler için iş hayatının bizlere sağladığı maaş dışında büyük bir konfor alanı var, bunu idrak ve takdir etmek gerekiyor öncelikle. Her ay maaşının hesabına trink diye yatıyor olması bir yana, şirket bilgisayarı, şirketin cep telefonu, şirket arabasını kullanma, benzin fiyatlarını takip etmeme ve iş seyahatleriyle dünyayı gezme imkanı gibi harika olanakları elinin tersiyle itmek hiç de kolay değil. Fönlü saçlar ve birbirinden şık ayakkabılar da cabası!

Bu sıcak kozanın içinde öylesine kayboluyor, temsil ettiğimiz markaları öyle içselleştiriyoruz ki, kariyer basamaklarında yükseldikçe farketmeden konumumuz ve koltuğumuz ekseninde geçen bir yaşamımız oluyor. Kurumsal iş hayatı, bizlerin işyerinde daha konforlu olmamızı sağlarken, en temel yetilerimizi elimizden alıveriyor, biz farkında olmadan. Örneğin, evimizi başkası temizliyor, arabamızı başkası park ediyor, yemeğimizi başkası hazırlıyor, çocuğumuza başkası bakıyor, biz sadece para kazanıyoruz… Oysa bu tip yetiler aslında insan olmanın temel unsurları ve bizler mevsimlerin olmadığı, klimalı binalarda ve otopark-vale ekseninde yaşarken bunları kaybettiğimizi farketmiyoruz bile.

** Yaşamımızda bize en yakın 5 kişi kim olduğumuzu tanımlar. Konuştuğumuz konular, kullandığımız kelimeler, yaşam felsefemiz ve yaşamda izlediğimiz patikada en çok izi bu 5 kişi bırakıyor. Arkadaşsız, dostsuz bir yaşam pek tatsız olurdu, ancak bunca yıllık ezberiniz değişecekse, sürüden kopacaksanız, sizinle birlikte çevrenizin de değişeceği gerçeğine  hazır, hayatın size hazırladığı güzel sürprizlere açık olun.

NesenYucel_

** Belki çoğumuz farkında, sırf kurumsal etiketler, yani görüntü uğruna inanılmaz para harcıyoruz ya da iş hayatı bizi hayal kırıklığına uğrattıkça veya yıprattıkça, kendi öz benliğimizi yaşayamadıkça, hıncımızı alışverişten çıkartıyoruz. (PD: aynen öyle) Bankadayken, gelirimizin bir kısmı kuaföre, masaja, yenen pahalı öğle yemeklerine giderken, akşamları da gene ya AVMlere ya da sosyalleşebilmek için gidilen yemeklere koşuyoruz. Ben de çoğu iş çıkışı gönlümü eğleyecek bir şey bulamıyor, ne kadar yorgun olsam da eve gitmek yerine, hayattan o günkü payımı almak istiyordum. Hobisiz bir Beyaz Türk olarak, alışveriş merkezinde dolaşıyor, gerekli gereksiz bir sürü şey satın alıyordum. İşten ayrılalı 7 sene oldu, dolabımda hala eritemediğim bir kurumsal giysi stoğu var, hele o ayakkabılar!

** Kredi kartı ekstrenizi inceleyin. Girişimci olacaksanız, paranın nereden gelip, nereye gittiğini, ekonominin nasıl döndüğünü idrak etmekte fayda var bence. Şöyle bir semt pazarına gitmek, arada metroya veya otobüse binmek, yüzüne yağan yağmuru hissetmek,  acıkınca sokaktan bir simit alıp kemirerek aylak aylak yürümek ve yorulunca oturup bir çay içmek de güzel. Başarılı iş fikirleri gerçek ihtiyaçlardan çıkar, bir probleme çözüm olan ürün kendi kendisini satar. Gerçek bir sorunu çözüyorsan eğer, o zaman işte hakikaten girişimci ve etki yaratan bir insan oluyorsun. Bunu yapabilmek için gerekli bilgiyi de maalesef özel şoförle veya şirket arabasıyla, şirketten aldığın benzinle köprü geçerken öğrenemiyorsun. Başkaları senin adına iş yaparken gerçek hayatla ilgili bilgi sahibi olamıyorsun. Hayatın içine karışmak gerekiyor.

** Kurumsal yaşamı bırakmayı düşünenler; artık arabalarını kendilerinin park etmeleri gerektiğini, hatta toplu taşıma hayatlarının bir parçası olacağı için topuklu ayakkabılarla oradan oraya sekemeyeceklerini bilmeliler. Hatta o ayakkabılarını, çantalarını satmayı bile düşünebilirler!… (kahkahalar). Sonra, kendi işini kendin görmekten zevk almaya başlamak gerekecek. Çünkü (en azından bir süreliğine) gelir azalacağı için evde yenen yemeklerin sayısı artacak, belki ayakkabını kendin boyayacaksın, gömleğini kendin ütüleyeceksin, manikürünü kendin yapacak, belki çocuğuna kendin bakacak, ve hatta hatta kendi saçını kendin tarayacaksın 🙂 Tüketimden üretime geçeceksiniz, buna hazır mısınız?

** Girişimciliğin doğasında biraz yalnızlık var ancak yeni insanlarla tanışmaya, bol bol networking yapmaya, her gün yeni bir şeyler öğrenmeye çok açık olmak gerekiyor. Belki bir süre için iş arkadaşlarınız, keyifli kahve molalarınız olmayabilir. Ama kendi yarattığın bir fikri yaşam döngüsüne sunmak, şu koca dünyaya bir çivi de senin çaktığını bilmek, kurumsal hayatta öğrendiklerini veya öğrettiklerini kendi hayallerin için kullanmak, gölgenle bir dağ gibi dikilmek ve her sabah koca bir motivasyonla toplantılara, projeden projeye koşmak çok güzel. Gençleşmeye hazır olun 🙂

** Gerçek dünyayı ve gerçek ihtiyaçları tanımanın en güzel yolu, Sivil toplumla, yani STK’larla yolunuzun kesişmesi olabilir. Ülkemizde giderek artan sayıda başarılı işler yapan vakıflar ve dernekler var. Gönüllü çalışmaları ajandanıza almanız, bu dünyaya tatlı bir iz bırakırken, harika insanlarla tanışmanızı sağlayacak, garantiliyorum. Ben de Girişimciliğe adım attığımdan beri aralıksız olarak gönüllü işler yapıyorum ve hem kendi STK’mı kurdum, hem de bir kaç derneğin yönetiminde yer alıyorum. Benim kurucusu olduğum CoderDojo Türkiye çocuklar ve gençlere yazılım öğreten bir hareket, YK üyesi olduğum Bizbizze Kadınların iş dünyasına kazandırılmasına, Hayat Boyu- Hayat Dolu ise sağlıklı ve aktif yaşlanmaya dönük birer sivil toplum oluşumu. Aktivizm çok güzel, siz de gelsenize!

Girişimci olmak isteyenlerin, bu söylediklerini çalışırken yapmaları gerekiyor aslında. Kurumsalda çalışırken de STK’larda görev alınabilir?

Kurumsal iş yaşamında hem gerçek hayattan, hem de ülkemizin gerçeklerinden çok kopuğuz, hiçbir fikrimiz yok. Şehrin belli arterlerinde gidip gelmekten ibaret bir yaşam bir noktadan sonra tatmin vermiyor. STK’larla yakınlaşmak için, öncelikle elbette, bağışçı olunabilir. Zaman zaman gönüllü çağrıları oluyor, belki uzun vadeli planlar yerine birer günlük denemeler yapılabilir. Orada tanışılan güzel insanlarla gerisi gelir diye düşünüyorum. Ülkenin ve kendi geleceğimiz için birer tuğla koymak gerçekten başka bir tatmin veriyor. Bir kişi gerçekten çok şey değiştirebilir. Ben her zaman zaten birilerine yardım etmeye, etki yaratmaya çok yakın bir insandım ancak kendi sosyal girişimimi kuracağımı düşünmemiştim. Hızlı bir kararla başlattığımız CoderDojo Türkiye sayesinde binlerce çocuğun kodlamayla tanışmasını sağladım. Bu network sayesinde ülkemizde binlerce çocuk kodlama öğrendi. Beni, CoderDojo’yu örnek alan başka oluşumlar da çıktı. Sonuçta hep birlikte 5 senedir Türkiye’de bir şeyleri değiştirdik. Türkiye’de meğer bunu ilk biz yapmışız (PD: Müthiş!) ki başladığımda böyle olduğunu da bilmiyordum. Bu arada benim çocuğum yok, kodlama da bilmiyordum; hoş hala da bilmiyorum (kahkahalar).

NesenYucel_BizBizze

İnanılmaz. Önce ortada bir ihtiyaç olduğunu bilmek lazım, sonrasında da tabii ki aksiyon almak…

Onu anlatmak istiyorum zaten. Çünkü fikirler ihtiyaçtan çıkıyor. Ben herkesin çocuğunu kendi çocuğum gibi görüyorum. Bu ülkeyi de çok seviyorum ve ülkenin ileri gitmesini istiyorum. O anlamda kendi adıma ne yapabilirim diyerek başladım bu projeye. “Bir kişi ne kadar büyük bir şey yapabilir”in canlı örneğiyim. Dediğin gibi aslında aksiyon almak ve ilk adımı atmak gerekiyor, yaptıkça daha çok şey yapabileceğini görüyor insan.

Bence bu tip aktivitelerin en büyük faydası insanın kendisine oluyor. Yerküreye daha faydalı bir birey olmak, yaşamımızda aradığımız anlamı kendimiz yaratmanın tadı başka hiçbir şeye benzemiyor. Yaptığımız start-up eğitimlerinde da kriterimiz “Dünya için daha faydalı fikirler üzerine konuşmak”. Plazadan Dünyaya platformunda olduğunuza göre, sizin de yaşamınızda bir anlam aradığınızı düşünüyorum sevgili okuyanlar 🙂 Aksiyona geçmeye ne dersiniz?

Aynı yöne bakma, aynı davaya baş koyma konusunda STK’lar işin geldiği son nokta…

Evet kesinlikle. Aynı bağlamı, aynı ülküyü paylaştığın insanlarla karşılıklı etkileşimin yüksek oluyor ve böylece üretmeye başlıyorsun. Aynı yolda birlikte yürüyorsun. O yolculuğu beraber yaparken de bir sürü anın oluyor. Yani yeni yollarda yürürken de yeni harika insanlarla tanışıyorsun. Yoksa girişimci olmak çok yalnız bir durum. Siz de belki hissedersiniz diyeceğim ama üç kişisiniz, ne kadar şanslısınız (gülüşmeler). (PD: evet).

Kesinlikle… Bizim için seninle öyle oldu mesela.

E tabi, aynı yolun yolcusuyuz. Bir güven testi yapmanıza gerek olmuyor yani.

Evet, birlikte çok zaman geçirmek de gerekmiyor. Hemen bir kaynaşma oluyor.
“Kurumsaldan Sonra Hayat var mı?” panelleri demişken, nasıl başladı bu paneller, çıkış noktan neydi?

2012’den bu yana iş hayatımda attığım her adımda olumlu bir etki yaratmaya çalışıyorum. Uzun süredir zaten Startup Ladies Tell Their Stories panelleri düzenliyordum ve müthiş hikayeleri ilk ağızdan dinleme ve aktarma şansım olmuştu. Öte yandan kurumsal kozadan çıkarken hayatımı öyle bir dönüştürmüş ve değiştirmiştim ki bunu başkalarıyla paylaşmak istedim, bu rutini kırıp kendi kanatlarıyla uçmaya çalışan kişilerle bir araya gelirsek büyük bir değer yaratabileceğimize inandım.

Bu profilin anlatacak ne kadar çok hikayesi olabileceğini düşündüm ve panel formatında, sohbet, bilgi paylaşımı ve networking etkinlikleri düzenlemeye başladım. Kurumsaldan Sonra Hayat Var mı? Panelleri, 2017 Temmuz ayından bu yana, giderek büyüyen bir kitleyle devam ediyor. 2 ayda bir, birbirinden güzel hikayeleri dinlediğimiz, soru cevaplarla interaktif bir şekilde devam eden, büyük etki yaratan bir etkinlik zinciri oldu.

Her panelde 3 konuşmacım oluyor ve bu kişilerin minimum 8 sene kurumsal iş hayatından sonra gene minimum 3 yıldır kendi işini yapan kişiler arasından ve farklı sektörlerden seçiyorum. Önümüzdeki 31 Ocak’ta tekrar birbirinden güzel konuşmacılarımla ‘Kurumsaldan Sonra Hayat Var mı?’ diyeceğiz. Yaşamında ve özellikle iş yaşamında anlam arayan, 2. kariyerine hazırlık yapan veya solo-preneur olmaya hazırlanan herkesi bekliyoruz.

*Devamı için yukarıdaki “Bir Girişimci- Mentorun Günlüğü” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Bir Girişimci- Mentorun Günlüğü

Neşen’in bir günü nasıl geçiyor onu merak ediyoruz, günlük bir rutinin var mı?

Bizim günümüz yavaş başlayıp akşama doğru hızlanır. Nihayet biyoritmime uyan iş ortamını kendim yarattım. Ben net bir şekilde gece insanıyım.

Eğer akşam dışarda değilsem; gece 10 ile 1 arası bilgisayarım hep kucağımdadır. Dışardaysam da eve gelince mutlaka açarım bilgisayarı, gün sonu yaparım. Pazar gününden genellikle bütün ödevlerimi yaparım, (gerçi öğrenciyken yapmıyordum) (kahkahalar). Pazar akşamları öğrenciyken kabustu ama kendi işimi yaparken öyle değil; işlerimi tamamlayıp haftaya temiz başlamayı seviyorum.

Akşamları genellikle mesleki toplantılar oluyor; yoksa da zaten biz yapıyoruz. Her ay düzenli olarak hem start-up’lara yönelik Stage-Co Masters eğitimlerimiz oluyor, ayrıca kurumlara yaptığımız kurumiçi girişimcilik eğitimleri var. Ayda en az 1 haftasonum sabah 09:00- 24:00 çalışarak geçiyor (Start-up Weekend’ler ve Hackathonlar düzenliyoruz), yani  çok yüksek tempoda çalışıyoruz ancak çoğunlukla gençlerle ve üreten insanlarla birlikte olduğumuz için enerji doluyoruz. Kapalı bir binada, devamlı aynı havalandırmanın döndüğü; tepemde baz istasyonu, 3.000 bilgisayar ve 4.000 cep telefonuyla aynı çatının altında çalışmadığım için mutluyum 🙂

Sabahları kahvaltı bile yapmadan sözleşme hazırlayabilirim, çok konsantre çalışabilirim ama İstanbul trafiğini sabah yaşamdan hayata karışabilirsem ne mutlu bana! Kendi işini yapmanın güzel taraflarından biri bu, her zaman değil ama haftada bir iki gün, home office yapabilirsem çok mutlu bir insan oluyorum.

O iki günde şarj oluyorsun aslında.

Kafamı topluyorum bir de. Zaten bizim günümüz –eşim Patrick Bosteels ile beraber çalışıyoruz- çok yüksek tempoda geçiyor. Bir orada, bir buradayız; hem şehir içi çok toplantılarımız oluyor, hem şehirlerarası. Türkiye’yi eğitim vererek karış karış geziyoruz. Ülkelerarası da çok seyahat ediyoruz. Aslında kurulu düzen olarak iki evimiz var. Bu sebeple, İstanbul’dakiler beni İzmir’de yaşıyorum zannediyor, İzmir’dekiler de İstanbul’da (kahkahalar).

Bizim ofisimiz yok, zaten genellikle co-working spacelerde oluyoruz. Bazen öyle bir alana ihtiyaç bile duymuyorum. İş dendiği zaman hızlıca transa geçebiliyorum. Metroda, e-mailleri hızlıca yanıtlarım. Bir kez arabanın tamir olmasını beklerken tamircinin yazıhanesinde sözleşme hazırlamıştım.

Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunda/gördüğünde ne düşündün? Tanıdıktan sonra, şimdi ne düşünüyorsun? (kahkahalar).

Plazadan Dünyaya ismi bana çok sempatik geldi, derdini güzel anlatan bir isim ve hemen dikkatimi çekti. Hatırlarsanız ben sizi bulmuştum ilk olarak (PD: evet, evet). Kurumsaldan Sonra Hayat Var mı toplantılarını yapmaya başladıktan sonra sizi gördüm ve ne zaman dikkatinizi çekeceğimi merak ediyordum. Çok güzel bir girişim olduğunuzu düşünüyorum.

TEDx konuşmam’da da anlatmıştım: İşten ayrılınca ilk düşündüğüm şey, artık mevsimleri yaşayabilecek olmamdı. Yani bu dünyanın, bu tabiatın bir parçası olduğumu anımsayabilmek bana çok çarpıcı gelmişti, çünkü doğayı hissetmek büyük şehirin döngüsünde maalesef bir lüks. Plazadan Dünyaya gerçekten çok güzel bir isim, çok hoşuma gitti. (PD: teşekkürler). Aramızda çok güzel bir kızkardeşlik/arkadaşlık köprüsü kurabileceğimizi düşündüm. Nihayet beraber bir sinerji yaratabildiğimiz için de çok mutluyum. Ben de sizi konuk edeceğim (PD: süper).

Biz deeee… teşekkür ediyoruz.

PD_NesenYucel_Dortlu

*Devamı için yukarıdaki “Mini Test / O mu, bu mu ?” sekmesinden devam edebilirsiniz 🙂

Mini Test / O mu, bu mu ?

Mini test:

  1. Siyah mı, beyaz mı? siyah
  2. İzmir mi, İstanbul mu? …
  3. Kahve mi, çay mı? çay
  4. Topuklu ayakkabı mı, babet mi (diyeceğiz ama cevabını bilerek)? Ama topuklu ayakkabı da çok severim.
  5. Şarap-peynir mi, rakı-balık mı? şarap-peynir.
  6. Vezir mi, piyon mu? piyon
  7. Uçak mı yelkenli mi? Uçak
  8. Pizza mı, lahmacun mu? Lahmacun

 


Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir