Dünyayı “Renkler” Kurtaracak: Al Andaluz Project

Hey etnik müzik sevenler, benimle kalın! Al Andaluz Project vakti 🙂

Çok uzun zamandır müthiş bir keyifle dinlediğim bu grubu, sonunda yazmanın heyecanı içindeyim. Bakalım kimler benim gibi “mozaik cennetine düşmüş” hissedecek, “Bi Şahane Endülüs Projesi”ni dinleyince?

alandaluz
Üç kadınlı işleri severiz 🙂 🙂 🙂

Bir İngiliz, bir Alman ve bir Türk bara giderken (Türk hep 50 liralık içtiği için, dolar kuru onu bağlamıyormuş 🙂 ), bir İspanyol Yahudisi (Mara Aranda), bir Fas Müslümanı (Iman Kandoussi) ve bir Alman Hristiyanı (Sigrid Hausen) etnik ve dini köklerini ve bu köklerinin bir arada tarihin en güzel kültürlerinden birini oluşturduğu (farklı kültürlerin bir arada, karşılıklı saygı ve hoşgörü içinde yaşadığı hangi kültür güzel olmamış ki? ) Ortaçağ Endülüs Müziğini baz alacak bir müzik grubu kurmuşlar (yıl 2005). Ne kadar da iyi etmişler. Hem üç kültüre de ait, hem üçünden de farklı, rengarenk notalar, ilk defa dinliyormuşsunuz hissi veren çalgılar, size başka yer ve zamanlara götüren ezgiler…

Grubun diğer müzisyenleri ve enstrümanlarından bile ne kadar çok renk fışkırıyor:

Ernst Schwindl – Hurdy-Gurdy (taker keman), Harmonyum (19. yüzyılda, küçük mekanlarda kullanılan bir çeşit arkaik org)
Sascha Gotowtschikow – Perküsyon
Michael Popp – Bilimum yaylı çalgılar
Aziz Samsaoui – Kanun
Jota Martinez – Ud, Tar, Rebab, Hurdy-Gurdy

Grubun Diskografisi:

  • Deus et Diabolus (2007)
  • Al-Maraya (2010)
  • Abuab Al Andalus: Live in München 2011 (2012)
  • Salam (2013)

***

Bunları mümkünse hemen şimdi dinleyin ne olur.

Şahane bir Nassam Alaina El Hawa cover’ı.(Tamam, bir Feiruz değil ama 😉 )

Eski bir Sefarad şarkısı :”Bana Kara Kız diyorlar ama ben aslında bembeyazdım. İhtişamlı ihtişamlı yürümekten rengimi kaybettim…”

Bu şarkının üzerimdeki etkisini anlatmaya, kelime haznem yetmiyor.

Çok daha güzelleri için sayfama beklerim, reklam ve işbirlikleri için dm lütfen 🙂

Grup hakkında daha ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

***

“İnsanlık tarihinin çok büyük bir kısmı en ilkel koşullarda, göçebe avcı-toplayıcı olarak geçti, dolayısıyla vücutlarımız, beyinlerimiz ve psikolojilerimiz bugün yaşadığımız teknolojik hayata değil, ilk insanların hayatına uygun.”

Yeni okuyup bitirdiğim “Uyumsuzluk” kitabının ana fikri bu. Kitap, örneğin beslenme konusunda avcı-toplayıcıların ne bulurlarsa onu yemelerinden hareketle, mümkün olduğu kadar çeşitli (ve doğal tabii ki) beslenmemizi öneriyordu. Eh, müzik de ruhun gıdası olduğuna göre?

Açın kulaklarınızı Endülüs müziğine, pişman olmayacaksınız, söz 🙂

Selin Güneş

author_1

Canından olmamak içün Araf’tan hikayeler terennüm eden bir Şehrazad; maymun iştahlı bir müzikofil; valide, zevce, hemşire, kerime; tanıştığı herkesle bir şekilde hemşehri olabilen bir havva kızı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir