Fark Yaratan Dünya Vatandaşı

sertac profil foto

Yaklaşık 12 yıl plaza insanı olduktan sonra, “dünya vatandaşı” olmaya karar veren biri Sertaç Eliyürekli. Business uçma hayalini gerçekleştirerek Buenos Aires’e gitmesiyle başlamış macerası.  Son 1 yılda 31 ülke, 210 şehir gezmiş, gezmeye de devam ediyor, bir sonraki gün için bile plan yapmıyor, anı yaşıyor. Sertaç’la hayatındaki radikal kararları nasıl aldığını, öncesini, sonrasını ve hayata bakış açısını konuştuk.

***

Gri bir İstanbul gününde Skype’den bağlantı kurulur. Veee karşımızda yazlık kıyafetleriyle bronz bir Sertaç… 🙂

Şu an neredesin böyle yaaaa!

Meksika Belize sınırında yer alan Chetumal şehrindeyim 🙂 .

Ne güzel… (PD ekibinde bi’ iç geçirmeler, bi’ birşeyler) İşte biz de İstanbul’dayız 🙂 . Hava gri, sıkıcı, boğucu, biz de beyazız (İrem haricinde 🙂 ) o yüzden çok özendik sana…

🙂 Şu an kendimi gereksiz siyah hissettim.

Yok canım o bizim beyazlığımız 🙂 .

Nasılsın? Haberler sende?? (PD ekibi, sanki 40 yıllık arkadaşlarıymış gibi direkt girdi konuya 🙂 )

Yola çıktığımdan beri tam 1 yıl geçmiş. Geçenlerde 1. yılımı kutladım, enteresan bir ruh halindeyim. Her şeyi özlüyorsun tabii… En çok da yemekleri özlüyorum ama ne yalan söyleyeyim. Özellikle Orta Amerika tarafı yemek konusunda benim için bayağı sıkıntılı. Son iki üç ayda anlamsız bir şekilde 5-6 kilo verdim.

Böyle sohbet etmek çok güzel ama biraz metodolojik gidelim biz yine, klasik 🙂 . Biraz seni tanımak istiyoruz. Nerelerde büyüdün, okudun, çalıştın? Böyle bir seyahate çıkmadan önce Sertaç neler yapıyordu?

1982 doğumluyum. 2003 yılında Marmara Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nden mezun oldum ve hemen Garanti Bankası’nda Süreç Geliştirme ve Ölçümleme Bölümü’nde çalışmaya başladım. Bu bölümde 1,5 yıl çalıştıktan sonra Kanada’ya giderek İngilizce eğitimini tamamlayıp, Toronto Üniversitesi’nde Risk Yönetimi ve İşletme Yönetimi üzerine bir sertifika programına katıldım. Kanada’dan döndükten sonra da Ziraat Bankası’nın iştiraki olan Ziraat Leasing’de Pazarlama ve Satış Bölümü’nde çalışmaya başladım. Orada da 1,5 yıl çalıştıktan sonra askere gittim. Askerden döndükten sonra ise hep istediğim bölümde, Akbank’ın CRM Departmanı’nda çalışmaya başladım. Sonrasında sırasıyla ING Bank ve Odea Bank’ta çalıştım. İstifa etmeden önceki 3 yılda da Odea Bank’ın kuruluş ekibindeydim. Pazarlama Departmanı’nın altında CRM bölümünü kurdum. En sonunda da yandım 🙂 . İki gün içerisinde istifa edip bankadan ayrıldım. CRM Departmanı’ndan sorumlu olduğum için tüm data ve müşteri bilgilerine rahatlıkla erişebiliyordum. Haliyle bankada çok tutmadılar 🙂 .

Şubat 2016’da bankadan ayrıldığımda “Şimdi özgür müyüm?” diye ağlamaya başladım. Çünkü son bir kaç ayı gerçekten kötü geçirmiştim. Ağlayarak işe gidiyordum. E-mail okuyamıyor, toplantılara giremiyor kısaca hiç bir şey yapamıyordum. Artık her şeye rest çekmiştim.

İstifa ettikten sonra ilk ne yaptın?KURUMSAL FOTO

İlk iki, üç hafta içinde İstanbul’daki işlerimi hallettim. Sonra birikmiş millerimle business uçma hayalimi gerçekleştirdim 🙂 . Buenos Aires’e 100 USD’a business class gidiş–dönüş uçak bileti aldım. Şansıma indirim vardı 🙂 . Maceram böyle başladı.

 

 

 

Peki, istifa edene kadar böyle bir seyahati düşünuyor muydun? Yani, bir gün istifa edersen yapacaklarını  planlamış mıydın? Yoksa bir anda tak etti ve hiç düşünmeden mi istifa ettin?

ELCHALTEN_ARGENTINA_1
Elchalten – Arjantin

Aslında istifa etmeden önceki son 6 ayda hayatımda bir kırılma olacağı belliydi. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Ya iş ya da ülke değiştirecektim. Artık Türkiye’de ne yaşamak ne de çalışmak istiyordum. CRM, her yerde iş bulabileceğim bir alan olduğu için yurtdışı fırsatlarına da açıktım. Ama son 3 ayda, ” Bu kafayla çalışamam.” noktasına geldim. Çünkü yeni bir kuruma gittiğimde de  yoğun bir şekilde çalışamayacak kadar yorgundum, değişen bir şey olmayacaktı yani. Sonra ekibimde sağ kolum dediğim bir arkadaşım istifa etti. Ben zaten 1,5 yıl önce ona; “Bir gün olur da sen gidersen emin ol ben de giderim.” demiştim. Ama ona ihbar süresini kullandırdım, ben ondan önce gittim. (kahkahalar)

İnanmıyoruz! Görüşüyor musunuz hala ? 🙂

Tabii ki görüşüyoruz, aramız çok iyi. Birbirimizi çok iyi anladığımız ve benim yaşadıklarıma da yakından tanık olduğu için hiç bir şey söylemedi. Hayatımda bir kırılmanın olacağını biliyordum; ya banka içinde farklı bir bölüme, ya başka bir kuruma geçecektim ya da yurt dışında çalışacaktım. Belki de  gerçekten bir ara verip sabbatical alacaktım. Ama çalıştığım banka sabbatical izinlere cok olumlu bakmıyordu. Özellikle kuruluş aşamasında çalışanlara böyle bir fırsat tanınacağını hiç sanmıyordum. Zaten banka içinde hiç konusu bile olmadı.

Peki sabbatical alabilseydin, ara verip tekrar bankaya döner miydin?

Açıkçası bilmiyorum. Geçenlerde bir arkadaşımla da konuştum bu konuyu. Yüksek olasılıkla sabbaticaldan sonra dönemezdim. Kendime bir daha bunu yapamazdım herhalde… 🙂 (kahkahalar)

Kanada’daki sertifika programına sabbatical alarak gitmemiştin değil mi?

Evet, sabbatical almadım. İstifa ederek gittim. O zaman Garanti Bankası’nda çalışıyordum ve banka, eğitim için 3 aylık bir izin vermişti. Ama benim planladığım eğitim aşağı yukarı 1 yıl sürecekti. O yüzden istifa etmek zorunda kaldım. Kanada’dan döndükten sonra Garanti Bankası ile görüştük ama ‘istifa ettiğin departmana geri dönememe’ kuralından dolayı beni eski departmanıma alamadılar. Onların önerdiği farklı departmanları da, kariyerimde ilerlememe katkısı olmayacağını düşündüğüm için ben istemedim. Bu noktada, biraz da sahayı görmek istediğim için Ziraat Bankası’ndan gelen teklifi değerlendirdim.  O dönemi sahada, tarlada, biçerdöverlerin, traktörlerin arasında geçirdim. Ege Bölgesi’nde girmediğim tarla kalmadı 🙂 .

Bu son bir yılda öğrendiğim en önemli şey, anı yaşayabilmek.

Biz de seni bankacı zannediyorduk Sertaç ama sen sahadaymışsın? 🙂

🙂 Evet 1.5 yıl tamamen sahalardaydım. Tarım ve inşaat makinelerinin finansmanını yapıyorduk. Doğal olarak direkt sahada müşterilerle birebir ilişki kurmak zorundaydık. Çok keyifli bir dönemdi aslında. Türkiye’nin farklı bir yüzünü de gördüm orada. Açıkçası bana iyi de geldi. Şatış tarafını birazcık sevdiğimi söyleyebilirim 🙂 .

Tekrar istifa sürecine dönersek… Hiç düşünmeden, plan yapmadan istifa ettiğin içi pişman oldun mu sonra?

Aslında “eski ben” planlar yapıp da istifa ederdi ama “yeni ben” ne yapacağını bilmeden, planlamadan açığa istifa etti 🙂 . Yaklaşık 1 yıldır seyahatteyim ve hala nereye gideceğimi net bir şekilde planlamıyorum. Bir sonraki güne yeni bir gün gibi başlıyorum. O gün ne getirirse onu yaşıyorum. Siz de bankacılığı veya plaza hayatını biliyorsunuz. Projeler, toplantılar, deadline’lar çok fazla… Çalışırken yaptığım tatiller bile gün gün, saat saat planlıydı. Nerede kalacağım, nerede yiyeceğim nereye gideceğim… O zaman ondan zevk aldığımı düşünüyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda aslında onların da “iş” gibi olduklarını fark ediyorum. O anın keyfini çıkarmıyormuşum. Bu son bir yılda öğrendiğim en önemli şey, anı yaşayabilmek. Gerçekten ilk defa anı yaşıyorum. Mesela şu an için bir planım yok 🙂 . Ne zaman başka bir ülkeye gideceğimi de bilmiyorum. Bu bana şu an çok iyi geliyor.

Şu an dinlerken bize de iyi geldi, müthiş! 🙂  (kahkahalar)

🙂 Bir de bu seyahatim sırasında şunu çok net gördüm: Latin Amerika ülkelerinde insanlar hiç bir şeyi önemsemiyorlar. Tamam, belki onlar da fazla rahatlar ama biz de her şeyi gereksiz bir şekilde çok fazla önemsiyoruz. Mesela bir restauranta gidip yemek yiyorum. Hesabı istiyorum, garson parayı almaya gelmiyor. Yarım saat geçiyor hala gelmiyor, sinirleniyorum. Bazen, “o almak istemiyorsa ben de ödemek istemiyorum” diyerek kalkıp gittiğim de oluyor 🙂 . Yani onlar kadar rahat olmak da yanlış, bizim kadar önemsemek de. İkisinin arasında bir denge olmalı.

Uruguay, Latin Amerika’nın İsviçre’si gibi.

Latin Amerika deyince yekpare bir kültürden mi bahsediyoruz bu arada?

Hayır, Latin Amerika ülkeleri tamamen birbirlerinden farklılar. Arjantin’in kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısında bile insanların yaşam şekilleri, tarzları farklılık gösteriyor. Şili’de farklı, Brezilya’da farklı kültürler var. Mesela Uruguay, Latin Amerika’nın İsviçre’si gibi. Çok rahat, sakin, düzgün, sistematik ve temiz bir yaşam var. İnsanlar çok huzurlu. Ama Brezilya’ya geçince olayın şekli bir anda değişiyor 🙂 . Brezilya’nın en güneyi de çok fazla Alman-İsveç göçü aldığından yaşam tarzı olarak daha Avrupai, Almanya’ya benziyor.

Peki maceranın başına dönersek, önce business class bilet alıp Buenos Aires’e gittin 🙂 . Sonra nasıl devam etti yolculuğun ?

Önce Kuzey Arjantin’i sonra da kuzeyden güneye kadar Şili’nin tamamını gezdim. Patagonya bölgesinde 1,5-2 ay kadar geçirdim. Oradaki her günüm dağda bayırda yürüyerek, tırmanarak geçti. Sonra Buenos Aires’e dönüp oradan Uruguay’a geçtim. Uruguay’ın ardından Brezilya’nın en güneyinden en kuzeyine kadar gezdim. Uçak biletimi daha önceden aldığım ve öteleyemediğim için San Paulo’dan İstanbul’a dönmek zorunda kaldım. İstanbul’da çok kısa bir süre kaldıktan sonra Yunanistan’a gittim. Kuzey Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya, Karadağ’ı gezdim. Sonra tekrar İstanbul’a dönüp çantamı yenileyip Norveç’e gittim. Ve tekrar İstanbul’a dönerek çantamı yeniledim 🙂 . Bu sefer de New York’a gittim. New York’tan sonra San Francisco, Miami ve son olarak Meksika’ya gittim. Yaklaşık 3,5 aydır Meksika’dayım. Arada 15 gün Küba’ya gittim, geldim. Muhtemelen 3 gün sonra da Belize’ye gideceğim. Zaten buraya 15 km mesafede, çok yakın. Artık Meksika’dan çıkıyorum. Bir çok gezgin gezdiği ülkeleri sayıyor. Ama benim seyahat anlayışım biraz farklı. Tabii ben de ülke sayıyorum (31 ülke olmuş) ama şehir saymak, ülke saymaktan daha mantıklı geliyor.  (210 şehir olmuş bu arada 🙂 )

İsviçre’ye gitmekle Brezilya’ya gitmek aynı şey değil mesela. İsterseniz Avrupa’da bir ayın içinde tüm ülkeleri gezebilirsiniz. 30 ülke gezmiş olursunuz, ama o kadar sürede sadece Meksika’yı gezemezsiniz. O nedenle ben şehir sayıyorum. Analitik bir yapım olduğu için saymak hoşuma gidiyor, kendime bir takım oyunlar yapıyorum. Şimdi mesela 35 yaşıma kadar kendime, 35 ülke 250 şehir hedefi koydum. Hayatımız hedeflerle geçtiği için hedef koymadan duramıyorum ( kahkahalar).

İçindeki bankacı çıkmış ortaya 🙂

Ben adına hedef diyorum ama bu tamamen bir oyun benim için. Bir haritam var, onu işaretleyerek ilerliyorum. Kendime bir rota belirleyip o rotayı takip etmeye çalışıyorum, gerçi o rota her gün değişiyor ama… 🙂

Peki 35 yaş, 35 ülke ve 250 şehirden sonra?

Hiç bilmiyorum açıkçası. Düşünemiyorum çünkü aslında bu bir bağımlılık gibi oldu. Dönüp stabil bir hayata geçmek nasıl olur, onu hiç kestiremiyorum. Bir de ben Türkiye’deki evimi kapadım, eşyalarımı sattım, bir çok kıyafetimi dağıttım. Bir büyük ve bir küçük sırt çantası, tüm eşyalarım bundan ibaret. İstanbul’a dönüp yeniden tüm bunları toparlamak açıkçası beni biraz korkutuyor. Gözümde çok büyüyor, şu an o kadar minimal yaşıyorum ki.

SANPEDRODEATACAMA_CHILE_4
San Pedro de Atacama – Şili

O zaman hayatını bu “yeni düzene” evriltmek bir seçenek mi senin için?

Olabilir. Tamamen gezen bir insan değil ama gezerek kazanan, gezen ve gezdiren bir insana dönüşebilirim. Olay beni oraya götürebilir çünkü ben öncesinde de ayda bir ya da iki ayda bir fırsat buldukça ucuz bilet kovalayıp devamlı bir yerlere giden biriydim. Gezmeyi hep sevdim. İlk başladığımda kurumsal hayata kesinlikle dönmem diye başladım. Daha sonra hayatıma böyle bir şart koşma fikri beni rahatsız etmeye başladı, kendimi baskı altında hissetmeye başladım. Çünkü hayatın ne getireceğini bilemiyorsunuz. Bu baskıyı da üzerimden kaldırdım. Gün gelir kurumsal hayata dönebilirim ya da kendi yaptığım bir iş kurumsal hale gelebilir. Kurumsal hayata o anlamda net bir şekilde karşı değilim ama şu anki gidişat; gezdiğim, insanlara bu anlamda destek olduğum ve hayatımı bu şekilde kazandığım, belki de insanları gezdirdiğim (Türkiye’de amatör olarak bunu birkaç kere tecrübe etmiştim.)  bir yöne doğru evriliyor gibi.  Çevremden de bu anlamda bir talep var, ben de “neden olmasın” diyorum. Ama her türlü olasılığa hazırım şu an.

İstifa kararını ve seyahat planını kimler desteklemişti, kimler hoşlanmamıştı? Ailen, arkadaşların…. Ve şu anki durumlar nasıl?

Ailem hoşlanmamıştı.

Hayatta inanmayız! (gülüşmeler)

🙂 Ve hala hoşlanmıyorlar…

Şaka yapıyorsun! (kahkahalar)

Çünkü işin gittikçe ciddiye bindiğini fark ediyorlar. Başta gidip 3 ay sonra geri döneceğimi düşünüyorlardı. Dönüp tekrar gidince çok hayal kırıklığı yaşadılar. Hala bu fikirden hoşlanmıyorlar, sık sık bu konuda görüşmelerimiz oluyor (gülüşmeler). Çünkü onlara göre benim çok iyi bir kariyerim vardı. Her şeyi bırakıp böyle bir yola çıkmam tamamen çılgınlık onların gözünde. Bir noktada aklımı yitirdiğimi düşünüyorlar.

Hatta şımarıklık falan…

Tabii tabii. Şımarıklık, arsızlık, biliyorsunuz aile yapımızı. Bunların hepsini ara ara cümle içinde kullanıyorlar. Ama artık benim yaptığım şeyin benim için doğru olduğuna inandıklarını biliyorum. Yine de aile olarak görevlerini yerine getiriyorlar. Ailenin o şekilde konuşması lazım çünkü.

Ama tabii yakın arkadaş çevrem çok destekledi.

Şaşkınlığımız sürüyor (gülüşmeler)

Aldığım en temel yorum, “hepimizin hayalini gerçekleştiriyorsun şu an.” Her geçen gün bu destek daha da büyüyor. Bir arkadaşım Patagonya’da iki ay benimle birlikteydi. Küba’da da başka bir arkadaşımlaydım. Hem görüştük, hem de gezinin o ayağını birlikte geçirdik. Şu anda yanıma gelmek için planlar yapan başka arkadaşlarım var. Aslında insanlara bu anlamda hem destek oluyorum hem de destek görüyorum. Bu çok güzel bir şey.

Tek başına gezmek nasıl? Yanında biri olsun ister miydin?

Son bir yıla baktığımda evet, tek başımayım ama her gün hayatıma dünyanın her yerinden yepyeni insanlar giriyor. O insanlar o gün için benim ailem ve en yakın arkadaşlarım oluyorlar. Ertesi gün yerlerini yeni insanlar alıyor. Çok da yalnız olmuyorsunuz aslında. Açıkçası son bir yılda kendimi çok yalnız hissetmedim. Hep çevremde birileri oldu. Yolda tanıştığım kişilerle yola devam ettiğim de oldu. Bir -iki hafta ya da bir ayım o kişilerle geçti. Ben ilişki kurmayı seven biri olduğum için kendimi çevreye kapatmadım ve bir yalnızlık da çekmedim. Yakın çevremle zaten sosyal medya sayesinde paylaştım yaşadıklarımı.

Seyahatinin Latin Amerika ağırlıklı olduğu bilgisiyle o konuda da sorular hazırlamıştık, vize işleri vs. gibi. Ama aslında öğrendik ki daha farklı rotalar da yapmışsın. Ama dönüp dolaşıp Latin Amerika’da bulmuşsun kendini. Bunun bir sebebi var mı?

Öncelikle Latin Amerika’yı kültür olarak kendime çok yakın buluyorum. Çok farklı yerler, çok farklı kültürler ve insan tipleri var. Bana hala çok cazip geliyor, hala gezecek çok yer var benim için.

Vize olayına gelince hiç bir yer vize istemiyor. Türkiye’ye vize var aslında ama Schengen vizeniz varsa hiç bir sorun yaşamıyorsunuz. Küba kapıda vize veriyor. Latin Amerika Türk pasaportunun en çok değer gördüğü yer sanırım 🙂 Amerikalılar ve Avrupalılardan daha avantajlısınız giriş konusunda.

Türkçe konuşmamak bir sıkıntı yaratıyor mu?

Tabii ki arada Türkçe içini dökme isteği oluyor. Belli bölgelerde İngilizce konuşan kişi bulmak çok zorlaşıyor. Biraz İspanyolca öğrendim bu süreçte ama onun bile konuşulmadığı, tamamen yerli dillerin konuşulduğu yerler var. Ama bir şekilde her şey yolunu buluyor ve siz yapmak istediğinizi yapıyorsunuz.

Plazadaki “aynı dili konuştuğun halde anlaşamama” olayının tam tersi. (gülüşmeler)

Bu arada internet sık sık kesiliyor. Sertaç sürekli yer değiştirmek zorunda kalıyor. Biz de onun zamanını aldığımız için özür diliyoruz ama aldığımız cevabın güzelliğine bakın 🙂 .

Öyle düşünmeyin hiç, zamandan bol bir şeyim yok benim. İstediğiniz kadar harcayın. (gülüşmeler)

Dün denize girmek için bir şehre gittim. Bindiğim otobüs küçük bir kaza yaptı. Eski ben “Aman Allahım ne yapacağız?” diye stres yapar, en kötü senaryoları kurardı. Ama yeni ben, herkesle birlikte indi, 45 dakika yürüdü, sonraki otobüsü bekledi. Kendime şaşırdım:) Sinir krizi geçirmedim, kimseyi tartaklamadım düşünsenize 🙂

Hayatımda rutin diye bir şey yok.

Biz burada dinlerken stres olduk, İstanbul’dayız diye herhalde.

Oradaki hayatın vermiş olduğu bir takım izler oluyor bünyede…

Seyahatin süresince ara ara İstanbul’a döndüğün zamanlarda neler hissettin? Sıkıntı yaşadın mı?

Tabii ki, yolda yürürken bile bir tuhaf hissettim kendimi. Herkes, her şey çok hızlı, çok acele.

Peki çevrende hiç radikal kararlar almış, kariyerini değiştirmiş biri var mıydı? Senin örnek aldığın, “Ben de bir gün böyle yaparım!” dediğin?

 Bende iz bırakmış, farklı bir hayat kurmuş birisi yok açıkçası.

Ben kendimin örneğiyim diyorsun yani. Belki de başkalarına sen örnek olacaksın?

Öyle bir iddiam yok. İlham aldığım bir kişi hatırlamıyorum. Belki zamanında oldu ama şimdi yok, aklıma gelmiyor.

Normalde biz röportaj yaptığımız insanlara rutin bir günün nasıl geçer diye soruyoruz ama sana sormaya biraz korkuyoruz açıkçası 🙂 .

Hayatımda rutin diye bir şey yok ☺

İstifa ve sonrasında seyahat sürecinde sana sorulmasından en sinir olduğun sorular nedir?

“Ne zaman dönüyorsun?” “Tüm paranı orada mı yiyeceksin?”  (PD-Herhalde borç isteyecekler? 🙂 )

Para ve dönüş zamanıyla ilgili bu sorular beni çok zorluyor. “Ne zaman geleceksin?”, “Bilmiyorum”. “Bilmiyorum”u duymak da bir çok kişinin işine gelmiyor. Bu cevabımdan tatmin olmuyorlar. Onlar da bilmiyor, ben de bilmiyorum deyince bu sefer garip bir durum oluyor… (kahkahalar) Her ne kadar hoşuma gitmese de inanın aşağı yukarı her gün bu sorulardan birini duyuyorum.

Pek bu süreçte  duymaktan hoşlandığın/seni motive eden sözler neler oldu/oluyor?

Destek sözleri çok hoşuma gidiyor. Arkadaşlarımın, ailemin sonuna kadar yanımda olduklarını, yaptığım işi desteklediklerini bilmek onların hayalini aslında hayata geçirdiğimi duymak, onlara ilham olduğumu duymak gibi şeyler iyi geliyor.

Bu arada şunu da söylemek istiyorum: İnsanların fotoğraflarımda gördükleriyle, gerçekte yaşananlar aslında aynı değil. İnsanlar hep benim gülerek, dans ederek, hoplayarak, zıplayarak, denizde/ plajlarda, orada burada zaman geçirdiğimi zannediyor. Ama arka tarafta günlük hayatta yaşadığım zorluklar da var. Her gün farklı yatakta yatmak; bazen kokan insanlarla aynı odada kalmak; bazen yemek bulamayıp aç kalmak gibi zorlayıcı şeyler de yaşıyorum.

E bir de özlem vardır tabii. Ailene,  arkadaşlarına…

Tabii tabii, her şeye özlem var. İşin bir güzel görünen “marketing” tarafı var, bir de gerçekte yaşananlar var. İkisinin arasında çok ciddi farkların olduğu günler de olabiliyor. Mesela çektiğim bir okyanus videosunu sosyal medaya yayınladığımda, insanlar benim elimde margaritayla, süper bir gün geçirdiğimi düşünüyorlar. Ama o gün benim için çok zor geçmiş olabiliyor. Onlar bu tarafını bilmiyorlar.

IGUAZU_FALLS_ARGENTINA_1-1
Iguazu Falls -Arjantin

Bu gerçekliği Türkiye’de olanlara aksettiriyor musun?

Elimden geldiğince yapıyorum ama daha çok birebir olduğumuzda yapıyorum. Sosyal medyada biraz daha pozitif bir mesaj veriyorum, daha pozitif taraflarını gösteriyorum. Gerçi en son Küba ile birlikte işin negatif kısımlarını da yazmaya başladım.

Peki oradan Türkiye, İstanbul nasıl görünüyor?

Bunu söylemek hiç hoşuma gitmiyor ama herkes doğal olarak, çok depresyonda, mutsuz görünüyor. Bütün sevdiğim insanların belirli bir noktada mutsuz olduklarını görmek gerçekten çok üzücü. İnanın bir çok alanda ülke olarak çok ilerideyiz ve çok güzel bir ülkeyiz. Ama dünyanın bir çok yerinde tanıştığım kişilerden, artık güvenli bulmadıkları için Türkiye’ye gelmek istemediklerini duyuyorum. Bu duruma çok üzülüyorum.

Bundan sonra da çok farklı olmayacak ama yine de umudumuzu yitirmiyoruz tabii.

Ben elimden geldiğince ülkemizin hep pozitif yönlerinden bahsediyorum ama insanların çoğunun fikri değişmiyor. Latin Amerika’da Türklerin çok fazla seveni var. Türküm deyince gözlerinden ışık saçıyor herkesin, hemen sarılıyorlar. Bunu hiçbir Alman’a, İngiliz’e, Fransız’a yapmıyorlar. Net bir şekilde bize inanılmaz bir sevgileri var. Türk dizilerinin hepsini biliyorlar, yakından takip ediyorlar ve inanılmaz derecede seviyorlar ama gel gör ki (kahkahalar)…

“Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli” diyorlar.

 Evet bizi uzaktan seviyorlar. Yakından görünce de sarılıp öpüyorlar (kahkahalar).

Biz farkında değildik ama “İçerde çocuk var”dı

Sana soracaklarımızla ilgili çalışma yaparken, plaza hayatını sürdürürken yaptığın çok önemli ve değerli bir projeye de denk geldik. Detaylarını senden dinlemek isteriz.

En başında bahsetmiş olduğum kişisel gelişim eğitimlerinin bir safhasında bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmemiz gerekiyordu. Amaç da, kendimizle alakalı keşfettiğimiz bir çok değeri, topluma da yansıtabilmekti. Bu eğitimin sonunda 24 kişilik grubumuzla, 6 ay boyunca yapacağımız projeyle ilgili kafa patlattık. Bizim projemiz, çocuklar ve eğitimle ilgiliydi. Gerçekten ihtiyacı olabilecek bir kitleye erişmek istiyorduk. Bir arkadaşımızın sahip olduğu şirket, Bakırköy Kadın Cezaevi’ndeki kadınlara atölye açmıştı. O, bize cezaevinde çocukların da olduğundan bahsedince, şok olduk. Hiç birimiz orada çocuk olabileceğini düşünmüyorduk. Samimi olmak gerekirse biz takip etmemişiz. Sayıca da on binler olmadığı için belki de çok fazla gündeme gelmemiş, bilemiyorum.

Buradaki olay istatiksel değil, insani bir durum olması…

Tabii ki. Zaten biz de oradaki sayıdan çok, olayın realitesine kapılıp o çocukların en azından kendi akranlarıyla, dışarıdaki çocuklarla benzer eğitime sahip olabilmeleri için kolları sıvadık. Oldukları yerde eğer bir eğitim alanı varsa o eğitim alanının iyileştirilmesi ya da yenilenmesi, yoksa da bir anaokulu açılması yönünde bir proje başlattık. Adalet Bakanlığı ile bu projeyi ortak yürüttük. Zaten bir çok noktada onlardan izin almamız gerekiyordu. Adalet Bakanlığı da bu anlamda bize sonsuz destek oldu. Projemizin ismi “İçerde çocuk var.” Proje ismini, Bakırköy Cezaevi’ni ilk ziyaretimizden sonra koyduk, başka bir şekilde tarif edilemezdi.

Çok çarpıcı bir isim ve proje olmuş.

İşte ondan sonra da adım adım aktivite yapıp proje için fon oluşturduk, para topladık. İlk başta Bakırköy’ü tamamladık, daha sonrasında da Gebze, Sivas olmak üzere toplamda 8 cezaevi için çalışmaya devam ediyoruz. En çok çocuğun olduğu cezaevleri için zaten izin almıştık Adalet Bakanlığı’ndan. Şu anda onların hepsine teker teker anaokulu yapılması veya var ise yenilenmesi hedefleniyor

Müthiş bir şey!

Çok ciddi, büyük firmalardan sponsorlarımız oldu. Proje gerçekten hiç dokunulmamış bir alanda hayata geçtiği için bir çok insanın da ilgisini çekti.

İş hayatının içindeyken  -özellikle son 3 yılım- çok yoğun bir şekilde bu projenin içinde geçti. Zaten projenin eş başkanıyım. Tabii son bir yıldır uzak olduğum için belli noktalarda destek olabiliyorum. Sponsorlarımız belli bağlamda destekliyorlar projeyi, artık çok ciddi bir tanıtım yapılmıyor. Diğer eş başkanım ve arkadaşlar vasıtasıyla çok güzel bir şekilde ilerliyor. İnşaatlar devam ediyor; öğretmen konusunda Milli Eğitim Bakanlığı destek oluyor

end of the world

Hayattaki amacın nedir?

Tek kelimeyle “fark yaratmak”. Yaptıklarımla, yaşam tarzımla bir şekilde fark yaratmak ve insanlara ilham olmak. Hayatta radikal kararlar almanın mümkün olduğunu, sadece bazı şeyleri kafamızda çok büyüttügümüz için buna cesaret edemediğimizi elimden geldiğince insanlara göstermek istiyorum. Tura basladığımda blog yazmaya da başlayacaktım ama kendimi bilgisayara bağlamak istemedim.  Özgür olmak istedim. Zaten hayatımın 11,5 yılı bilgisayarın karşısında geçti. Bu son 1 yılım bilgisayardan uzak geçti, en azından teknolojiye biraz mola vermiş oldum. Ama tabii bir yandan da facebook ve instagramdan herkese olabildiğince her konuda destek olmaya calisiyorum. Simdilerde blog yazmayi da dusunmeye basladim.

Harikasın! “Fark yaratmak” müthiş bir cevap…

En kısa zamanda blogunda daha kalıcı paylaşımların da olur diye umut ediyoruz. Seni daha fazla insanın dinlemesinin, okumasının amaçladığın bu farkındalığı yaratmak için iyi bir vesile olacağına inanıyoruz.

Çok teşekkür ederim 🙂 .

Peki son olarak; Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunda ne düşünmüştün? Şimdi -röportajdan sonra- ne düşünüyorsun? Ve senin gibi hayatını değiştirmek isteyen takipçilerimize ne önerirsin?

İlk duyduğumda isminden ötürü aslında kendi değişen hayatımla benzerlik kurmuştum, evet aynen Plaza’dan Dünya’ya idi benim yolculuğum da. Vizyon ve odaklandıklarınız ile bir çok kişiye örnek olabilecek hikayeleri aktarabilecek istek ve azim de olduğunu gördüm, röportaj sonrasında da.

Ve takipçilerinize tek önerim, kendilerine ve hayallerine inanmayı bırakmasınlar. Özgür olmak için geldik bu topraklara, her noktasını deneyimlemeye. Dünya tüm güzellikleri ile hepimizin, dünya vatandaşıyız sonuç olarak. Hayatımızı hafiflettiğimiz, az tükettiğimiz ve harcamalarımıza dikkat ettiğimiz noktada; tüm dünyayı gezecek birikimi 2 yılda yapmak çok olası. Sadece minik değişiklikler yeterli… Ve korkulacak hiç bir şey yok, ayda 300 USD’a gezenler var, gittiğiniz yerlerde çalışarak bunun çok altında para harcayarak tüm dünyayı görebilirsiniz. Özellikle istedikten sonra her şey bizim elimizde.

Sıra geldi mini testimize 😉 O mu, bu mu ?

  1. Çay mı kahve mi? Çay
  2. Canon mu Nikon mu? Canon
  3. Parmak arası mı sandalet mi? Parmak arası
  4. Pizza mı lahmacun mu? Lahmacun
  5. Uçak mı yelkenli mi? Uçak
  6. Kavun mu karpuz mu? Karpuz
  7. Vezir mi piyon mu? Vezir
  8. Tek mi çift mi? Çift

 

Tanıştığımıza çok memnun olduk. Bize zaman ayırdığın ve samimi cevapların için de çok teşekkür ederiz. Anlattıklarınla ve yaşadıklarınla bize ilham oldun 🙂 . Eminiz ki okurlarımıza da ilham olacaksın. Umarız hayal ettiğin her şeyi yaşarsın. Biz Plazadan Dünyaya olarak seni sonuna kadar destekliyoruz.

Ben de memnun oldum, çok güzel bir sohbetti.

sertac dortlu foto

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Fark Yaratan Dünya Vatandaşı“ için 2 yorum yapılmış.

  • deryaninsporgunlugu

    (Mayıs 11, 2017 - 6:49 pm)

    Çok keyifli bir söylesi olmus. Hayalleri yasamak en güzel sey hayatta.

    • Selin Güneş

      (Mayıs 12, 2017 - 10:18 am)

      Kesinlikle. Hayallerinin peşinden gidenlerin sesleri ne kadar duyulursa o kadar güzel bir dünyada yaşayacağımıza inancımız tam! Tüm çabamız bunun için. Hem biz, hem okuyucularımız ve her isteyen hayallerini yaşasın. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir