Gülçin Oranlı’nın Afrika Macerası

Geçen haftalarda harika bir kadından, öyküsünü anlattığı bir e-mail aldık ve istedik ki, bu harika öykü sadece bizde kalmasın, herkese ilham olsun, yol göstersin, cesaret versin…

11 yıl bankaların teknoloji şirketlerinde ve bir danışmanlık firmasında sistem analisti olarak çalıştıktan sonra sosyal olarak fayda yaratacağı işlerin içinde olması gerektiğinin farkına varan ve işe çocukluk hayalini gerçekleştirmekle başlayan Gülçin Oranlı’nın Afrika macerası sizlere de ilham olsun. Keyifli okumalar…

************************************************************

Rengarenk kara kıta macerama hoş geldiniz. Karibu!

Bazen bir hayal kurarız ama gerçekleşmesi için henüz erkendir ve zamanını beklemek gerekir. O hayali zihnimizde geriye atar, yolumuzda ilerleriz. Hayalimizin üzerinden zaman geçip gider. Kimbilir, belki de unuturuz öyle bir hayalimizin olduğunu. Sonra gün gelir, bir bakarız ki, çok ama çok heyecanlanmamızı sağlayan o hayal, kendini hatırlatmak istercesine bir plan kurmuş ve karşımıza çıkıvermiş. İşte, benim de böyle zamanını bekleyen bir hayalim vardı –Afrika’ya gitmek– ve gerçek oldu.

1

Bilirsiniz, 23 Nisan kutlamaları için yurtdışından ülkemize öğrenciler gelir. Bazı aileler, bu öğrencileri belirli bir program dahilinde evlerinde misafir eder, yedirir, içirir bir güzel.😊 Düşünsenize, farklı ülkeden sizinle yaşıt bir arkadaş gelecek misafirliğe. Hele ki, 30 yıl önceyi düşünürsek hoş bir anı bir çocuk için. Böyle bir imkan olduğunu öğrendiğim andan itibaren, “Zenci bir arkadaşı evimizde misafir edelim mi?”, “Ama geçen sene de arkadaş gelmedi, lütfen bu sene bir arkadaş bizde kalsın, hatta zenci olsun.” diye ailemi ikna etmek için şansımı denesem de olmadı. İşte, Afrika’ya merakım olduğuna dair hatırladığım en eski anım bu. O arkadaşlar, çocukluğumda bize kalmaya gelmedi belki ama yıllar sonra ben onların olduğu ülkelere gittim ve bol bol vakit geçirdim onlarla. Peki, nasıl oldu derseniz gelin en baştan anlatayım. 😊

Üniversite için İzmir’den İstanbul’a geldim. Lisans, yüksek lisans eğitimi derken iş arama sürecine girdim. “Bankada çalışmak istemiyorum. Onlar topuklu ayakkabı, takım elbise giymek, ciddi davranmak zorunda, ben öyle yapamam.” dediysem de gelen bir teklif üzerine bir bankanın teknoloji firmasında iş analisti olarak işe başladım. 7 yılın ardından bir danışmanlık firmasına geçtim. Son olarak farklı bir bankanın teknoloji şirketinde 2 yıl çalıştıktan sonra, yani 11 yıla yakın bankaların içinde kalınca, ilk başta düşündüğüm o noktaya geri geldim. “Benim ofis dışında olmam, farklı birşey yapmam, fayda ürettiğimi hissedebileceğim birşeyin içinde olmam lazım.” gibi düşünceler aklımı iyice çelince işimden ayrıldım.

Ayrılma aşamasında aklımda tek bir fikir vardı. “Artık özgür olacaksın, zamanın olacak, sağlığın da müsait, o zaman yap şu Afrika turunu.” deyip duruyordum kendime. Aslında, o ana kadar, son yıllarımda hiç bunu tasarlamamıştım. Sadece belgesel ve filmleri takip ediyordum. Başta belirttiğim gibi, zamanı gelince, fikirler su yüzüne çıkıyor belki de…

Gidişim bir turist gibi olmasın istiyordum yani sadece safari yapıp birkaç lokasyonu görüp geri gelmek değildi amacım. Yerli halk ile birlikte yaşamak, yemek, içmek, okullarda öğrencilerle birlikte olmaktı en çok istediğim. Çocukların arasında olduğumu hayal ediyordum ve bu bile beni gülümsetiyordu.😊 İstediğim şeyleri yapabilmenin en kolay ve etkili yolu gönüllü çalışmalar yapmaktı. Bunu nasıl yapabilirim diye incelerken Afrika’ya gitmiş olan Türk bir gezginin verdiği fikirleworkaway.info adlı internet sayfasına ulaştım. Dünyanın neredeyse her yerinde yapılabilecek gönüllülük çalışmalarına ilişkin ilanlar yer alıyor bu sayfada. Sayfayı incelerken “hangi ülkeye gitsem, nerede ne kadar kalsam” diye o kadar çok düşündüm ki, sonunda bütün seyahatimi planlamak yerine sadece ilk noktamı seçmenin daha doğru olacağına karar verdim. Çünkü en az 6 ay kalmayı planlıyordum ve bu sürenin her anını baştan sona planlayarak ilerlemem pek mümkün değildi. Sonradan bunun ne kadar iyi bir karar olduğunu anlayacktım zaten.

Köydeki okulda farklı yaş gruplarının İngilizce ve Matematik derslerine girdim. Küçük yaşta olanlara “mini mini bir kuş”, “fış fış kayıkçı” gibi çocuk şarkılarını öğrettim.

İlanlar arasında, Kenya’da, Viktorya Gölü’nün kıyısında, Mbita adlı bir köydeki okulda öğretmenlik yapacak gönüllü arayan bir ilan gördüm. İlan sahibi ile yazıştım, sonra Nairobi’ye tek yön biletimi aldım, İstanbul’da kirada olduğum evimi boşalttım. Yol boyunca bana hep arkadaşlık edecek sırt çantam da hazırlandı . Eee, işte bu kadar…Gelsin kara kıta…

Bilinmeze doğru müthiş heyecanlı ve biraz kaygılı bir uçuştan sonra gece yarısı köye varıp Kenya’lı ilk ailemin evine yerleştim. İlk günümde beni köydeki düğüne götürerek çok neşeli bir başlangıç yapmamı sağladılar sağolsunlar.😊Sonrası da öyle gelişti. Köydeki okulda farklı yaş gruplarının İngilizce ve Matematik derslerine girdim. Küçük yaşta olanlara “mini mini bir kuş”, “fış fış kayıkçı” gibi çocuk şarkılarını öğrettim. Birlikte derslerde ve teneffüslerde bol bol oyun oynayıp şarkılar söyledik. “Mini mini bir kuş”’u melodi olarak o kadar sevdiler ki, sözlerini İngilizce’ye çevirip öğretmenlere dağıtmamı istediler.😊 Okuldaki tek yabancı öğretmen ben olunca, teneffüste hepsi etrafımı sarıp ya konuşmaya ya da oynamaya çalışıyordu tabii ve haliyle inanılmaz keyifli anlarımız oldu.

3

İlk başlarda, beni maddi olanaksızlıklardan daha çok şaşırtan ve üzen durum, çocukların özellikle kızların yanıma gelip saçıma ve kollarıma dokunmaları, saçımın ne kadar yumuşak olduğunu, tenimin beyaz olduğu için ne kadar temiz ve güzel olduğunu söylemeleriydi. “Bizim saçımız seninki gibi uzamıyor. Tenimiz de seninki gibi temiz değil.” demeleri ilk duyduğumda beni resmen şok etti. “Bu devirde, hala bu anlayışla mı büyüyorlar?” diye üzülürken tüm seyahatim boyunca benzer çok anım oldu ne yazık ki…

İlk haftamın sonuna doğru, maddi sıkıntı yaşanılan durumları tespit edince, sosyal medya üzerinden bir duyuru yaptım. Yakınlarım ve onların ilettiği bazı kişiler sayesinde, küçük çaplı ama çok bereketli bir fon oluşturdum. Bu fondaki tutarı, Afrika’da kaldığım süre boyunca, bulunduğum bütün ülkelerde farklı projelerde değerlendirdim. Bu arada, kendime bir not düşeyim ve unutursam biri bana hatırlatsın lütfen: “Bir daha bu tür bir seyahatim olursa, sosyal medyayı çok daha etkin kullanmaya, fonumu genişletmeye ve 1 yılda sadece 15-20 fotoğraf yüklemek ile yetinmemeye kendime söz veriyorum.” 😊

Köydeki 1 ayın ardından Nairobi’deki bir okula geçtim. Burada, okul öncesi grubuna 1 ay süreyle destek oldum. Ardından hiç aklımda oraya gitmek yokken Nairobi’den çok ucuz bir uçak bileti olduğunu görünce Zanzibar’a gitmeye karar verdim. Güzel doğası, baharatları, tropikal meyveleri ile keyifli bir zaman dilimi geçirdim bu adada. Uzun süredir adada yaşayan Amerikalı bir sanatçının açtığı bir okulda, okul öncesi gruba çeşitli derslerde destek oldum. Onlar biraz İngilizce biliyordu, ben biraz Svahili öğrendim derken bayağı bayağı anlaştık ve çok da eğlendik.😊

Tek bir yerde kalmak yerine, birkaç ülkeyi gezmeyi istediğim bir deneyimdi Afrika’daki turum. O nedenle, bahsettiğim ilan sayfasını takip ederek ayda ya da neredeyse 2 ayda bir, farklı bir yere geçme imkanı araştırdım.

Zanzibar’dan sonra sadece gezi amaçlı olarak Ruanda’ya geçtim. Giderken beklentim yüksekti çünkü çok yeşil ve tertemiz bir ülke olduğunu duymuştum. Gerçekten de, anlatıldığı gibi bir ülke ile karşılaştım. 3 ayda 1 milyon kişinin öldüğü bir soykırıma tanıklık etmiş, darmadağın olmuş bir ülkenin gelişimini görünce, insanın takdir edesi geliyor. “1000 tepeli ülke” diye adlandırılan Ruanda, nefis manzaralar oluşturan binlerce tepeye sahip, tertemiz ve yemyeşil bir ülke. Yüzölçümü küçük olduğu için 2 haftalık süre boyunca epey bir kısmını gezme şansım oldu. Halkı, Tanzanya ve Uganda’ya kıyasla biraz mesafeli ve durgun ama yine de tüm seyahatim boyunca favori ülkem oldu Ruanda, laf aramızda. 😊

8

Ruanda gezimden sonra, gönüllü olarak çalışmak için Uganda’da bir köydeki yetimhaneye gittim. Burada farklı yaş gruplarından 10 yetim çocuk ve onlara evini açan bir anne-oğul ile birlikte kaldım. Devamlı bizi ziyarete gelen komşu çocuklar oluyordu. Bir yabancının (yani bir beyazın) komşu evde olması, civardakiler için de bir merak kaynağı oluyor ve resmen sizi incelemeye geliyor bazıları.🙁 Yetimhanede kaldığım 1 ay boyunca, çocukları hayatlarındaki ilk pikniğe götürdüm. Çoğu kişi için belki sıradan olabilir ama onları sabahları okula giderken kapıda uğurlayıp, döndüklerinde kapıda karşılayan, gününün nasıl geçtiğini soran biri daha önce hiç olmamış. Kahvaltı etmeden (sadece kuru bir dilim ekmek yiyorlar eğer varsa) evden erkenden çıkıp okula gitmek için 1,5 saat yol yürüyen, gün içinde yemek yiyemeden okul sonrası geri yürüyen ve akşam eve gelince yemeğini kendi hazırlayan (sade pilav veya tatlı patates) ufacık çocuklardan bahsediyorum burada.

Svaziland’ın -zaten minicik bir krallık kendisi- neredeyse her yerini gezdiğim yetmedi, bir de kralın stadyumda yaptığı doğumgünü kutlamasına katıldım.

Yetimhaneyi kuran kişilerin onlara maddi manevi katkısı pek olmuyordu. Sadece gönüllü bulmaya çalışıyorlar ve gönüllüler ne kadar, ne şekilde destek olabilirse idare ediyorlardı. Orada hissettim ve bizzat gördüm ki, gönüllü olma amacıyla gelenlerin sömürülmesi, kandırılması, beyazların zengin olduğu algısının çocuklara işlenmesi durumu ciddi oranda mevcut. Gitmek, yardım etmek ya da gönüllü olmak isteyenlerin bu durumları göz önünde bulundurarak temkinli olmasını tavsiye ederim. Yetimhanedeki çocuklarla halen irtibattayım ve okula gidebilmeleri için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Dilerim, bir gün daha fazlasına da yetebilme şansım olur.

Uganda’dan, çocuklardan zor olsa da ayrıldıktan sonra, Güney Afrika’da birkaç şehri gezip safari yapıp Svaziland’e geçtim. Ülkenin -zaten minicik bir krallık kendisi- neredeyse her yerini gezdiğim yetmedi, bir de kralın stadyumda yaptığı doğumgünü kutlamasına katıldım. Dansçıların fotoğrafını çektiğim esnada, güvenlik görevlisi kralın fotoğrafını çekiyorum sanıp beni alıp götürecekti az kalsın. Stadyumdaki tek beyaz bendim ve renk farkından dolayı farkedilmem kolaydı. Biraz da bunun kurbanı oldum sanki. 😊

Hayatımda çok hostelde kaldım ama Svaziland’deki Sondzela milli parkında kaldığım gibisini hiç görmedim. Neden derseniz, kaldığım hostel yemyeşil bir milli parkın göbeğinde, iki katlı harika bir ev şeklindeydi. Kapıdan dışarı adımımı attığım anda, antilop ailesi ile birlikte, bahçede kahvaltı yapabiliyordum. İki adım ötemde, zebralar sürü halinde dinleniyorlardı. Benim gibi hayvanlara tutkun birisi için zebra, antilop, bizon, su aygırı olan bir parkta yürüyerek gezebilmek müthişti elbette.

14

Svaziland sonrasında, 24 saatlik bir tren yolculuğu ile Zimbabve’ye geçtim. Viktorya şelalesini görüp parkını gezip “Hadi şimdi bir de Zambiya tarafından şelaleye bakayım.” diyerek bir köprüyle komşu ülkeye geçip oradan da “endamı yeter” misali heybetli şelaleyi gördüm. Suyun en hacimli olduğu döneme denk gelip bir de üstüne fotoğraf makinemi koruyamadığım için şelaleden püsküren sular nedeniyle makine kendini imha etmeyi seçti.🙁 Fotoğraf makinemi şelaleye kurban vermenin acısıyla, elimde kalan yarı sağlam cep telefonumun çalışmaya devam etmesini umarak yola devam ettim.

Gölü ve göldeki rengarenk balıklarıyla meşhur Malavi’ye doğru yol aldım. İkisi de gölün tam kıyısında olan hostellerde mutfakta ve serviste gönüllü olarak çalıştım. Yemeği şipşak hazırlamaktan öteye geçmeyi pek gerekli görmeyen ben, onlarca baharatı kullanarak yemek pişirmek ve “Nee, krep ile pancake farklı mıymış yahu?” diye anlamaya çalışmak durumunda kaldım. 😊

7Bulaşığımızı bahçede bir leğen içinde yıkıyorduk. (Zaten kaldığım yerlerin çoğunda, akan su yoktu ve bu şekilde yıkadım bulaşık ve çamaşırı.) Yakında yaşayan babunlar, tencerelerdeki yemek artıklarını yemeye alışmışlar. Biz tencereleri alıp leğen başına geçince, babun ailesi de yanımıza toplanıyordu. Pirinç, patates, artık Allah ne verdiyse aşırırlarken bulaşığı yıkamak herhalde benim için hala en keyifli bulaşık yıkama anısıdır. 😊

Keyifli Malavi döneminden sonra Tanzanya’ya geçip kısa bir süre daha gezdikten sonra artık Türkiye`ye dönmeye karar verdim. Ben böyle, “gittim, ettim,…” diye birer cümle yazdım ama bakmayın siz, bir yandan aylar geçiverdi tabii.😊 “6 ay yeter herhalde” diye adım attığım bu maceram, tam 365 gün sürdü ve 9 ülkeyi, onlarca köyü, şehri, insanı ve doğayı kapsayan harika bir tecrübeye dönüştü.

Fiziken ve ruhen kendimi daha güçlü hissetmemde çok çok önemli katkıları oldu bu yolculuğumun. Önceki ve sonraki Gülçin kıyaslaması yapsak değişim yaşadığım birçok konu sayabilirim size. 😊 Sanırım bilinen düzenden uzaklaşıp beyni ve bedeni alışık olmadığı şekilde yaşamaya, düşünmeye, hareket etmeye zorlamak kişiyi oldukça besliyor. “Konfor alanından çık.” lafının da demek istediği gibi…😉

Geriye baktığımda, ilk önce keyifli, güldüğüm, güldürdüğüm, heyecanlandığım, olumlu anlar geliyor aklıma. Bize anlatıldığı, gösterildiği gibi “kara” kıta Afrika, aslında sadece soykırım, açlık ve acıdan oluşmuyor ve karanın yanında acayip güzel renkleri var. Girişimci, başarılı, güleryüzlü insanlar, çok lezzetli  tropikal meyveler, nefis göl, orman ve milli park manzaraları ve yaşatılmaya çalışılan zengin bir hayvan ve bitki çeşitliliği var. Rengarenk kumaşları, müzikleri ve bol gülümseme ile size de doğal olabilme etme şansı tanıyorlar. Bence, en çok bu kısmı iyi geliyor insana. Siz de izin verirseniz ve uyum göstermeyi denerseniz kendinizi rengarenk hissedebilirsiniz orada.😊

Bir gün bir baktım günlerden 23 Nisan ve yanımda minik, kapkara, güleç bir çocuk ile eğleniyorum Afrika’da.

Merak edenler olabilir. Bir yıl boyunca, ciddi bir hastalık ya da güvenlik tehdidi yaşamadım. Sadece gittiğimin üçüncü haftası, su veya yağdan kaynaklı midemde ağrı oldu. Birkaç ilaç ile 2 günde toparladım. Bir de, Nairobi’de ben otobüs içinde otururken dışarıdan pencereden elini uzatıp telefonumu çekmek isteyen biri oldu. Biraz hızlı davranıp izin vermeyince şükür ki başaramadı. Yani bir yılı hasarsız atlatabildim. Afrika’da 54 ülke var ve her noktası aynı değil tabi ki ama her ülkede sağlık ve güvenlik sorunu olan kısımlar olabilir. Bunu Afrika özelinde gözümüzde büyütmeye ve ekstra korku, kaygı taşımaya gerek yok bence.

6

Hani, küçükken 23 Nisan`da zenci bir arkadaş bize gelsin istemiştim ya…Bir gün bir baktım günlerden 23 Nisan ve yanımda minik, kapkara, güleç bir çocuk ile eğleniyorum Afrika’da. Müthiş bir histi bunu farketmek. Beni biraz bekleten, kara kıtada rengarenk bir macera yaşama hayalim, iyi ki de gerçek oldu.

Darısı yeni hayallerin başına…

Gülçin ORANLI

Konuk Yazar Hakkında

gulcin_profil_fotoGönüllü aktiviteler yapmaya hevesli, gülmeyi, anlatmayı seven, hayvanlara, çocuklara ve binlerce parçalık yapbozlar yapmaya ise tutkun biriyim. Öğrenmeye, araştırmaya çok meraklıyım. Uzay da ilgi alanımda, hayvanlar da kişisel gelişim de… Eee haliyle hayalim ve projem de çok oluyor. Zamanları geldiğinde, ortaya çıkmalarını umuyorum. Şimdilerde Afrika öncesinde verdiğim karara sadık bir şekilde, eski iş yaşamıma dönmeden, hayatıma yeni ve keyifli bir yön vermeye çaba gösteriyorum. Hayalleriniz bol ve gerçek olsun.😊

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Gülçin Oranlı’nın Afrika Macerası“ için 1 yorum yapılmış.

  • Sema

    (Aralık 18, 2019 - 4:02 pm)

    Ruhu rengarenk Gülçin, sen ne yapsan o renkler seni bulacaktı. Bir çırpıda okudum ama her saniyenin ayrı bir hikayesi, her çocuğun yaşattığı ayrı duygunun yazısını içinde taşıdığın belli.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir