Günün Beybisi: Melis İlkkılıç

Onu sosyal medyadan bayılarak takip ediyorduk da hiç tanışma fırsatımız olmamıştı. Ta ki Dijital Topuklar’a kadar…

O da plazadan “dünyaya” geçenlerden olduğu için hikayesini okuyucularımızla paylaşmayı çok istiyorduk. Dijital Topuklar’da yanına gidip kendimizi tanıttıktan sonra, daha “Sizinle röportaj yapmayı….” derken “Tabii ki, hemen!” dedi ve kalbimizi bir kez daha kazandı. 🙂 İnanılmaz yoğunluğunun içinde, tam olarak “iki arada bir derede” bizi kırmadı ve sorularımızı tüm samimiyetiyle cevapladı. Ve evet, şunu çok net söyleyebiliriz: Instagram hesabında “post”larını ve “story”lerini gördüğümüz kadın ile röportaj yaptığımız kadın aynı.  Her ikisi de samimi, doğal ve neşeli… 

Hayallerinin peşinden kararlı bir şekilde giderek, çok ve özenli çalışarak, zor zamanlarda bile işini yaparken güleryüzlü olmayı ihmal etmeyerek, empati kurarak ve tabii ki dürüst olarak başarılı olunabileceğinin en güzel örneklerinden biri, Melis İlkkılıç.

melis ılkkılıc 1Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Nerelisiniz, nerede büyüdünüz, nerelerde okudunuz?

Göçmen bir ailenin tek kızıyım, Eyüp’te doğdum ve büyüdüm. Bayrampaşa Anadolu Lisesi’nde okudum. Liseyi güzel bir ortalama ile bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nü kazandım. 4 yıllık üniversite hayatımın sonunda, yüksek lisans yapmak için İstanbul Üniversitesi Pazarlama Bölümü’ne kabul edildim ancak gitmedim.

Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü okumak bilinçli bir tercih miydi? Ailenizin etkisi oldu mu? 

Lisede fazla haşarı bir sınıftaydım, o yüzden dersleri çok fazla önemseyen bir tip hiçbir zaman olmadım. Ama tabii Anadolu Lisesi’nde okumanın avantajlarını yaşadım. Okulda toplamda 70 kişi üniversite sınavına girdik ve içimizden 10 kişi ülke genelinde derece yaptı. Böyle bir grubun içinde kötülerdendim ama yine de çok fazla çalışmadan (sınavlara, okula giderken otobüste çalışırdım genelde 🙂 ) Marmara Üniversitesi’ni kazandım. Belki biraz şanslıydım ama kafam da çalışıyormuş ki dört yılda kolayca bitirebildim okulumu.

Tabii ki tercihlerimde ailemin hiçbir etkisi olmadı. Aslında sinema okumak çok istedim ama Anadolu Lisesi’nde okuduğum için herkes “Fen-Matematik” istiyordu ve haliyle “Sözel” sınıf açılmadı. Ben de mecburen “Türkçe-Matematik” sınıfına girdim. Yoksa en büyük isteğim yönetmen olmaktı. Fakat şimdi işin de içine girince anlıyorum ki; yönetmenlik benim harcım değilmiş. Çok zor, aşırı organizasyon ve yönetim isteyen bir meslek. Çok iyi yönetmenlerle çalışıyorum, onların yanında olmak bana yetiyor. Kendimi bu şekilde tatmin edebiliyorum.

Bu konuyla ilgili bir de şunu söylemek isterim: Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşam standardımız çok yüksek olmadığı için insanlar ister istemez çok para kazanabilecekleri işlere yöneliyorlar, üniversite tercihlerini de bu yönde yapıyorlar. O yüzden; ne yazık ki ülkemiz eğitim sisteminde “bilinçli bir tercih” yapmaktan söz etmek çok zor. 3 saatlik üniversite sınavında elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Sonra aynı başarıyı üniversitede göstermeye çalışıyorsunuz. Sonuç: İnsanların %80’i, sevmediği ancak daha çok para kazanabileceğini düşündüğü, özetle mecbur olduğu işleri yapıyor. İçinde bulunduğumuz şartlardan dolayı maalesef mutluluk değil, para odaklı yaşıyoruz…

Üniversiteden mezun olduktan sonra bir süre bankacılık yaptığınızı biliyoruz. İstifa kararını nasıl verdiniz?

Evet, okuldan sonra 2-3 sene özel bir bankanın genel müdürlüğünde ve faktoring şirketinde çalıştım. Hiç unutmuyorum 7 Eylül 2005 sabahı Rock’n Coke’tan çıkıp bankada işe başlamıştım 🙂 . Turuncu ve kıvırcık saçlarımla, dudağımdaki piercing ile zaten kurumsal hayata aykırı bir tiptim. Pek oralara göre olmadığımı söylediğimde, müdür yardımcısının tepkisi şöyle olmuştu: “Senin gibi insanlara ihtiyacımız var. Sen kafası çalışan, farklı, alternatif bir tipsin. İnsanların dikkatini çeker ve onları motive edebilirsin. O yüzden, lütfen hep bizimle ol.” Ama tabii ki öyle olmadı. 🙂  2 sene boyunca bankada çalıştım ve hiç mutlu olmadım. Çalıştığım arkadaşlarım çok iyiydi o ayrı, hala da görüşürüm onlarla. Ama bankada çalışmak bana göre değildi. Bu işi yapacağıma, annemin kuaför dükkanını yönetirim dedim ve istifa ettim. Ancak bir süre sonra bir yerden teklif geldi ve bir faktoring şirketinde çalışmaya başladım. Sadece 2 ay dayanabildim, oradan da nefret ettim ve ayrıldım. Aslında finans işini hiç bir zaman sevmedim ben.

İstifa ettikten sonra Beyoğlu’ndaki Mac Cosmetics’e başvurdum ve kabul edildim. 2 ay sonra da mağazanın müdür yardımcısı oldum. Makyaj kariyerim de bu şekilde başlamış oldu.

İsteklerimin peşinden gitmeye, sevdiğim meslekten para kazanmaya kararlıydım.

Ailenizin bu kararınıza tepkisi nasıl oldu? 

Aşırı bir tepkiyle karşılaştım, evde 3. Dünya Savaşı çıktı resmen. Kimse kabul etmedi, annem çok kızdı. Anadolu Lisesi mezunusun, çok iyi İngilizce konuşuyorsun, 4 yıllık üniversite bitirdin, bir mağazada tezgahtar mı olacaksın diye çok söylendiler bana. Fakat finans sektöründe çalışmak istemiyordum ve isteklerimin peşinden gitmeye, sevdiğim meslekten para kazanmaya kararlıydım. Kazanamazsam da diplomam var, her zaman bir bankaya girer çalışırım diye düşündüm. Tabii ki o dönem; kira ödemek, ev bakmak, çocuk büyütmek vs. gibi bir geçim kaygım da olmadığı için daha cesur davranabildim.

Bu arada ailemle ilgili şöyle de bir durum var. Benim dedem, annem ve teyzem de kadın kuaförü. Hatta dedem 2. Dünya Savaşı’ndan kaçan kadınların saçlarını yapa yapa Almanca bile öğrenmiş. Annem beni tezgaha doğurmuş diyebilirim. Zaten annem de dedemin tezgahına doğmuş. Aslında bu meslekte annem de alaylı ben de. Fakat ben bir tık ileri taşıyarak, yıllar içerisinde ünlülerle çalışır hale geldim. Annem 55 yıl boyunca bilfiil dükkanının başında oldu, kuaförlük mesleğini sürdürdü, ta ki benim çocuğum olana kadar. Şimdi çocuğuma o bakıyor, ben de onun sayesinde mesleğime devam edebiliyorum. Özetle, mesleklerine aşık bireylerden oluşan bir ailede büyüdüm.

İşinizi severek yapıyorsunuz, mutlusunuz…. Biraz da (varsa) böyle bir iş yapmanın dezavantajlarından bahseder misiniz?

Evet yaptığım işte çok mutluyum ama elbetteki ki çok büyük dezavantajları da var. Bir kere çok büyük bir sorumluluk alıyorsunuz. Yaptığınız işlerin bütçeleri çok yüksek. Dolayısıyla hep başarılı olmak zorundasınız. Yılda iki kez katalog çekimi yapan bir firmanın işini yapıyorsunuz diyelim, sizin için o gün 365 günden farksızken o marka için bütün bir yıl içindeki 2 günden biri. O yüzden her zaman çok disiplinli olmak, sete geç kalmamak zorundasınız. Aynı şekilde çalıştığınız ünlü kişileri de mutlu etmelisiniz. Onun da önemli bir günü sonuçta; bir dergiye kapak oluyor olabilir, albüm kapağı çekiyor olabilir, konsere çıkıyor olabilir…. Mutsuz olsanız bile asla bunu göstermemek ve işinizi en iyi şekilde yapmak zorundasınız. Çünkü bunun karşılığında para alıyorsunuz. Bu işin ağırlığı ve sorumluluğu çok büyük. O yüzden bence bankada çalışmaktan daha zor. Ama çok şanslıyım ki 12 yıl boyunca hep işini başarıyla yapan ve kendine güveni yüksek olan insanlarla çalıştım. Çok şükür hiç sıkıntı yaşamadım. Bir tane gelinim bile; “makyajımın şurasını beğenmedim.” demedi daha.

Ortalama bir gününüz nasıl geçiyor ? 

Eğer o gün sadece bir işim varsa, sabah pilatese gidiyorum. İşe gitmeden muhakkak (son dakikaya kadar) kızımla ilgileniyorum. Birden fazla işimin olduğu sıradan bir günde ise; sabah kalkıyorum, kızımla kahvaltı ediyoruz, duş alıyorum, kahve içiyorum ve işe gitmek üzere evden çıkıyorum. O kadar acele çıkıyorum ki, çoğu zaman maskaramı yamuk yumuk sürüyorum gözüme. Hatta bir kere bundan dolayı papara yedim takipçilerimin birinden. 🙂

İşlerim günlere göre değişiyor. Bazen yap-çık bir ünlü makyajı veya bütün gün süren bir reklam çekimi olurken, bazen de gelin makyajım oluyor. Ama gelin makyajımın öncesinde veya sonrasında muhakkak başka bir makyajım (ünlü, nişan veya düğüne katılanlar) oluyor. Makyaj alışverişlerimin çoğunu asistanım yapıyor. Bir kısmını da markalar direkt evime gönderiyorlar.

İşim bitince eve geliyorum ve kızımı parka ya da dondurma yemeye çıkartıyorum. Bazı günler akşam yemeklerini ailece dışarıda yiyoruz. Saat 21-21:30 gibi de hepimiz yatma pozisyonuna geçiyoruz. Bazen de eşimle film ya da dizi izliyoruz. Tabii bu söylediklerim akşam eve geç gelmediğim günler için geçerli. 16 saat süren uzun reklam çekimlerim olursa sabahlara kadar çalışıyorum.

Benim için makyaj, güzellik çukuruna düşmeden güzel görünmektir.

En büyük hayaliniz nedir ?

Benim hayatımla ilgili hiç büyük hayallerim olmadı. Tek istediğim şey, dünyanın her yerini gezip görmek. Tabii ki kariyerimin bu kadar iyi ilerlediği bir dönemde bu isteğimi gerçekleştirmem çok mümkün değil. Ama genel olarak hayattan istediğim şeyleri şöyle özetleyebilirim: Hep çok çalışmak, iyi insanlarla çalışmak, mutlu olmak, daha iyi işler üretmek, dünyayı gezmek ve tabii ki eşimle birlikte çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını sağlamak ve ona iyi bir gelecek hazırlamak… Bunların dışındakilerin çok materyalist kavramlar olduğunu düşünüyorum ve ben kendimi bu kavramların içinde görmüyorum. Sadece dünyayı görmek, başka kültürler tanımak, başka denizlerde yüzmek, başka ülkelerin güneşlerinde güneşlenmek ve başka ülkelerin karlı dağlarında kayak yapmak istiyorum. Tabii ki bunların hepsinin maddi bir karşılığı var ama onun için de iş var, çalışmak üzere…

Processed with VSCO with ka1 preset

Peki, makyajı nasıl tanımlarsınız? 

Benim için makyaj, güzellik çukuruna düşmeden güzel görünmektir. Elbette ki bir kadına yakışan en güzel şey yüzündeki gülücüktür ama bunu güzel bir kırmızı rujla desteklemek benim işimdir. Kadınlar ne yazık ki son zamanlarda çok fazla estetik düşkünü oldu. Böyle müdahalelere çok fazla gerek kalmadan, küçük tüyolarla güzelliklerini ön plana çıkarmak, nasıl güzel göründüklerini onlara da anlatmak ve göstermek, makyajla olan ilişkimi özetliyor aslında. Kusurlarınızı örttüğünüz kadar makyajın yeterli olduğunu düşünüyorum. Sivilceniz varsa üzerine hafif bir kapatıcı, cildinizin renginden hoşlanmıyorsanız çok incecik bir BB krem, kirpikleriniz seyrekse birazcık maskara, kaşlarınız güçsüzse birazcık destek o kadar… Bence bundan fazlası, yüzüyle para kazanmayan insanlar ve günlük hayat için çok gereksiz.

Bana göre iyi bir makyajın olmazsa olmazları şöyle: Kaş ve bıyık alınmış olacak, yüzde fazla tüy görmek hiç hoşuma gitmiyor. Dudaklar asla çatlak olmamalı, bunun için hafif renkli bir nemlendirici kullanılabilir. Göz çevresi morlukları için hafif bir concealer. Bakışları yukarıya doğru kaldırmak için kaşlar yukarıya doğru taranmalı. Ve son olarak da birazcık allık.

Bir kadının çantasında hangi makyaj malzemeleri kesinlikle olmalı sizce ?

Güneş koruma faktörlü çok iyi bir nemlendirici, pembemsi tonlarda dudak nemlendiricisi, yine pembemsi tonlarda krem allık. Bu üç malzeme bence bizi mükemmel göstermeye yeter. 😉

Plaza klimayla havalandırılıyor ama gerçek dünyada oksijen var!

Kurumsal hayatı bırakıp girişimci olmak, hayallerinin peşinden gitmek isteyenlere, Plazadan Dünyaya takipçilerine neler önerirsiniz ?

İnsanlar yetenekleri doğrultusunda “plazadan”, “dünyaya” geçebilirler tabii ki. Ancak bakmakla yükümlü oldukları çocukları, aileleri varsa, kira ödüyorlarsa ve kısa zamanda çok para kazanmak istiyorlarsa bu geçişin çok da kolay olmayacağı bir gerçek. Ama yine de yetenekleriniz doğrultusunda hayallerinizin peşinden koşun, girişimci olun, kendinize yeni bir dünya yaratın ve tüm bunları yaparken de mümkün olduğu kadar az kaygılanmaya çalışın derim. Olur ya da olmaz, zaten hayat böyle bir şey…

 Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunuzda, ilk gördüğünüzde ne hissettiniz?

Plazadan dünyaya geçen biri olarak, bu oluşumun isminin tam benim mottom gibi olduğunu söyleyebilirim. İlk duyduğumda da çok hoşuma gitmişti, çok güzel bir isim bulmuşsunuz. Plaza klimayla havalandırılıyor ama gerçek dünyada oksijen var!

Bize zaman ayırdığınız ve samimi cevaplarınız için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Mini test:

 

  1. Kahve mi, çay mı? Kahve
  2. Siyah mı, beyaz mı ? Beyaz
  3. Babet mi topuklu ayakkabı mı ? Topuklu ayakkabı
  4. Vezir mi, piyon mu? Vezir
  5. Uçak mı, yelkenli mi? Yelkenli
  6. Pizza mı, lahmacun mu? Lahmacun

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir