İki Ülke Bir Yaşam

On parmağında on marifet tanımına uyan biri, Celal Erdoğdu. Şehir plancısı, mimar, bir gayrimenkul değerleme şirketinde de ortak. Bunlarla da yetinmemiş, fotoğrafçılık ve video ile ilgili olan hobisini de işe dönüştürmeye başlamış. Tüm bunları iki farklı ülkede gerçekleştirmesi ise çok etkileyici. İstanbul-Riga arasında mekik dokuyan Celal, iki ülkedeki hayatını nasıl kurduğuna ve sürdürdüğüne dair sorularımızı içtenlikle cevapladı.

Merhaba Celal, hoşgeldin 🙂 Kendini kısaca tanıtır mısın? Nerelisin, nerede büyüdün, nerelerde okudun?

Aile tarafından Konya’lıyım. 1979 doğumluyum. Doğma büyüme İstanbul-Beşiktaşlı’yım. Üsküdar Fen Lisesi’nden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nü kazandım. Notlarım iyi olduğu için Mimarlık Bölümü’ne geçme şansım vardı ancak bölümü sevdiğim için yatay geçiş yapmadım. Sonrasında çift anadal olarak Mimarlık Bölümü’nde okudum.

2001’den beri Türkiye dışında nasıl yaşarım diye araştırıyordum. 2001’de Almanya’ya gittim, 2002’de de İngiltere’ye. 2005 yılında ortağımla beraber gayrimenkul değerleme şirketi kurduk. Bu işin yanına bir şeyler eklemek istedim. Hobim olan fotoğrafçılığa daha çok vakit ayırma fırsatı bularak kursa gittim. Bir yandan da iş hayatı yoğun bir şekilde devam etti. 2010’da Bilgi Üniversitesi’nde MBA’e başlamayı planladım. O sırada Riga’da (Letonya) yaşayan bir arkadaşımı ziyarete gittiğimde oradaki eğitim maliyetinin buradan çok da farklı olmadığını, hatta daha ucuz olduğunu görünce fikrimi değiştirdim. Sonuç olarak MBA eğitimimi Riga’da tamamladım.

Bu arada da 2011 yılında evlendim.

Eğitimini aldığın mesleğe nasıl karar verdin? Hayalinde hep tek meslek mi vardı?

Aslında hayalimdeki mesleği yapıyorum diyebilirim. Babam senelerdir gayrimenkul piyasasında çalışıyor. Liseden başlayarak yazları babamın yanında çalışıyordum zaten. Babamın bu sektörde farklı bir çalışma stiline sahip olduğunu düşünüyor ve  çok takdir ediyordum. Bunu nasıl geliştirebilirim diye düşündüm. Seneler içinde ufak ufak benim de katkım oldu. Bu nedenle de üniversite tercihlerim, mimarlık fakültesindeki bölümlerden oluştu.

celal-foto-1

“Benim babam Bozkır’a sığamadı, Konya’ya geldi. Ben Konya’ya sığamadım İstanbul’a geldim. Senin de İstanbul’a sığamayıp yurtdışına gitmek istemen çok normal.”

Letonya’daki MBA eğitimin aslında senin yaşamında bir dönüm noktası oldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Daha önce de söylediğim gibi, farklı ülkelerde bulunmuş, deneyim kazanmıştım. Ancak İstanbul’daki iş hayatım başlayınca, kendimi yoğun bir temponun içinde buldum. Ortağımla birlikte yıllarca şirketteki işleri yoluna koymak için çalıştık. Şirket büyüdükçe organizasyon şemasında değişiklikler yaptık. Aramıza yeni yöneticiler katıldı. Kurduğumuz sistemin işlemesi, bana daha fazla hareket imkanı sağladı. MBA eğitimi boyunca sık sık Letonya’da bulunduğum için orada yaşama fikri de sıcak gelmeye başladı.

Eşin  yurtdışında yaşama fikrini nasıl karşıladı?

O da benimle aynı hayalleri paylaşıyordu. Eşimin de işini internet üzerinden yürütüyor olması bizi seçimimizden mahrum bırakmadı. Başka deyişle, seçimlerimiz yüzünden eşim işini bırakmak zorunda kalmadı.

Peki ya aileler?

Ailelerimiz her zaman bizim isteklerimize saygılı oldular ve desteklediler. Hatta babamın çok güzel bir sözü var bu konuyla  ilgili “Benim babam Bozkır’a sığamadı, Konya’ya geldi. Ben Konya’ya sığamadım İstanbul’a geldim. Senin de İstanbul’a sığamayıp yurtdışına gitmek istemen çok normal.”

Hobilerine dönersek, neden fotoğraf ? 

İlk fotoğraf derslerini babam verdi. Çok güzel bir fotoğraf çantası vardı. Zenit fotoğraf makinesi, 3 tane lens ve bir flaş. Temizlik malzemeleri ve hala yanımda duran ‘Kodak Fotoğrafçının El Kitabı’. Herşey bu ekipman ve kitapçıkla başladı. Bana sabırla anlatırdı. Üniversite yıllarımda bu makineleri kullandım. 2005 yılında bu işi daha profesyonelce yapmak istedim ve İfsak’a gittim. Sanırım kursa tek filmli makine ile gelen bendim :). Tüm ayarlar ezberimde olduğu için dersler çok komik geçiyordu, çünkü Zenit kullanıyorsanız mecbursunuz ayarları ezbere bilmeye. Bu konuyu bilen annem meğerse benden gizli araştırmalara girişmiş. Bir gün elinde Nikon katalogları ile geldi. “Ben sana makineyi alacağım, sen seç” dedi. Ben de o zaman ‘Nikon D50’yi seçtim. Kursu bu makine ile bitirdim. Kurgu fotoğrafı sevdiğimi farkettince ikinci el bir stüdyo seti satın aldım. Tam bir stüdyo malzeme setini tek başıma hatchback bir arabaya sığdırdım. Bu konuda çok kitap okudum ama gene de uzmanından ders almak istedim. İstanbul Fotoğraf Merkezi’nde Saygun Dura hocamın ‘Stüdyo Fotoğrafçılığı’ üzerine çok faydalı bir atölyesine katıldım. Daha sonra Muammer Yanmaz’ın (fotoğraf eğitmeni ve 40 Haramiler Platformunun kurucusu) çocukluk arkadaşı ile tanıştım. Bana hocadan çok bahsetti ve iki dönem eğitim sonrasında, 40 Haramiler arasına ‘Profesyonel Harami’ olarak katıldım. İlerleyen zamanlarda onlarca kitap ve video ile fotoğrafçılığımı ilerletme çabamı sürdürdüm. Geçen zaman içerisinde ‘Stok Fotoğrafçılığı’ ve videoya merak saldım. Uluslararası platformlarda fotoğraflar satmaya başladım. Şimdilerde satışta olan birçok fotoğrafım var. Çok büyük paralar kazanmıyorum ama akmasa da damlıyor. En azından yeni ekipmanlarım için gelir oluyor. Bunun yanı sıra bir websitem ve video kanalım var.

Almış olduğun eğitimlerin fotoğrafçılığına katkısı oldu mu?

Fen lisesi eğitiminin matematik alanında bana verdiği hesap ve teknik yaklaşım, mimarlık fakültesindekilerle birleşince beni mutlu eden bir sonuca götürdü. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, her ne kadar matematik puanı ile girilse de aslında sosyal bir bölüm. Bölümde verilen özellikle sosyoloji eğitiminin insanlarla empati kurmamda fayda sağladığını düşünüyorum. Mimarlık Fakültesi’nde  sanat, tasarım ve ölçüyle ilgili eğitim almış olmamın da sadece fotoğrafta değil, aslında hayatımın her alanında çok faydalı olduğunu da söyleyebilirim.

DSC00893_mod_sm
Riga Sokaklarından…Fotoğraf: Celal Erdoğdu. Diğer fotoğrafları için www.phardon.com

Çevrende senin gibi kariyer değiştirmiş biri var mı? Örnek aldığın biri oldu mu?

Olmaz mı! Hayatımda her konuda örnek aldığım kişi kesinlikle babam. Ama evden çalışma konusunda örnek aldığım kişi ise tam 35 yıldır hiç ofise gitmeden çalışan amcam diyebilirim.  Amcamın Almanya’da bir tercüme ofisi var. Oldukça da hatırı sayılır bir şirket. Ancak geçirdiği ciddi rahatsızlık sonucu işlerini evden devam ettirmek zorunda kaldı. Küçükken hatırlarım, tatil için ailecek İstanbul’a geldiklerinde faks makinesi bile yanında olurdu.  E tabii o zaman teknoloji bu kadar gelişmemişti :). Şimdi sadece laptopunuzun yanınızda olması yeterli.  Türkiye’de “evden çalışma” gibi bir kavram henüz bilinmiyorken (şu anda bile ne kadar biliniyor emin değilim ya hadi neyse :)) amcamın çalışma şekli o zamanlardan beri bana ilham kaynağı olmuştur ve asıl önemli olanın, işini her koşulda sahiplenmek olduğunu göstermiştir.

“Letonya’ya gideceğim zaman bana “iyi tatiller” denmesini anlamıyorum.”

Bu süreçte sana hangi soruların sorulmamasını istersin? Çevrenden nasıl tepki almak istersin?

Letonya’ya gideceğim zaman bana “iyi tatiller” denmesini anlamıyorum mesela 🙂 Çünkü oraya tatile gitmiyoruz. Riga ikinci evimiz ve çalışmalarımıza orada da devam ediyoruz.

Riga’da çalışma hayatı demişken, orada bir günün nasıl geçiyor?

Dışarıdan herhangi bir uyaran olmadığı için daha verimli bir çalışma ortamının olduğunu söyleyebilirim :). Evde eşimle ortak bir çalışma odamız var. Sabah 8:00’de mesaimiz başlıyor. Öğlen yemek molasından sonra da 18:00’e kadar devam ediyor,  ondan sonra kontağı kapatıyoruz :). İstanbul’da zamansızlıktan ve trafikten yapamadığımız birçok şeyi, özellikle güneşin geç battığı yaz akşamlarında Riga’da yapabiliyoruz. Arkadaşlarımızla buluşuyoruz, göl kenarında yürüyüşe çıkıyoruz, bisiklet sürüyoruz.

Bir odayı stüdyo yaptık. Hem mesleğimle ilgili hem de hobimle ilgili videoları ve fotoğrafları o stüdyoda çekiyorum. Evin içinde olduğu için vakit kaybı da olmuyor.

Ya İstanbul’dayken?

Aynı saatte kalkmama rağmen 9.00-9.30 gibi ofiste oluyorum. Öğlene kadar ağırlıklı olarak zamanım toplantılarla geçiyor. Öğle arasında yarım saat yürüyüş yapıyorum. Öğle arasından saat 18.30-18:45’e kadar yine aralıksız çalışma. Daha sonra da Taksim’deki ofisimden Beşiktaş’taki evime -trafik nedeniyle- yürüyerek dönüyorum. Saat 19.30 gibi evdeyim.

celal-foto-2

“Beyaz eşya montajında üstüme adam tanımam.”

Anlıyoruz ki, Riga’daki bir gününde işi ve hayatı daha yoğun yaşıyorsun. Peki orada yaşıyor olmanın hiç mi dezavantajı yok yani, ne diyorsun bu kadar iyiyse biz de mi gelsek 😉 ?

🙂 Açıkçası tek dezavantajının aile özlemi olduğunu söyleyebilirim. Anne-babamın tek çocuğuyum ve onlara çok bağlıyım. Eşim de ailesine çok düşkündür. Hal böyle olunca onlardan uzun süreli ayrı kalmak zor oluyor. Biz İstanbul’a geliyoruz, onlar da Riga’ya bizi ziyaret geliyorlar. Bu şekilde özlemin üstesinden gelmeye çalışıyoruz.

Tam olarak dezavantaj olmasa Türkiye’ye göre Letonya’da bazı farklılıklar var, bu da zaman zaman bizi zorluyor, gerçi bununla yaşamayı da öğrendik. Artık bu durumla eğleniyoruz bile.

Nasıl yani?

Mesela artık beyaz eşya montajında üstüme adam tanımam 😀 Biraz duruma açıklık getirsem iyi olacak sanırım. Riga’da, İstanbul’daki gibi insanın hayatını kolaylaştıracak hizmetler yok. Oradaki evi kurarken bunu öğrenmiş olduk. Bulaşık makinesi aldık, adamlar eve getirdi, kapıya bırakıp gittiler, kurulumu onlar yapmıyorlarmış. Allahtan babam yanımızdaydı da beraber içeri aldık ve büyük uğraşılardan sonra çalıştırmayı başardık. Bulaşık makinesi, çamaşır makinesinden daha hafifmiş mesala bunu da tecrübe ile öğrendim 😉 Mutfak dolaplarını aldığımızda, artık akıllandığımız için, montaj dahil olarak anlaştık. Ustalar getirdiler dolapları ama gene bırakıp gittiler. Onların montaj dediği, meğerse dolabın kendi kurulumu imiş, yani duvara monte yine bize kalıyormuş. Evimin ustası oldum çıktım bu sürecin sonunda  :).

“Bizim genlerde emeklilik yok.”

E olayı çözmüşsün 😉 Peki bundan sonra İstanbul-Riga arasında hep mi mekik dokuyarak geçecek hayat, sonrası için başka planlar yok mu?

Asıl hedefim, şirketin özellikle idari kısmında bana bağımlı olmayacak bir sistemi çalışır hale getirmek. Bu konuda çok yol katettik ortağımla ancak hala kendimizi geliştirmek üzerine çalışıyoruz. Sistem rayına oturduğunda, zamanımın daha büyük bir kısmını fotoğraf, video, ses kayıdına ayırmayı hedefliyorum.

Daha çok erken ama emeklilik hayalin var mı?

Bizim genlerde emeklilik yok demek daha doğru :). Babam 65 yaşında, 12 yaşından beri bilfiil iş yaşamının içinde ve bütün ısrarlarımıza rağmen içinde kalmaya da devam ediyor. İşini bir yandan sürdüğü gibi arada iki kitap da yazdı. Benim de yaşım ilerlediğinde pek farklı olmaz diye düşünüyorum. Madem sordunuz, emeklilik hayalim hala çalışıyor olmak diyebilirim.

Bizi ilk duyduğunda aklında ne canlandı? Şimdi ne düşüyorsun?

Çok da bir şey duymamıştım aslında :).

E normal tabi, bu bizim ilk röportajımız üstelik sana da Plazadan Dünyaya ile ilgili fazla bir şey söylememiştik 🙂 (kendimize not: bir daha röportaj yapmadan önce iki kelam edilecek!)

Plazadan Dünyaya takipçilerine veya bize söylemek istediğin son bir şey var mı?

Bizim gibi çalışanların böyle bir ortamda buluşması ve deneyimleri paylaşıp, dayanışma içinde olması önemli ve güzel. Umarım kısa sürede daha çok kişiyle paylaşım içinde olursunuz. 

Bundan sonraki sorularımızı çok düşünmeden, hızlıca cevaplamanı bekliyoruz. Hazırsan başlayalım 🙂

  1. Çay mı kahve mi? Çay
  2. Canon mu nikon mu? Nikon
  3. Fifa mı PES mi? İlgilenmiyorum ama galiba FİFA
  4. Uçak mı yelkenli mi? Yelkenli
  5. Pizza mı lahmacun mu? Pizza
  6. Tek mı çift mı ? Çift, eşim yüzünden.
  7. Twitter mı Instagram mı? twitter
  8. Mac mı PC mı? MAC
  9. Sarışın mı esmer mi? Kumral (PD notu: bundan sonra seçenek dışı cevapları kabul etmeyeceğiz, ilk röportaj diye torpil geçtik)
  10. Supermen mi Batman mi? Çok ilgilenmem de hadi Superman olsun 🙂

 

Bu yoğunluğunun arasında bize zaman ayırdığın ve sorularımıza içtenlikle cevap verdiğin için asıl biz teşekkür ederiz sana. Eminiz ilk röportajımızı seninle yapmış olmak da bize uğur getirecek :).

🙂 Rica ederim.

20160603_plazadandunyaya_celalerdogdu_dortlu_v02

 

 

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

İki Ülke Bir Yaşam“ için 1 yorum yapılmış.

  • […] Dünyaya okuyucuları, bloğun kurucusu Celal Erdoğdu’yu hatırlayacaklardır. İki Ülke Bir Yaşam diyerek bloğun ilk röportajını gerçekleştirdiğimiz Celal, Türkiye ve Letonya’da kurduğu hayatından kesitleri […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir