John Stuart Mill ve Paternalizm

Uzun zamandır aklımda “paternalizm” ile ilgili bir yazı yazmak vardı, sonunda yazabildim 🙂 . Amacım; bir yandan paternalizmi anlatmak bir yandan da bu kavramın hayatımızı nasıl etkilediğini sizinle tartışmak.  Ama önce paternalizm ve özgürlük denince aklımıza ilk gelen isimden, John Stuart Mill’den ( hani 19 yy’ın en büyük filozofu olan dahi çocuk) bahsetmeliyim.

John’un enteresan bir babası varmış. O da John Locke gibi çocukların zihninin beyaz bir sajohn stuart millyfa kadar boş olduğunu düşünürmüş (çocuğunun adını da bu yüzden John koydu herhalde 🙂 ). Yani, çocukların doğru yetiştirildiği takdirde birer dahi olabileceklerini savunurmuş. Bu yüzden de John’un eğitimine çok özen göstermiş. Ona, ezber yaptırmak yerine Sokrates’in sorgulama yöntemini kullanarak eğitim vermiş. Çünkü dünyayı, fikirlerini bizzat kendinin keşfetmesini istiyormuş (aynı bizim eğitim sistemimiz, aynııı 🙂 ). Küçük John da babasının emeklerini boşa çıkarmamış veee… 6 yaşında bir Roma tarihi yazmış, 7 yaşında Platon’un diyaloglarını orijinal dilinde anlamayı başarmış. 8 yaşında Latince öğrenmeye başlamış. 12 yaşında ekonomiden ve politikadan anlar hale gelmiş, karmaşık matematik problemlerini çözmeye başlamış. Bilime ilgisi zaten çok yüksek olan John, 20’li yaşlarında döneminin en parlak düşünürlerinden olup çıkmış.

Ancak, artık genç bir adam olan John’un görüşleri, Victoria dönemin İngilitere’sinde pek de hoş karşılanmamış. İlk feministlerden biri olduğu ve doğum kontrol yöntemlerini desteklediği için tutuklanmış. 1869’da “Kadınların Boyun Eğmesi” isimli bir kitabı yayınlanmış. Farklı cinsiyetlerin hem kanunen, hem de genel olarak toplumda eşit muamele görmesi gerektiğini savunmuş.

Mill’in hayatını kısaca özetledikten sonra gelelim meşhur kitabına… “Özgürlük Üzerine”

Babasının arkadaşı olan Jeremy Bentham’ın da etkisiyle Mill, tam bir faydacı olarak yetiştirilmişti. Hayatında da bu akımın etkileri vardı. İnsanların da tıpkı ağaçlar gibi iyi bakıldığı, büyümesi için yeterli alan bırakıldığı (özgürleştiği) takdirde gelişebileceklerine inanıyordu. 1859 yılında yayınlanan kitabı “Özgürlük Üzerine”de de toplumun, sadece kişiyi ilgilendiren konularda (başka kişileri doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemiyorsa) o kişiye hiç bir şekilde karışılmaması gerektiğini savundu.

Burada karşımıza “Paternalizm” çıkıyor.

Latince ‘patern” (baba) kelimesinden türetilmiş olan paternalizm, birini kendi iyiliği için bir şey yapmaya zorlama anlamını taşır (ne kadar tanıdık geldi değil mi? 🙂 ).” Evladım, sen üşüdüğünü anlamazsın anlamazsıın… Giy şunu üstüne!” , “Sosyoloji, psikoloji okuyup ne yapacaksın? Vallahi aç kalırsın, sen yine mühendislik falan oku. Yani bir altın bileziğin olsun kolunda, ondan sonra keyfi olarak yine oku sosyoloji…” “Bu kadarcık yemekle doymazsın.” Bu liste daha böyle uzar gider. Eminim bir çoğumuz duymuşuzdur böyle cümleleri.  İyi niyetle ve bizi düşündükleri için söylediklerine şüphe yok. Ancak yetişkin bir birey olduktan sonra da bunları duymaya devam etmek insanı sıkıyor ve geriyor açıkçası. Sanki hata yapma özgürlüğün kısıtlanıyor gibi…

Bu arada paternalizmin çocuklar için kabul edilebilir bir durum olduğunu da söylemek lazım. Çünkü çocuklar yetişkinlere göre hayatla ilgili daha az şey bildikleri için korunmaları ve kontrol edilmeleri gerekir. Ancak uygar toplumlarda yetişkinlere yönelik bir paternalizm kesinlikle kabul edilebilir bir durum değil (Bunun istisnası: Psikiyatrik bir sorunu olan ya da başkalarına zarar verme tehlikesi olan yetişkinler).

Processed with VSCO with a6 preset

Mill’in bu konudaki mesajı basit ve net

Her yetişkin kendisini memnun eden şeklide yaşama özgürlüğüne sahiptir. Ancak bu süreçte başkası zarar görmemelidir.

Çoğunluğun Tiranlığı

Mill’in bu tanımını çok seviyorum. Kesinlikle bu “çoğunluğun tiranlığı” yüzünden toplumsal baskılara maruz kalıyoruz. Olmak ya da yapmak istediğimiz şeylere konulan engelleri aşmaya çalışmakla geçiyor hayatımız.

Bir de şunu unutmamak lazım; hayatımızla ilgili ne yapmak istediğimizi, bizi en çok neyin mutlu edeceğini en iyi biz biliriz. Bazılarınız ‘ben bilmiyorum, hata yapmaktan korkuyorum…” diyebilir. Ama bize çizilen bu prototip hayatları yaşamak yerine, hata yapmak/yapabilmek daha iyi ve doğru değil mi sizce?

Son söz

Gençleri ve yetişkinleri özgür bırakalım (başkalarına zarar vermemek şartıyla elbette), kendi hayatlarına istedikleri gibi yön versinler. Çünkü onlar gelişebilmek için daha fazla özgürlüğe ihtiyaç duyuyorlar. Onların gelişimine – sözde onları koruyarak– ket vurmayalım. Aksi takdirde, bu hayalleri olan heyecanlı gençlerin topluma sağlayacakları faydalardan mahrum kalırız. Ve sonunda; ne uygar, ne de mutlu bir toplum olabiliriz…

Sevgilerimle

 

Nereden esinlendim?

Nigel Warburton’un “Felsefenin Kısa Tarihi” isimli kitabı

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir