Klişeyse Klişe Canım!

nur1
“Ben yoga yapan bir plaza kadınıyım”

Sırtımda yeni aldığım matım, içi anahtar, 1’i özel 2’si iş 3 cep telefonum, kartlarım ve cüzdanımı taşıyan birinci çantam; tayt, tişört ve sporcu sütyenim, içi deodrant, diş fırçası ve diş macunu, 2 renk ruj, 1 göz kalemi ve rimel ile ağrı kesici ve kas gevşetici ile birkaç çeşit ped barındıran ilk yardım çantamı taşıyan ikinci çantamla sabah 8:15 koşar adımla 2 senedir çalıştığım ve mesai başlangıcına yetişmek için insan üstü bir çaba harcamam gereken iş yerimin olduğu plazaya koşarken, bu kadar histerik olmama rağmen yüzümde engel olamadığım gülümseme ile ağrıyan bacak kaslarımı fark ettim ve durdum.

Ne yaptığının farkında mısın Nur!” dedim kendime. Biraz yüksek sesle söylemiş olabilirim; her sabah aynı yolu yürüyüşü için kullanan ama beni her sabah görmesine rağmen başını kaldırıp günaydın demeyen adam bile bir an duraksadı. Aldırmadım ve kafamı salladım…

“Klişe oldun! Sen bir klişesin.”

Öyle ya. İstanbul’a küçük sahil şehrinden taşınalı 3 sene olmuş, uzun yıllardır tuğla tuğla ördüğüm kariyer duvarıma bir de kat çıkıp “kurumsal hayata” dahil olmuş, aile şirketlerinin “uzaktan sevdiğin huysuz akraba” ortamlarından Grup şirketleri vahşi ve çetin ormanına atılıp, bu yetmiyormuş gibi apartman dairesi ofisinden “plaza” insanı olmuştum. Bununla kalsam neyse…

Üzerimdeki siyah ceketim, ayağımdaki spor olduğunu çaktırmamaya çalışan ayakkabılarım, çantam ve yaka kartı, yemek kartı ve İstanbul kartımı taşıyan şirket logolu boyunluğuma bir de aksesuar daha eklemiştim. YOGA matı ve meditasyon mala’m….

Lan! Noluyo ya!!! Ben buraya nasıl geldim!

Sevgili yoga hocam Mey Elbi duysa sorgulamamı “hiçbir şey tesadüf değil” derdi.

Tesadüf değil tamam da akıl tutulması olabilir mi hocam??

Tamam bu ilk düzenli spor dönemim değildi.

Daha önce iş çıkışı spor salonuna gidiyordum. Spor demek kardiyo idi, ağırlık kaldırmak idi. Çok başarılı değildim ama bir ara 1 seneye yakın haftada 3-4 gün spor salonuna gidiyordum.

Spor mu… bana demir verin, ağır ter kokusu verin, 150 kişinin dokunduğu ağırlıkları verin, koşu bandında sıra beklemeyi verin, adrenalin verin arrraaaggghhhh!

Sadece bir plaza çalışanı değilim elbet. O benim gündüz işim. Her zaman anneyim. Üstelik Bekar Anne bloğunun yazarıyım. Blog yazarı deyince çok popüler bir sosyal medya selebritisi anlaşılmasın. Çocuğunu, babasının yarı veya tam zamanlı desteği olmadan büyüten kadınlara, aile içi şiddeti mağduru kadınlara elden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Onu da çok beceriksizce zaman bulabildiğimde veya ruh halim eskileri hatırlamayı kaldırabileceği zamanlarda yapabiliyorum. İlgiden bunalabilen, şapşal, patavatsız ve utangaç biriyim. Plaza insanı için garip bir profil ama o durumu da bence gayet iyi beceriyorum. 20 yaşımdan beri sürekli işçiyim.

Anneyim, işçiyim, yazarım ama bir de travmatik bir insanım. Dünyanın en kötüsü değil çok şükür ama bir hayli ağır travmalar yaşamış, bunlarla baş etmek için psikolog, ilaç, spor, diyet, ağlama, histeri, panik atak, çikolata arkası turşu ile ayran üzeri hamburger menü ve waffle gömerek acılarını bastırmaya çalışmış; uzun süreli uyku, uykusuzluk vb yolları denemiş, en son da baş etmenin en iyi yolunu keşfetmiş, şimdilerde sağlıklı ve mutlu hatta bunlardan da öte huzurlu, huzurlu olmadığında dağılmayan, dağıldığı zaman da kendini eskisinden hızlı toplayan biriyim. Yoga ile tabii…

Ben bir yoga öğrencisiyim.

nur2

Ofisime giden merdivenleri tırmanıp Outlook üzerinden günün, haftanın hatta ayın takvimini gözden geçirecek olabilirim. Patronumun gününün mutlu ve huzurlu geçmesi için bazen kendi ruh sağlığımdan feragat edip günü geçirmeyi çalışıyor olabilirim. Raporlar, powerpointlar, exceller, çeviriler ve çeşit çeşit seyahat ve toplantı programlarının arasında dans ediyor olabilirim ama ben bunların yanında bir de yoga öğrencisiyim.

Klişe mi? İstanbul’a yerleşip kahvesini Cihangirdeki o minik butik kahveciden alan, plaza ile ev arasında mekik dokurken, yoga derslerine katılan, tatilleri için yoga kampları bakan bir klişe mi? Evet. Klişeyim ben…

Evden getirdiğim yemekleri yerken masamda, yoga ile ilgili kitaplar ve makaleler okuyan biri oldum. Asosyallik?

Evet. Zaten çok sosyal biri hiç değildim, plaza yaşamı beni daha da asosyal yaptı. Kahve molasına çıkmam ama bazen işlerimin arasında tuvalete kaçıp derste en son öğrendiğim asanayı (yoga duruşu) tuvalette deneyen, toplantı odasında baş üstü duruşunu denemiş, patrondan “çıkabilirsin” komutunu alır almaz ofis kıyafetlerinden kurtulup taytını ayağına geçirip yoga stüdyosuna koşan bir yoga öğrencisiyim.

Burun kıvırdığım o tüm İstanbullu bohem yogilerin kraliçesiyim lan!

Ben plaza yogisiyim! Metroda tutunmadan durabilecek kadar geliştirdiğim dengem, bol sebzeli lifli beslenme düzenim, play-listimdeki Metallica ve RHCP’ye ek mantralarım, telefon notlarını aldığım kağıdın yanına karaladığım mandalalarım, bebek mavisi, okul formasından hallice iş gömleğimin içinde sakladığım mala ile, ben bir plaza yogisiyim.

İyi ki de öyleyim.

Bir arkadaşımın hediyesi olarak başladığım 1-2 yoga dersini evde youtube eşliğinde sevdiğim yoga videoları ile ilerletmiş, bununla doymayıp kötü bir döneminde berbat bir ruh halindeyken şimdilerde ikinci yuvam yaptığım stüdyoyu arayıp “meditasyon yaptırıyor musunuz?” ile yolunu ilerletmiş ve artık 3 senedir yoga yapan bir yogiyim.

Yetmedi… Yoga hocasıyım da artık.

Çok duyarım, hatta kendim de demişliğim var Allah için; “Yoga yapan herkes de yoga hocası oluyor alla alla yaaa…” İnsan eleştirdiği ile sınanırmış ya… Ben de öyle oldum. Stüdyodaki düzenli derslerin ardından bol destek, bir miktar gaz ve eğitimi verecek olan hocanın ışığına kapılıp kendini bırakıverme silsilesini içeren olaylar zincirinin son halkasında artık (şimdilik stajyer olarak) ders veren bir yoga hocasıyım.

Klişe dedik ya… Instagram’da birkaç havalı poz fotoğrafı ile dünyaya “ben de yoga yapıyorum” mesajını vermekten bile kaçınmadım. Yetmedi birkaç romantik, kişisel gelişimvari cümle bile yazdım bazısının altına. Ayol neredeyse her konuşmamı “Namaste” ile başlıyor, “Sevgi ve Işıkla” diye bitiriyor, en çok kullandığım emoji elleri birleşik karakter ile OM mantrasını süper söylediğim günler muhteşem şarkı söyleyebileceğim hissinden kurtulamıyorum.

Amaaan koy gitsin. Klişe olacaksam da böylesi olayım hihihi…

Şaka bir yana (ne kadarı şaka idi ki?!?) yoganın şifalandırma gücünü kendimde keşfettiğim ve yaşadığım için hoca olmaya çalışıyorum. “En kötü ihtimalle bir daha bir stüdyoya gitmeden de yoga yaparım yeaa” diye başladığım eğitime “acaba bundan sonra hangi eğitime katılsam? Çocuk babasındayken tatilde acaba Hindistan’daki gurunun aşramına mı gitsem? Para biriktirip eğitimlerimi artırsam” planları ile devam ediyorum.

Bloğumda 6 yıldır yazarak yapmaya çalıştığım şeyi fiziksel bir forma sokmaya çalışıyorum. Travma yaşamış kadınlara bedenleri, nefesleri ve zihinleri ile buluşacakları güvenli bir alan yaratarak kendilerine şifa yollarını açmaları için destek olmaya çalışıyorum. Hepsi bu.

Hayatımın kalanı için planım da bu, yolum da bu.

Hayatın getirdikleri ile götürdükleri yüzünden istediği kariyeri oluşturamamış, birçok farklı işi ve sektörü deneyimlemiş biri olarak “yolumu” nihayetinde bulabilmek, daha da doğrusu gitmek istediğim yolda ulaşmak istediğim noktaya ulaşmak için kullanacağım aracı bulabilmiş olduğum için çok şanslıyım.

Ben bir yoga hocasıyım.

Anneyim, yazarım, yoga hocasıyım.

Hayatımın getirdiği sorumluluklarından da vazgeçmiyorum. Öyle Himalaya’daki bir mağaraya kaçmıyorum. İşçi olmaya da devam ediyorum öte yandan hem de yoga felsefesinin öğrettikleri ile, meditasyon ile daha sabırlı daha iyi bir işçi olmaya devam ediyorum.

Bu aralar ofiste bir kulaktan kulağa yayılıyor, “Nur yoga dersi veriyormuş” diye. Plaza dedikodusu mu dersiniz yok değil. Bizzat söyledim. O kadar doluyum ki yoganın benim için yaptıklarının güzelliği ile, günde 8 kere kahve sigara molasına çıktığı için bir zamanlar eleştiri ve önyargı püskürttüğüm arkadaşa bir sevgi dolu gözlerle bakıp “derse gel, iyi gelir” diyebiliyorum. Paylaşmak, paylaştıkça artırmak istiyorum.

“Herkes de yoga yapar oldu, yoga hocası oldu, sürekli yoga pozu, yoga sözü, yoga taytı paylaşıyor” eleştirilerine kulaklarımı kapattım. Valla şu dünyada özenilecek bir şey varsa o da “iyi olmak” olmalı. Kimin neyi ne niyetle yaptığını zaten kimse bilemez ayrı da, yanlış niyetle yapılan her şey patlar bilirim. Ben de özeniyorum bazen hatta. Keşke o pozu ben de yapsam da fotoğraflasam! Ama hayat öyle mükemmel değil. Bir anlık mükemmel poz olmadığı gibi; sadece mutluluk, mutsuzluk, huzur, huzursuzluk da değil. Bir bütün ve bu bütünün huzur ve barış içindeki keşfi hayat. Bunları anlamak için hep yoga!

Salı günü öğle yemeği molasında hafta sonu veya bir akşam önce hazırladığım ders akışını gözden geçirip, saat 17:15 gibi kıpraşmaya başlayıp, son mailleri yollayıp, son telefonlarıma bakıp, pek mesai saatleri içinde değil de genellikle geç çıktığım için boş ofis binasının içinden hızlı hızlı geçip saat 20:30 da başlayacak olan ve ofisten yarım saat ötedeki stüdyodaki dersime topuklarım kıçıma vura vura koşuyorum.

nur3
Bu fotoyu görüp yogaya başlayası gelmeyen var mı?

Oradayken, matımı yere serdiğim anda ister o gün öğrenci olayım ister öğretmen ben benim… Kendimle baş başa kaldığım; anne, işçi, yazar, arkadaş olmaktan arınmış olan ben.

Klişe mi? Hepimiz birbirimizden farklı olduğumuza göre klişe olmak mümkün mü ki?

Tütsüyü yak, dik otur. Omurga dik, çene yere paralel, burundan derin bir nefes al, ağızdan bırak…

Namaste.

***

Konuk Yazar  hakkında:

1979 yılından beri insan, 2003 yılından beri anne, 2011 yılından beri bekar anne ve blogger, 2013 yılından beri İstanbul sakini, 2017 yılından beri yoga eğitmen adayı.

Amerikan edebiyatı mezunu, yüksek lisans tezini  1960lar hippie dönemi üzerine yazıp edebiyat yorumlama ve araştırma yeteneklerini power point sunumları hazırlamak ve ardıl tercüme için kullanan kişi :))

Blog yazıları için burayı, her salı saat 20.30’daki yoga dersleri hakkında bilgi almak ya da katılmak için burayı tıklayın.

***

Tüm konuk yazarlarımızı okumak isterseniz buraya, siz de bize konuk yazar olmak isterseniz buraya bekliyoruz.

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir