Koş Koş Nereye Kadar?

Ne zamandır sitemizde “koşmak” ile ilgili bir yazı yayınlamayı planlıyorduk. Üçümüz de koşmadığımız için “koşan” bir konuk yazar arayışına girdik :). İlk aklımıza gelen isim (aynı zamanda arkadaşımız olan) Şafak Pesen Üstün oldu. Ona böyle bir teklifle gittiğimizde; kendisinden daha tecrübeli birini önerdi, Dilem Koçak.

İş hayatı – hobi dengesini muazzam bir şekilde kurmuş olan ve “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” sözünün hakkını veren Dilem’in bu samimi yazısını sizinle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

Keyifli okumalar ve mutlu hafta sonları…

Plazadan Dünyaya


Çalışırsınız, tüm gücünüzle tüm yetkinliklerinizi ve yeteneklerinizi kullanarak. Gecenizi gündüzünüze katarak..

Bazen takdir edilirsiniz, bazen ödüllendirilir, bazen de engellenirsiniz. Zorlarlar sizi, iş hayatı bu… İnişler-çıkışlar, rekabetler, maskeler… Dünyanın neresine giderseniz gidin bu hep böyle… Oyunu kuralına göre oynamalı ya da yüksek bilgi ve becerileriniz ile dimdik ayakta durabilmelisiniz.

Zaman zaman motive olmak o kadar zordur ki… İki yol vardır; ya içinizdeki gücü yeniden doğuracak, motivasyon ve disiplini tekrar sağlayacaksınız ya da böyle devam edeceksiniz

İş hayatı… min. 08:00 -18:00 arası çalışırsın, işlerin bitmez, telefonlar susmaz, bazen haftalarca seyahatte olursun ama yoğunluk azalmaz, bazen mesailer uzayıp gider, güneş görmeden geçer günler…

Yine de fırsat yaratmalı insan kendine, arkadaşlarına, doğaya… Zorunlu düzenlere inat!!

Hobi… İnsanı kendisinde tutan; “gerçek kendisi”ni oluşturandır. İçten yanmalı olan bir gücün ürünüdür. İçinizdeki patlamalar yeteneğe, başarıya, tutkuya dönüşür. Size limitsizcesine bir şeyler yarattırır. Kendiliğinden parlamalı, zamandan bağımsız şiddetlenmeli ve planlanmayacak şekilde kendiliğinden akıp gitmelidir. Hayat biçimidir. Taklidi olmaz, taklit ediyorsanız üzerinizde durmaz 🙂 .

Spor, benim her zaman hayatımda olmuştur. Turnuvalar, maçlar, antrenmanlar arasında sosyal hayat ile sorumluluklar-zorunluluklar kovalamacası yaşamışımdır.

IMG_2800

İşte bu hayat antrenmanı,  yazımın temelini oluşturuyor…

İlkokul 3. sınıftan bu yana basketbol oynuyorum. Milli takım, 1.lig, 2.lig, üniversiteler ligi ve büyük bayanlar liginde gerek Adana’da, gerek İstanbul takımlarında sürekli olarak oynadım :). Basketbol ile beraber büyüdüm sayılır.

Çok fazla yol ayrımlarım oldu. Hep seçim yapmam gerektiğini söylediler…

Basketbol mu? Okul mu?

Anadolu Lisesi mi ? Kolej mi?

Adana mı ? İstanbul mu?

Ders mi ?  Antrenman mı?

Hep seçim yaptım, daha doğrusu seçim yapmak zorunda kaldım… Ama her zaman ikisini de birden seçtim 🙂 ve çok çalışarak hepsini bir arada yürütmeye çalıştım. “Matematik kafalıyım” derim hep. Kurumsal dilde “analitik düşünebilme” olarak isimlendirilmiştir. Vazgeçemeyeceğim seçimlerde her ikisini de yönetmenin, ilerletmenin yöntemini öğrendim.

Boş zamanlarını iyi yönetmek ileri bir zeka vs. değil, gerçekten tutku gerektirir.

Adana Anadolu Lisesi’nden sonra İTÜ Uçak – Uzay Mühendisliğ’ine tek tercih yaparak girdim. Tek isteğim Havacılık okumak, mühendis olmak ve İTÜ basketbol takımında oynamaktı. Öyle de oldu çok şükür. Şahane bir üniversite hayatı geçirdim. Sosyal bir kampüs hayatı, farklı insanlarla iletişim halinde olmanın büyük tecrübesi, İstanbul’da okumanın kişisel gelişimime kattıkları… Ailemden dolayı ve aile büyüklerimizden gelen bazı genetik alışkanlıklar gereği biz hep özgür çocuklar olduk. Kararlarımızı kendimiz aldık ve birden fazla işi aynı anda yapan, başaran tutkulu tipler olduk.

Anneannem, Türkiye’ye ilk modern matematiğin gelişi ile şehir şehir dolaşarak öğrencilere matematiği anlatmış, öğretmiş bir matematik öğretmeni idi. Adana’da birçok dönem elinden geçmiştir kendisinin :). Aynı zamanda İzmir’de öğretmen okulunda okurken Türkiye 1.500m koşu şampiyonluğu vardır. 3 yıl ipi göğüsleyen KADIN… Hem de bundan tam 60-70 yıl öncesinde!!

Annem ise, 23 yaşında bizi (bir de ikizim var) kucağına aldığında Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisiymiş. Mezuniyetinde diplomasını, babamın kucağında biz vermişiz kendisine. Annem de 100m ve 400m engelli koşu koşarmış. Atletizm, genetik miras olarak gizli gizli aktarılmış bizlere…

Üniversite yıllarım… Cumartesi günlerinde öğrenci ne yapar? Gider Taksim’e içer, Pazar günleri de öğlene kadar uyur. İşte ben o kısımda insanlardan hep ayrılırdım. Sabahladığımız günlerin sabahında çoğunlukla antrenmanım olurdu ama olmasa bile ben yine koşmaya giderdim.  Avrasya Maratonu’nun olduğu bir Pazar günü, yine sabahlamıştık bir yerlerde ve direkt maratona koşmaya gitmiştik. Boğaziçi Köprüsü’nden KOŞARAK geçmenin keyfini çıkarmıştık.  İşte “maraton” kelimesi ile tanışmam da o zamanlara denk gelir; 2003-2004 yılları…

Fakat; maraton savaşını araştırıp, maratonun, 42km – 195m ile tanımlanmış olduğunu öğrenme hikayem ise bambaşka… Milano’da Erasmus yaptığım 2006-2007 yılları. “La vita e bella”

Bir gün bisikletle okula giderken bir stant çıktı karşıma Duomo meydanında. Müzikler, sporcu tipler, enerji içecekleri  vs. ve heryerde “StraMilano” yazıları…

“Strada” İtalyanca’da “Yol, Sokak” demek.

Biraz gezindim ve anladım ki bir koşu var. Gittim hemen kaydoldum. Meğerse yarı maratonmuş ve yarı maraton da doğal olarak 21 km imiş 🙂 (42/2=21K eder di mi :)) Tabi bunu koşarken fark etmem çok geç ve acılı olmuştu 🙂

2007 Nisan’da ilk yarı maratonumu koşmam ile KOŞMAK hayatımın merkezine bomba gibi düştü. İtalya’daki üniversitede basketbol takımında oynamaya devam etmiştim ama koşmak bambaşka bir zevk verdi. Acı ve gurur arası bir zevk,  tam 2 gün yürüyememiştim 🙂

Derken iş hayatı; İstanbul’dan Gebze’ye her gün mekik dokumalar, otomotiv tutkum ve İtalyan bir firmada otomotivin göbeğinde işe girmem. Spordan en uzak kaldığım yıllar… ve 2008-2009 da yaşanan global otomotiv krizi ve morallerin çökmesi. İş değişiklikleri sonucunda Adana’ya taşınmam ve otobüs mühendisliği hayatına başlamam. Hayatımın başladığı yere geri dönmek… Hayatım boyunca cesurca kararlar almış ve sonuna kadar hayallerimin peşinden gitmiş biri olarak diyebilirim ki radikal kararlarımın en büyüğüdür; Adana’ya geri dönmek.

İş, çevre, sosyal hayat, aşk hayatı… Adana… Derken koşmaya tekrar başlama hikayesi… Tek başımayım o yıllar; Adana’da kimse koşmaz, herkes bana parkurda garip garip bakar, neden koşarsın derler? Maratona gittim derim; “Kaçıncı oldun? Para kazanıyor musun?” derler… Ben ise biletlerimi alırım giderim, kaçarım ve şehir şehir koşulara katılırım…

Derken ADIM ADIM ile tekrar buluşma… Biz yıllardır yardım toplarız, destek oluruz, tekerlekli sandalye iteriz, farkındalık yaratırız ve hepsini sadece koşarak yaparız. Koşuyorsam sebebim de var; ADIM ADIM ile TOG gönüllüsü olarak koşmaktayım.

IMG_6119

Derken ilk 42K maratonunu 30.yaş günümde Rotterdam’da koşup madalyamı boynuma takmam ve hayatımın gittikçe renklenmesi. Ardından gelen nice 42K’ler hatta UltraMaratonlarla gelen 50K’lar- 60K’lar… Tam 2.000K sadece yarış koşmuşum, antrenmanlarımı dahil ettiğimde mesafeyi düşünemiyorum. Bakıma girmem lazım bence :).

İşyerimde de antrenman disiplini ile çalışmak bana zamanı o kadar iyi yönettirir ki, doğru inisiyatifler almayı bilerek korkmadan işlerimi yürütürüm. Kısa sürede en doğru adıma karar vermek ve ilk adımı atmak en belirgin özelliğidir, bir patika koşucusunun. Ve kriz yönetimi, iş hayatı… Şu hayatta her şey bir antrenman değil mi?

Sadece insanlar zor! Spor yapmayan insanlar ne yazık ki daha da zor.
Hayat nefis bir tecrübe… Koşarak yaşadığım hayatım ise tam bir zenginleşme, her anı yaşama fırsatı sunuyor bana.

Sabahları herkes uyurken kalkman lazımdır, koşmaya zaman yaratabilmek için. Sen de herkes gibi sarhoş, herkes gibi yorgun ya da hasta yatmışsındır o yatağa hatta bazen yatmaya bile fırsatın olmamıştır. Ama yine de kendini atarsın parkura, doğaya, yollara… Başlarsın koşmaya, mesafeler önemli olmadan… Sabahın temizliği ciğerlerini doldurur, çekersin içine derin derin.

Şehirlerin el değmemiş dokusu ise kalbine kazınır. Tekrar görmek, anlatmak, yaşatmak istersin. Aklına gelen ilk şey paylaşmaktır gördüklerini en sevdiklerinle.

İşte bu motivasyondur beni enerjik tutan. Hani gerçekten hayatın hiç anlamı olmadığını hissettiğin anlar olur ya daralmıştır penceren.  İşte o zaman en doğru karardır, o ilk adımı atmak… Çünkü hayatın renklenir, sen olursun tekrar, gizli anlamlar belirir, hedefler koyulur… Kararlar alınır. Dur, denmesi gerekenlere “Hey! Dur orada!” deme cesaretini bulursun kendinde. Kendine bile “Dur ve Değiş” demeye cesaretin olur.

Hayatın düzene girer. Alt tarafı sabah kalktın ve hiç işin yokmuş gibi km’lerce koştun ya… Kimisi için bu bir anlam ifade etmez… Ama kimisi için dünyalara bedel. Bir şehre gideceğinde, tatil için, iş seyahati için vs.. bavuluna ilk koşu ayakkabılarını atıyorsan kimse senden daha mutlu değildir. Çünkü gideceğin yerde kim bilir hangi sokaklardan geçecek, hangi olaylara, dokulara tanık olacaksın? Gerisi zaten herkesin gördüğü şeyler , ama sen 1-0 öndesin… Ya da toplantıda o kadar aktifsindir ki; o işi, farkındalıklarınla koparırsın… Sabah tecrübe ettiğin bir görüntüyü karşındaki müşterine anlattığında onu şaşırtmanın ve ona bir hikayen olduğunu göstermenin zaferi seninledir.

Bunlar zenginleştirir seni… İşlerini, bırak iki eli; parmağınla yapmaya başlamışsındır. Zor nedir ki artık senin için? Zor olan kendi kendine hedeflerini koymak ve kendi hayatını doğru önceliklendirerek kimi zaman uykundan kimi zaman ailenden fedakârlık ederek başardıklarındır. O bitiş çizgisini geçmeyi kafaya koymuşsan ve ona odaklanmışsan senden daha güçlüsü yoktur. Asla yıkılmazsın.

Fiziksel olarak yorgunsundur belki ama zihnin berrak, yaratıcılığın yüksek ve dayanma gücün,  koşuda olduğu gibi kurumsal hayatta da yüksektir. Bir kere her şeyi fark edersin… (tabi bu iyi de olabilir kötü de… bu konuyu geçiyorum :))

Karar alma, analiz etme, kök – sebep bulma, sonuca odaklanma… Kim daha iyi yapabilir ki senden ? Sen aylarca  disiplin bir şekilde hazırlanıp maratonlarda, ultramaratonlarda hatta traillarda koştun… İşte özgüven, işte motivasyon, işte gurur…  hayatının tamamına yansır ve adeta vücudundan çevrene ilham fışkırır…

Koşu, maraton, yarış, madalya… Hep derim; günlük hayatımızda kim sizi tanımadan, size destek olur, sizi alkışlar ya da ödüllendirir ki… İşte maraton böyle bir şeydir. Maraton dostluktur, destektir. Maratonda rekabet yoktur, yoldaşlık vardır. Yol boyunca bilirsin ki, herkesin kendi hedefi vardır; o bitişi en sonunda görmek… Bilirsin ki; herkes seni o bitiş çizgisine metreler kalana kadar alkışlayacak. Ve bitiminde alacağın o madalyayı gerçekten emeğinle almış olacaksın. Kimse “hak etmedin” diyemez, kimse “sen yapmadın” diyemez. O madalya boynunda ise bunu SADECE sen yapmışsındır. Sen başarmışsındır!!

IMG_6176 (3)

İş hayatındaki boşluk… İş hayatı adil değildir.  Şans verilmez, kapılar açılmaz herkese, sen koşarsın başkası alır madalyayı ya da daha fazla bir eforla koşarsın ama sana uygun görülen koşu bandındasındır… Minicik bir mm bile yol kat etmen zaten imkansızdır.

İşte bu yüzden koşuyorum. BiKoşuAdana ile bütün Adana’yı koşturuyorum :).

İşte bu yüzden çok çalışıyorum.

İşte bu yüzden farklı ve farkındayım.

İşte bu yüzden emeğin kıymetini çok iyi biliyorum.

İşte bu yüzden kendi kapılarımı yaratıyor, aralıyor ve kendi fırsatlarımı oluşturuyorum.

İşte benim hikayem ve ADIM ADIM kurduğum ULTRA hayatım….

Dilem Koçak

Konuk Yazar Hakkında

IMG_42961984 ADANA doğumluyum. Adana Anadolu Lisesi’nden sonra İTÜ ve Politecnico Di Milano Üniversitelerinde Uçak Uzay Mühendisliği okudum. Ama hep Otomotiv’in bir parçası olarak çalıştım. Basketbol, koşu, uçabilen her şeyin meraklısıyım. Adana’da bir otobüs fabrikası’nda çalışıyorum. İşim gereği gün boyunca İtalyanca ve İngilizce konuşuyorum. BiKoşuAdana koşu takımını kurdum, hep beraber sürekli koşuyoruz. Enerjik biriyim, kahve ve birayı yakıt olarak kullanıyorum. ADIM ADIM gönüllü koşucusu olarak iyilik peşinde Maraton ve Ultra Trail Maratonları koşuyorum. İlk fırsatta antrenman yapabilirsem Triathlon da yapacağım. Koştuğum farklı maratonlardan, farklı parkurlardan yarış raporlarımı dergilerde, online sitelerde yayınlamaktayım.

http://bikosuadana.com/index.php/2017/05/01/iznik-ultra-50k-raporu-dilem-kocak/

Konuk Yazarlar

author_6

Yazılarıyla bizi zenginleştiren, bize motivasyon ve ilham kaynağı olan, ne kadar teşekkür etsek az gelecek olan dostlarımız...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir