Masa Başından Dünya Turuna

img_4448

17 yıl severek bankacılık yaptıktan sonra yorulduğunu ve işten ayrılmanın da bir opsiyon olduğunu farkedip dünya turuna çıkmaya karar veren biri Nil Kutluk. Turuna önce adını aldığı Nil Nehri’nden başlamış, sonra Los Angeles, New Orleans, Meksika, Küba, Japonya, Avustralya, Tayland, Bali diye devam etmiş. Nil’le bu radikal kararı nasıl aldığını, tur süresince yaşadıklarını ve bundan sonra neler yapmak istediğini konuştuk.

Merhaba Nil, hoş geldin, klasik sorulardan başlayalım 🙂. Kendini kısaca tanıtır mısın? Nerelisin, nerede büyüdün, nere(ler)de okudun?

Aslında en karışık sorudan başladık ☺. Baba tarafım İzmirli, anne tarafım Bursalı, Boşnak. Ama babam subay olduğu için çok gezdik. Ben kendimi daha çok Ankaralı gibi hissediyorum, belki de İstanbul’dan önce en çok Ankara’da yaşadığım için. İlkokul ve ortaokulu orada okudum. Hala ailemin büyük bir kısmı Ankara’da yaşıyor.

Lisedeyken babamın görevi dolayısıyla Brüksel’e taşındık, 3 yıl orada kaldık. Sonrasında annemle babam, yine babamın işi dolayısıyla çeşitli yerleri dolaşmaya devam ettiler. Kardeşimle ben İstanbul’da kaldık. Liseyi Galatasaray Lisesi’nde tamamladım. İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul’da çalışmaya başladım. Bank Kapital’e MT (yönetici adayı) olarak girdim, 8 ay burada çalıştıktan sonra Oyak Bank’a (şimdi ING) geçtim. 17 yıl bankacılık yaptım.

Üniversitede ekonometri okumak bilinçli bir tercih miydi?

Değildi aslında, liseyi Türkiye’de okumadığım için sınavlara hazırlanma süreci benim için biraz daha zordu. Seneye başlarken idealist bir bakışla ya Boğaziçi ya ODTÜ, bunlar olmazsa bir sene daha çalışırım diyordum. Sene sonuna doğru bu strese bir sene daha dayanamayacağıma karar verip daha çok tercih yaptım ☺. Sınavdan bir gece önce İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nü de listeye ekledim ve onu kazadım. Bilinçli bir tercih değildi belki ama çok keyif alarak okudum, matematikle aram iyi olduğundan olabilir. İktisat okusam bu kadar kolay bitiremezdim muhtemelen.

Pazar akşamları heyecanla yatıp “Yaşasın yarın iş var!” dediğim günler oldu :).

Bankacı olmaya nasıl karar verdin?

Aslında çocukken bankaları sevmezdim, kabusum gibiydi hatta ☺ Vezneler, sıkıcı bir ortam… Ama üniversitenin son senelerinde babam bankacılığın yükselen değer olduğu, insanların kazançlarının ne kadar iyi olduğu gibi telkinlerde bulunup; işte bilmem kimin çocuğu da bankacı olmuş da, sonra başka bir bankaya transfer olmuş da, şöyle iyi olmuş, böyle iyi olmuş hikayeleri anlatmaya başladı ☺. Ben yine de inatla bankacı olmak istemediğimi söylemeye devam ettim ama doğrusu ne yapmak istediğimi de çok bilmiyordum. Fakat okul bitip yaz tatili de sona erdiğinde gördüm ki nereye başvurmak istesem tecrübeli eleman arıyorlar… O sırada birkaç bankanın yeni mezunlar için sınav açtığını gördüm ve biraz beyni yıkanmışlıkla biraz da “e o zaman tecrübeyi burada kazanırım ben de” düşüncesiyle sınava girip, Bank Kapital’de MT olarak iş hayatına başladım. 8 ay sonra, şimdi ING Bank olan Oyak Bank’a geçiş yaptım. İlk bir buçuk sene şubede çalıştıktan sonra genel müdürlüğe bireysel pazarlama departmanına geçtim. Zaman içerisinde batan bankaların satın alınması ve bankanın büyümesi sonrası daha analitik işlere kaydım, CRM, Segmentasyon ve Müşteri Deneyimi Yönetimi gibi konularla ilgilendim. Çok yoğun ve müthiş keyif alarak çalıştığım seneler geçirdim. Özellikle bireysel pazarlamaya ilk geçtiğim zamanlarda Pazar akşamları heyecanla yatıp “Yaşasın yarın iş var!” dediğim günleri hatırlıyorum ☺. Bir bankacı için bunu söylemek imkansız gibi görünebilir ama benim icin gerçekten öyleydi. Çünkü hem değişim çoktu, hem üretkenlik çoktu hem de yeni bir şey öğrenmeden geçirdiğim gün olmuyordu. Geliştiğini hissetmek ve bu konuda desteklenmek bir insanın motivasyonunu en yüksek düzeye çıkaran şeylerden biri bence.

Peki bu kadar mutlu, mesut çalışırken ne oldu da istifa etmeye karar verdin?

Aslında temel sebep yorulmuş olmam. Hem 17 sene hiç ara vermeden ve dönem dönem neredeyse eve dönmeden çalışmıştım, hem de özel hayatımdaki bazı gelişmeler sebebiyle zor bir 5 sene geçirmiştim.

4 sene önce, üzerinde çalıştığım bir proje sonrası, Operasyonel Risk Yönetimi Departmanı’nın başına geçmem teklif edildiğinde kabul ettim. Burada hem Türkiye’deki yönetim kadrosu ile hem de yurtdışı ofisiyle yoğun şekilde çalıştığım bir 3.5 sene geçirdim. Sonuçta, artık yorulduğumu hissettiğim bir noktaya geldim.

Memur çocuğu olmanın getirdiği, aileden içine işlemiş bazı sağlamcılıklar var. Onlardan biri de işten ayrılmanın bir opsiyon olmaması. 17 yıllık iş hayatımın 16 yılında, iş bulmadan işten ayrılma ve/veya işten çıkarılma ihtimalleri bana düşünülemez fikirler olarak gözükmüştü. Birden fark ettim ki öyle değil. Bu da hayattaki olasılıklardan biri ve en önemlisi bir tarafta akıl sağlığı diğer tarafta iş güvencesi olunca, geri getirilemeyecek olan aslında akıl sağlığı. Bunun üzerine yöneticimle karşılıklı konuşarak ne yapabileceğimizi, bu süreçte ne şekilde ilerleyip ne zaman ayrılabileceğimi belirledik. Sonuçta tazminatımı da alarak ayrılabileceğim bir noktaya geldik.

Sonra, hazır param da olacakken biraz seyahat ederim diye düşündüm. Önce aklımda Tayland’a gitme fikri vardı. Sonra hazır oraya kadar gitmişken, Vietnam, Kamboçya, Çin de aklımı çelmeye başladı. Yıllardır ilk defa vaktim de olacak ya, planladıkça planlıyorum. Tayland’dan buralara giden uçakların biletlerine bakmaya başladım ve çok ucuz olduklarını gördüm, bu işi biraz daha genişletsem fikirleri aklımda dolaşmaya başladı. Bu arada bir arkadaşım “dünya turu biletlerini” hatırlattı. Star Alliance, Oneworld, Skyteam gibi şirketler uygun fiyata sadece tek yöne giderek alınabilen biletler satıyorlar. Buna Round-the-World veya kısa adıyla RTW ticket deniyor. Başladım bu şirketleri araştırmaya, hayaller uçuşuyor tabi bu arada ☺. Derken BootsnAll adında bir şirketle karşılaştım. indie.bootsnall.com adresinden rotanızı belirleyip uçuşlarınızı seçebildiğiniz ve anında fiyat alabildiğiniz bir hizmetleri var. Çizdiğiniz rotaya göre üç alternatif veriyor; en ucuz, en kısa mesafe, en az aktarma. Bu beni iyice heyecanlandırdı ve bu site üzerinden yüzlerce rota çizdim. Bir hayal olarak dünya seyahatini doğudan batıya, batıdan doğuya hatta belki kuzeyden güneye bile defalarca planladım. En sonunda hep batıya giderek başladığım noktaya döndüğüm bir rotada karar kıldım. Bu arada istifa kararım da kesinleşmişti.

Dünya turu ulaşılmaz bir şey gibi görünüyor ama inanın öyle degil. Bu şirketler aracılığıyla biraz da zaman esnekliği varsa çok iyi fiyatlar alınabiliyor. Tabii seyahat boyunca çok dikkatli harcama yapmalısınız. Özellikle alışveriş konusunda hayatımda olmadığım kadar cimri davrandığımı söyleyebilirim ☺.

nil kutluk

İstifa etmek yerine bir süre sabbatical izne ayrılmayı düşündün mü? ING’de böyle bir uygulama var mıydı?

ING’de henüz yeni başlamakta olan bir uygulama olarak var aslında. Ben ayrılırken tam olarak hatları belirlenmiş miydi, kullanan olmuş muydu emin değilim doğrusu fakat evet, düşünülebilecek bir opsiyondu. Eğer benim gibi eline geçen paranın değerini bilmeyen biriyseniz biraz zor yalnız. Çünkü çalışmadığınız dönemde kendinizi finanse edecek bir kaynağınız olması gerekiyor. Ama doğru şekilde bir iki sene önceden planlanmaya başlanırsa, gerçekten bir çalışan için çok iyi bir fırsat. Aslında ING Bank, flexible çalışma saatleri, serbest giyim ve haftada 2 gün evden çalışma gibi uygulamaları hayata geçirebilmiş oldukça yenilikçi bir banka.

Gezgin olmak insanı zehirleyen bir şeymiş gerçekten.

Bu tarz izin uygulamaları olmayan kurumların, senin gibi verimli insanları sırf bu yüzden kaybettiklerini düşünüyoruz. Oysa sabbatical izne ayrılmış bir calışanın yenilenmiş olarak işe dönmesi motivasyonunu, işe bağlılığını ve verimliliğini de artırır. Sonuçta bu durum her iki tarafı da mutlu eder…

Kesinlikle katılıyorum. Demir bile yorulur. Çoğu zaman yorulduğumuzu farketmiyoruz bile… Daha verimli ve mutlu olabilmek için zaman zaman kariyerimize mola vermemiz gerekiyor gerçekten.

Çevrende böyle radikal karar almış birileri var mıydı? Örnek aldığın birileri oldu mu?

Aslında olmadı. Daha önce birlikte çalıştığım bir arkadaşımın da benimle aynı zamanda benzer bir tur yaptığını biliyorum ama bu süreçte birbirimizden haberdar değildik. Onun seyahati hala devam ediyor. Zaten bu konular üzerine yoğunlaşmaya başlayınca etrafında böyle insanların olduğunu farkediyorsun. Ufak bir itiraf; aynı zamanda yolda olduğum insanların hala seyahat ettiklerini görünce sinir oluyorum. İnsan kıskanıyor, çok acayip bir his ☺.

Yakında yeni bir seyahat planı var mı?

Henüz tam olarak planlamadım ama var. Gerçekten gezgin olmak insanı zehirleyen bir şeymiş. Aslında ben seyahatimi çok hızlı yaptım, toplam üç buçuk ay sürdü. Biraz pahalı bir rotaydı. Önce, adımı aldığım nehri görmek için Mısır’a gittim, oradan Amerika (Los Angeles ve New Orleans), birkaç gün Meksika, 15 gün Küba, sonra Japonya, Avustralya, Tayland, Bali… Özellikle Amerika ve Avustralya maddi olarak yorucu geçti ☺. Daha ucuz bir rota seçseydim ve Tayland’dan başlayıp, Hindistan’a, Çin’e geçseydim belki 1 yılda bitirecek şekilde planlayabilirdim.

Şimdi neler yapıyorsun? Tekrar kurumsal hayata dönmek gibi bir planın var mı?

Şu anda yeni yeni freelance işler yapmaya başladım. Biraz bu konuda hem bilgimi hem disiplinimi test ediyorum denilebilir. Dijital pazarlama ve e-ticaret konularında destek verdiğim bir iki marka var. Eğer onlarla istediğimiz yönde ilerleyebilirsek, buna yenileri eklenebilir. Ama kurumsal hayata geri dönmem gibi kesin bir kararım da yok. Bir şeyler katabileceğime inandığım her ilana hali hazırda başvuruyorum. Yani bir taraftan iyi para kazanmanın, aylık düzenli bir gelirin çok konforlu olduğunu kabul ediyorum. Fakat bir yandan da parayı doğru yerlere harcayacak zamanımızın olmadığını düşünüyorum. Daha çok kaybettigimiz “zamanı” kompanse etmek icin harcıyoruz sanki kazandığımızı. Saçma sapan alışverişler, kıyafetler, yemeğe çıkıp herkese birşeyler ısmarlamalar, her yere taksiyle gitmeler… Bugünkü aklım olsaydı, son 10 senedir çok farklı harcama yapıyor olurdum. Aman bankada param olsun güvencedir mantığıyla değil de, çok bunaldığımda zamanı satın alabileceğin bir lüksüm olsun diye.

Mesela, buradaki evimde büyük bir giyinme odam varken bir bavulla 3,5 ay seyahat ettim. Mart ayından beri de aynı bavulla seyahat ediyorum ve yaşıyorum. Sadece mevsim geçişlerinde ufak değişiklikler yaptım. Hep aynı kıyafetleri giyiyorum diye de düşünmeyin ☺. Her ortama (spor, düğün, iş görüşmesi vb.) uygun kıyafetlerim var bavulumda. Demek istediğim, az ama doğru kıyafetlerle de yaşanabiliyor.

Plaza hayatına hiç dönmem demiyorum ama seyahat etme fikri de bir taraftan aklımda. Bu yüzden; bir taraftan çalışarak seyahat edeceğim bir düzene geçme imkanlarını da araştırıyorum. Zaten freelance işler de bu şekilde gündeme geldi. Pazarlama ve dijital dünyayla hem çok ilgiliyim hem tecrübem var. Daha önce yönettiğim ve içerik sağladığım sosyal medya hesapları var. CRM alanında tecrübem var, analiz yapmayı ve datayla oynamayı, sonuçlar çıkarmayı, strateji geliştirmeyi seviyorum. Belki bugün hemen gerçekleşemez ama 5 yıl sonra kendimi bir digital nomad olarak görmeyi hedefliyorum.

Bazen de en kaotik zamanda kritik bir hareket yapmak beraberinde bazı fırsatları getiriyor.Dedikleri gibi krizi fırsata dönüştürmek lazım.

9- 6 plaza çalışma saatlerinden esnek çalışma saatlerine doğru bir geçiş olmuş. Aslında hepimiz 9-6’da esnek (!) çalışıyorduk da öyle bir esneklik değil…(kahkahalar)

İçeri doğru esnek değil dışarı doğru esnek çalışma saatleriydi onlar ☺.

Bu radikal kararınla ilgili olarak aile ve yakın arkadaş çevrenden nasıl tepkiler aldın?

Yakın arkadaş çevrem “Süper! Kesinlikle yapmalısın!” dediler (kahkahalar). Beni birileriyle tanıştırırken “Nil de Dünya turuna çıkıyor.”, “Nil Dünya turundan döndü zaten…” diyorlardı. Ama arkadaşlar için bu şekilde destekleyici olmak daha kolay tabi ☺.

Anneme konuyu açarken “dur sakın baygınlık geçirme” diye alıştırarak açtım. Mutlaka kendi içinde endişeleri ve “nerden çıktı şimdi bu”ları olmuştur, ama bana çok fazla yansıtmadı. Onun işten çok fiziksel güvenliğim konusunda iyi olduğumu bilmeye ihtiyacı olur. Ama o konuda da hem alınabilecek önlemleri almıştım, mesela sigorta yaptırmıştım, hem de zaten ilk defa tek başıma seyahat etmiyordum.

Babamsa her önemli kararımız öncesi olduğu gibi, kaç sayfa olduğunu hatırlamadığım bir e-mail yazdı (kahkahalar). Ben de okudum ve sadece okuduğumu söyledim kendisine ve başka hiçbir yorum yapmadım. Bu tür zamanlarda bize aklın sesini hatırlatan böyle bir insanın hayatımızda olması büyük şans ve bunun için minnettarım tabi ki. Fakat, benim de zaten endişelerim, ya yanlış yapıyorsam gibi sorgulamalarım vardı ve bu defa “olması beklenen” kalıbın dışına çıkmak konusunda çok kararlıydım. Onun için de kararım konusundaki aile içi tartışmalardan kaçındım dersem doğru olur.

Ekonominin önümdeki dönemde kötü olacağını tabii ki bekliyordum, zaten kötüye de gidiyordu, ama bu kadarını beklemiyordum. Düşünün ki Türkiye’ye döndükten 6 gün sonra darbe oldu! İş ilanı adetlerinde bile kayda değer bir düşüş yaşandı, gözlerimin önünde. Daha iyi yönde bir umut da görmüyorum yakın zamanda maalesef. Ama işte bazen de en kaotik zamanda kritik bir hareket yapmak beraberinde bazı fırsatları getiriyor. Belki bu ortamda ben de yeterince farkında olmadığım başka yönlerimi ön plana çıkarabileceğim. Ya da yeni bir yaşam şekli öğreneceğim. Dedikleri gibi krizi fırsata dönüştürmek lazım.

img_9645

Tura iki arkadaşınla başladığını okumuştuk blogunda, sonradan mı tek başına devam ettin?

Evet, Nil Nehri’ne iki arkadaşımla beraber gittik. Ondan sonra Türkiye’ye döndük, bir hafta sonra ben tek başıma devam ettim. Açıkçası Mısır’a yalnız gitmek istemedim. Mısır’ın o eski hareketli turistik hali yok. Herkesin kafasında güvenlik problemi var. Türkiye’den Mısır seyahati ayarlayan şirket bile kalmamış. Orada bir Kanadalıyla tanıştık. Ona da herkes giderken “sen deli misin, bu zamanda Mısır’a mı gidilir?” demiş. Ama o; “insanın başına geldi mi, geliyor zaten” kafasındaydı. ABD’de iki günde bir mass killing vakası yaşandığını (iki kişiden fazla kişinin öldürüldüğü cinayetler), ama Amerika’ya giderken iki defa düşünmediklerini, insanın başına her yerde böyle şeylerin gelebileceğini savunuyor. Bir yerde doğru aslında söylediği. Ben de kendi kendime çok hatırlattım bunu.

Bu süreçte, “artık bana bunu sormayın!” dediğin bir soru var mı?

En çok nereyi beğendin? ☺ (kahkahalar).

Hımm… Bu soruyu silelim o zaman

Bu soruyu “ilk 5 yeri söyle” şeklinde soranlar da oldu, o biraz daha iyi. Ama zaten seçtiğim yerler, ilgilimi çeken yerlerdi. Çok da enteresan yerler değil aslında. Yani, Doğu Asya’ya gittiğinde insanın aklında daha fazla soru işareti olabiliyor. Gerçekten güzel miydi, pis miydi gibi… Ama benim gittiğim yerlerin çoğunda böyle sorulara sebep olacak bir durum bile yok. Los Angeles, New Orleans, Kankun (olağanüstü bir deniz ve kum), Küba (Çok enteresan şekilde beni en çok zorlayan yer oldu), Japonya (asfaltın üstünde yemek yenecek kadar temizdi), Avusturalya (zaten dünyanın en güzel yerlerinden biri), Bali zaten cennet…

Cennetlerden cennet beğen durumu yani. Peki sınırsız para ve sınırsız zaman olsa burada yaşarım dediğin yer neresi?

Sanırım Los Angeles ☺. Birçok nedeni var aslında. Bir defa iklim ılıkla sıcak arasında gidip geliyor. Şehir çok keyifli. Deniz desen deniz var, şehir dersen şehir var, sakin yerleşim yeri dersen o var. Dünyanın kalbinin attığı yer olmasını geçtim, müziğin de kalbinin attığı yer. Çok ‘Rock and Roll’ bir şehir. Ama belki de beni en çok etkileyen vurulmamı sağlayan şey Pasifik Okyanusu, bulutlar -ki bizim alışık olduğumuzdan çok farklı bulutlar onlar- ve gün batımları. Bu seyahatten 6 ay önce bir grup arkadaşımla gitmiştim ve bir çok şehri gezdiğimiz bir program olduğu için çok az görebilmiştim, içimde kalmıştı. Fakat o sefer de Los Angeles San Francisco arasındaki yol boyunca gözümü bulutlardan alamamıştım. Bu defa da ters yöne, San Diego’ya giderken, nerdeyse okyanusun içinden geçen bir trende, hem suya, hem bulutlara, hem de günün batışına hayran kaldım.

Aslında amacım yeni gördüğüm bir yeri yeniden görmek değil, Coachella Festivaline katılmaktı. O da inanilmaz iyi bir organizasyondu. Mesela, buradaki festivallerin en büyük sorunudur plastik tuvaletler. Benim diyen festivalin 3-4 katı insan vardı ve hiç bir tuvaletin önünde 5 dakikadan fazla beklemedim, iki gün boyunca hiç pis de görmedim. Yemek sırası deseniz aynı şekilde. Organizasyon başarılı olunca insana müziğin zevkini çıkarmaktan başka bir şey kalmıyor.

New Orleans’ta yaşar mısın diye teklif gelse de yaşarım tabii ki ☺. Orada da en iyisinden caz var, hatta oraya gitme bahanem de zaten Caz Festivali. Aslında New Orleans’ta da yaşarım diye düşünmüştüm (aslında bunu birçok yerde düşündüm ☺) ama oranın bazı sokaklarının çok kötü kokmak gibi bir sıkıntısı var. Sokakta içki içilmesinin serbest olduğu dünyanın sayılı yerlerinden biri herhalde ve bu kısmı çok eğlenceli. Neredeyse herkes bardan içkisini alıp sokakta içiyor. Ama yere dökülen içkiler ve uzayan geceler sonrası üzerine kavurucu sıcak gelince… inanılmaz bir koku oluyor.

Bir de Avustralya’da Byron Bay’de yaşarım. Ülkenin kuzeyinde dünyanın önemli hippi merkezlerinden biri. Çok güzel bir havası, yağmur ormanları, sörfçüleri, tasarım dükkanları, yakışıklı adamları, güzel kadınları olan şirin bir kasaba ☺.

img_9122

Şuna dikkat ettin mi, şunu yanına aldın mı, e şimdi ne yapacaksın, nasıl iş bulacaksın gibi duymaktan sıkıldığın, sinir olduğun sorular oldu mu?

Enteresan bir şekilde öyle sorular gelmiyor pek. “E şimdi ne yapacaksın?” sorusu geliyor aslında ama bu sorunun kafamdaki cevabı her gün değişiyor ve olgunlaşıyor. Seyahatten yeni döndüğümde “iş başvurusu yapacağım” diyordum, şimdi “eğitimlere bakıyorum” diyorum, başka bir gün “e-ticaret üzerine çalışmaya başladım” diyorum.

(Selin) – O biraz şununla da ilgili… Mesela, benim de seninkine çok benzer kafa yapısında olan bir babam var. Önceleri “Kızı kaybettik, gül gibi işinden ayrıldı, ne yapacak şimdi, biz para biriktirelim ilerde ona gerekir.” diyordu. Sonra baktı ki iyiyim, bir şeyler yapıyorum, “E bizim kız da serbest çalışmaya başladı, bir web sitesi kurdular.” demeye başladı.

Benim babam daha orada değil (kahkahalar). Daha bu konuyu hiç konuşmadık. Yarın babamla Ankaraya gidiyoruz, “yolda da seninle şu işlerini konuşalım” dedi. “Hayır, konuşmayalım” dedim, (gülüşmeler) çünkü henüz orada değilim. Tabii ki iyi niyetle yaklaştığını biliyorum. Bana doğru bildiği şeyleri anlatacak ki sonunda üzülen ben olmayayım. Ama bir taraftan dünya değişiyor, iş dünyası da değişiyor, bizim beklentilerimiz farklılaşıyor, olasılıklar çeşitleniyor. Düzenli bir işimin olmaması şu anda annemi de babamı da endişelendiriyor, bunu biliyorum.

(Selin) – Babamın esnaflığın tüm talihsizliklerini yaşamış bir ailesi var. Bu yüzden bizim kuşak “aman ticaretten uzak durun, aman düzenli bir geliriniz, sigortanız olsun” diye büyütüldü. Memuriyet tercih nedeniydi. (Benimle de röportaj yapın, çok konuşasım varmış .)

Memuriyetin çok saygı gördüğü bir dönem vardı Türkiye’de, hala da tercih edenler, garanti görenler var. Oysa ki bu zamanda memur olana Allah kolaylık versin diyorum. Şu anda dünyanın en zor işi bence.

Radikal değişikliklerimiz anne babalarımızı korkutuyor. Ama bir yandan da insan hayatta mutlu olmak için yaşıyor. Amaç, bir 10 yıl sonra “keşke ben bunu yapsaydım” dememek. Çok zorunda kalırsan yine eski hayatına dönebilirsin, öyle degil mi?

Tabii, bu her zaman mümkün.

Evet, böyle radikal kararlar alabilmek için kafamızın bu rahatlıkta olması gerekiyor.

Bir yandan yaratıcılığınız da artıyor, para kazanmanın başka yolları da olabileceğini görüyorsunuz. E-ticaret konusunda çalışıyorum, farklı konularda araştırmalar yapıyorum, eğitimler alıyorum… Bankada çalışırken şu son bir iki ayda öğrendiğim bir çok şeyin farkında değildim açıkçası. Çok değil birkaç yıl öncesine kadar işten çıkarmalar olduğunda başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. “ne yapacaklar onlar şimdi” diye düşünüyordum. Sonradan anladım ki, aslında önlerine yepyeni bir hayat fırsatı açılıyor. Bunu farkettiğimden beri de böyleyim (kahkahalar).

Küba yazım çok popüler oldu.

Şimdi hayatında her şeyiyle bizzat senin ilgilendiğin bir blogun var (www.kandisikandisi.com). Sadece gezi blogger’lığı yaparak hayatımızı sürdürebilmek mümkün mü? Eminiz okuyucularımız da bunu çok merak ediyordur.

Sadece blogger’lık yaparak geçinebilmek için sanırım biraz geç kalmış durumdayım. Çok fazla gezi blogu var ve oradan para kazanmak için ya sitenize reklam almanız gerekiyor ya da google adsense ile çalışmanız. Ama oradan da geçinecek kadar para kazanamıyorsunuz maalesef. Seyahat üzerine TV programı yapmak da bir seçenek ama bir yandan bu işleri yapan çok fazla kişi olduğunu bir yandan da medyanın tam bir savaş alanı olduğunu düşünüyorum.

Tabii ki yazmaya ve blogumu gelistirmeye devam edeceğim, blogdan gelebilecek fırsatları da büyük bir keyifle değerlendireceğim ama kısa/orta vadede hayatımı öyle sürdürebileceğimi düşünmüyorum. Bir de web sitesi tasarımını, görsel olarak daha güzel olduğu ve o sırada henüz bu konuda tecrübesiz olduğum için Wix üzerinden yapmak gibi bir talihsizliğim oldu. Çok güzel ve çok kolay evet ama bir sürü de problemi var. Mesela en basitinden Google Adsense siteyi bir türlü uygun bulmuyor ve bu sadece benim değil bir çok kullanıcının yaşadığı bir problem. Aylarca uğraştım ama olmadı ve Wix’ten de bu konuda destek alamadım. Bu yüzden siteyi WordPress’e taşımaya karar verdim, uygun zamanda yapacağım.

En çok popüler olan yazın hangisi ve neden sence?

Küba yazım çok popüler oldu. Bunu şuna bağlıyorum. Küba hakkında yazılan yazıların %90’ı “insanlar fakir ama çok mutlu” üzerine. Ben de öyle bekliyordum ama gittiğimde çok farklı gördüm. Küba’da özellikle ilk günler gerçekten zorlandım. Belki, normalde hiç taraftar olmasam da, bir acente ile gitseydim daha iyi olurdu. Çünkü yol yordam bilmeden Küba’da tek başına bir şeyler yapmaya çalışmak hem pahalı hem sinir bozucu. Sineğin suyunu çıkarıp sana satmaya çalışıyorlar. Örneğin; bir yere gidecektim, yağmur yağıyordu. Şemsiyem de yok ve satan yer bulmak da pek mümkün değil. Sonra tanımadığım biri bana şemsiye tuttu, elimi tutarak karşıya geçirdi. “ay ne kibar” diye düşünürken baktım adam benden para bekliyor ☺. Ne gördüysem onu yazdım. Orada bana insanlar mutlu gelmedi. Paranın değeri şu anda çok karışmış durumda. Bir cerrah 60 dolar alıyor ayda, telefon kartını satan adam 2 dolarlık kartı 3 dolara satarak cerrahtan daha fazla kazanıyor. Çok soru işaretli bir yolculuk oldu. Alışılagelmişin dışında bir Küba yorumum olduğu için de çok paylaşıldığını ve okunduğunu düşünüyorum. Sanırım ezber bozmakla alakalı.

Bundan sonra yapacağın işlerde de kurumsal hayat tecrübenin katkısı olacaktır, öyle değil mi?

Tabii ki. Aslında bu iki yönlü denilebilir. Çalışırken asla göremeyeceğim fırsatları, şimdi küçük işletmeleri ziyaret ederken görebiliyorum ve bu benim kazancım oluyor. Ama bunun yanında kurumsal hayatta bizim artık otomatik olarak çalışan reflekslerimiz, karar alma, planlama ve sunma mekanizmalarımız da onlar tarafından bilinmiyor. Bu alanlarda destek alabilecekleri noktaları gösterebiliyorum onlara.

İşinden memnun olmayanlara önerilerin ne olur?

Herşeyden önce ani kararlar vermesinler. En az 1 yıl öncesinden ne yapacaklarını planlamaya başlasınlar. Harcamalarını kısarak, para biriktirmeye başlasınlar. Unutmuş olabilecekleri ufak tefek aylık ödemeleri kontrol etsinler. “Aman ayda 20 liradan ne olacak” diyorsun, o 20 lira bir yılda ciddi bir meblağ ediyor. Örnegin, internetimi minimum pakete geçirdim. Özel tv hizmetlerini iptal edip kablolu TV bağlattım, ki zaten izlemiyorum, masrafımı 60 TL dan 17 TL’ya düşürdüm. Ev telefonumu internetle birleştirdim. Evle ilgili ödemelerim minimumda şu anda. Para biriktirmiş olmak ve borçları kapatmış olmak çok önemli. Çünkü borcun olmadıktan sonra eline 3 kuruş geçerse üç kuruş harcıyorsun. İşsizken en zoru her ay ödemek zorunda olacağın harcamalara kaynak bulmak.

Ama belki de en onemlisi hayal kurmaktan vazgeçmesinler.

Bir yandan da kıyafete harcanan paralar var . Şimdi bir bavulla yaşayabiliyorsun ama bankada her gün aynı takım elbise giyilemiyor. Belki kapsül gardrop’a geçmek de fark yaratabilir.

Kesinlikle. Aslında hemen hemen herkes gardrobundaki belli şeyleri giyiyor. Bunu farketmek ve sonrasında da değiştirmek epey fark yaratıyor hem bakış açınızda hem bütçenizde.

Tek başına bir kadın olarak seyahat etmek güvenlik açısından seni zorladı mı?

Hayır zorlamadı. Bu herhalde yetiştirilişle ilgili, biz iki kız kardeşiz ve ikimizin de güvenlikle ilgili kayda değer bir tedirginliğini hatırlamıyorum bugüne kadar. Hayatımın hiç bir döneminde bir yerde bir güvenlik sıkıntısı da yaşamadım. O enerjiyi çekmedim sanırım. Ama tabii ki dikkat ediyorum. Gideceğim yerde kim var kim yok. Kalacağım hostellerde çevre nasıldır diye araştırırım.

Peki yalnız seyahat ederken gördüğün güzellikleri, yaşadıklarını biriyle paylaşmak istediğin olmuyor mu hiç?

Önceden de yalnız seyahatten zevk alan biriydim. Bir ara her kaotik dönemim sonrasında tek başıma İtalya’nın güneyine gider olmuştum mesela. O zamanlar da bazen bu tür gezilerde yalnız olmanın ne kadar iyi gelebildiğini farketmiştim.

Zaten dünya turuna giderken yanına birini bulmak da çok kolay değil. Benim yaptığım kısa versiyon bile 4 ay sonuçta ☺. Bir de seyahat boyunca düşünülmesi gereken o kadar çok şey var ki. Bir yere gider gitmez bir sonra kalacağın yerleri planlamaya başlıyorsun. Bir yandan yazı yazman gerekiyor. Biriyle beraber bu şekilde yaşamak zor. Tabii ki insan zaman zaman yaşadıklarını/gördüklerini biriyle paylaşmak da istiyor, onu da teknoloji yardımıyla yapıyorsun. Bir de zaman zaman o yalnızlığı giderecek fırsatlarım oldu. Mesela Los Angeles’ta bir aile dostumuzda, Avustralya’da da bir üniversite arkadaşımda kaldım. Bangkok’ta 3 günü eski iki arkadaşımla geçirdim, Küba’da bir iki gün yakın bir arkadaşım ile birikteydim. Belki bu yolculuk çok iyi anlaştığın bir sevgiliyle yapılabilir, onun dışında bir başka arkadaşla biraz daha zor görüyorum.

Bu turu yapmamış Nil ile yapmış Nil arasındaki farklar neler?

Bir kere dünya çok daha küçükmüş. Dokuz saatlik uçuşa “amaaan o kadarcık mı” diyorum.(kahkahalar) Daha önce 5-7 saat uzun uçuştu benim icin. İşin kötüsü, uçuş korkum da var. Aslında şehir hayatı, insanı korkulara daha yatkın hale getiriyor. Sürekli korkular beslendiğinden midir bilmiyorum. Ama seyahatteyken her konuda, buna uçmak da dahil, çok daha cesur hissediyorum. Bu sadece bir örnek. Genel olarak söylemek gerekirse, bir çok açıdan çok ve iyi yönde değiştirdiğini söyleyebilirim. Yine olsa yine yaparım 🙂

Mini Test / O mu bu mu ?

1. Çay mı kahve mi? Kahve
2. Canon mu Nikon mu? Nikon galiba.
3. Kedi mi köpek mi? Kedi
4. Topuklu mu babet mi? Topuklu ama oturuyorsam:)
5. Mavi mi yeşil mi? Mavi
6. Uçak mı yelkenli mi? Yelkenli
7. Twitter mı Instagram mı? Instagram
8. Mac mi PC mi? Mac
9. Barbie mi Cindy mi? Barbie, ne yalan söyleyeyim :).
10. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar? Yumurta tavuktan.
11. Tek mi çift mi? Çift

Çok teşekkür ederiz.

Rica ederim.

nil-kutluk-dortlu-foto

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir