Maslak Plazalarından Dalış Teknesine

DSC02052Denizciliği hiç bilmemelerine rağmen tutkularının peşinden gidip hayallerini gerçeğe dönüştüren iki Ankaralı, iki sınıf arkadaşı, iki güzel insan…

Dilek ve Mete Tüneri ile İstanbul’daki kurumsal hayatlarını bırakıp, Bodrum’a gidişlerini, tarihi bir tekneyi restore ederek dalış okulu haline getirmelerini ve daha bir çok şeyi konuştuk.  Farklı şehirlerde olsak da teknoloji sayesinde gerçekleştirebildiğimiz ve çok  keyif aldığımız bir röportaj oldu. Bu tatlı çiftin sizlere de ilham olması dileğiyle, keyifli okumalar…

 

 

IMG_1911Merhabalar hoş geldiniz, kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Aslında biz biraz çalıştık ama sizden dinleyelim 🙂 . Nerelisiniz, nerede büyüdünüz, nere(ler)de okudunuz?

Dilek- İkimiz de Ankaralıyız. Hatta Ankara Anadolu Lisesi’nden sınıf arkadaşıyız 🙂 . Sonra ben ODTÜ Siyaset Bilimi’nde okudum, mezun olur olmaz da hızlı tüketim sektöründe çalışmaya başladım. Çok farklı yabancı şirketlerde çalıştım ama alanım hep insan kaynaklarıydı. Sırasıyla sayacak olursam; Real, Arthur&Andersen, Gillette, Procter&Gamble, Johnson&Johnson, ve en son olarak da uluslararası bir ilaç firması olan Amgen’de İnsan Kaynakları’dan sorumluydum. Son iki şirketimde de  Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptım. 2015 senesinde bu hayatım sona erdi, Mete ile beraber yeni bir hayata ‘yelken açtık’ 🙂 .

Mete – Ankara Anadolu Lisesi sonrasında ODTÜ Şehir Bölge Planlama Bölümü’nde okurken Tübitak Multimedya Laboratuarı’nda çalışmaya başladım. Sonra uzun yıllar Sebit’te çalıştım. E-öğrenme ürünü Vitamin’i yaratan ekip içinde görev aldım. Sebit döneminde ODTÜ Mimarlık öğrencilerine Dijital Stüdyo programında üç boyutlu modelleme dersi verdim. Ders verme maceram daha sonra Bilgi Üniversitesi’nde devam etti. Sebit’den sonra farklı teknoloji firmalarında çeşitli görevlerde bulundum.

İstifa kararını birlikte mi aldınız? Yoksa, önce birimiz deneyelim sonra da diğeri istifa etsin gibi bir durum mu oldu?

Dilek – Aslında bırakıp gitmeyi, denizle, dalışla ilgili bir şeyler yapmayı hep düşünüyorduk, hayal ediyorduk. Fakat hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlermiş ya, bizim de tam olarak planladığımız gibi olmadı. 2015 yılının başında bir gün canımıza tak etti, bu kargaşada yaşamak istemediğimize karar verdik ve ben istifa ettim. Bir anda oldu her şey. 2 ay içinde evimizi topladık, eşyalarımızı depoya kaldırdık. Kedimizi ve kızımızı alıp Bodrum’a taşındık.

Bu arada; Mete zaten benden daha önce işinden ayrılmış ve kaptanlık kurslarına gitmeye başlamıştı bile. Bir yandan da dalgıçlıkla ilgili hem kendimizi geliştirmek hem de eğitmen olmak için birlikte eğitimler alıyorduk ama planımız 2017’de bu hayallerimizi gerçekleştirmekti. Birazcık erken oldu, iyi de oldu 🙂 .

Oldukça radikal bir geçiş olmuş 🙂

Dilek – Aslında biz çok daha yumuşak bir geçiş olsun isterdik ama evet, biraz radikal oldu :). Farklı planlar yapmış olsak da hayat böyle getirdi….

Her ne kadar klasik bir iş hayatım olsa da galiba asıl sorun, bardağın dolması ve daha önce tolere ettiğim şeyleri artık edemez hale gelmemle ilgili. Zamanla her şey bir tiyatro haline gelmeye başlıyor ve siz, gerçek hayatın bu olmadığının farkına varıyorsunuz. Tabii bunun bir dolma noktası var. O noktaya geldiğimizde de niye daha fazla bekleyelim dedik. Bir gün Mete’ye telefon ettim “Yapamayacağım daha fazla, gidelim mi ?” dedim.  O da, “İyi hadi gidelim o zaman” dedi ve biz iki ay içinde Bodrum’a taşınmıştık.

Her ne kadar 2017 için planlamış olsanız da aslında istifa ettikten sonra hayatınızı nasıl devam ettirmek istediğinizi biliyormuşsunuz. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyoruz?

Dilek – Evet; denizle, dalışla ilgili bir şeyler yapmayı istiyorduk ama tam olarak ne yapacağımızı bilmiyorduk aslında. Çalışırken tatillerimizi geçirdiğimiz her teknede, dalış programında hep aynı şeyi konuşurduk. “Bu tekne bizim olsa şurasını şöyle yapardık. Bu dalışı böyle planlardık. Daha iyisini nasıl yapabiliriz?” gibi.  Uzun yıllar böyle konuştuk ama planlarımızı hep erteledik. 2010’da, 3 sene sonra gidelim buralardan diyorduk. 2012’de yine 3 sene sonra gideriz dedik. 3 sene hiç bir zaman 1 seneye düşmedi. Demek ki bir şimşeğin çakması gerekiyordu.

Peki daha önce böyle radikal bir karar almış mıydınız?

Dilek – Benim verdiğim en radikal karar Ankara’dan İstanbul’a taşınmak olmuştu :). Mete de ben de 70’lerde doğmuş, tipik Ankaralı ailelerin çocuklarıyız. Şöyle ki; ilkokula giderken, anadolu lisesi sınavına hazırlanırsın. Anadolu Lisesine gidersin ki daha iyi bir üniversite kazanabilesin. İyi bir üniversite ve bölüm kazanırsın ki daha iyi bir hayatın olsun. Okul bitince de iyi bir aile kurarsın. Biz de bu çok klasik hayatı yaşadık.

Verdiğim en radikal karar, akademisyen olmak yerine ODTÜ’de yaptığım yüksek lisansı bırakıp İstanbul’a gelmek ve uluslararası kurumsal şirketlerden birinde çalışmaya başlamaktı.

Mete – Ben bir ara Amerika’ya yerleşmeye niyetlenmiştim ama olmadı.

Dilek –  Evet, Mete’nin öyle bir durumu oldu.

Bu konuda aksiyon almış mıydınız? Yoksa sadece niyet olarak mı kaldı?

Dilek – Aslında uzun bir hikaye :). Aksiyona geçti ama Türkiye’ye geri döndü. Belki de kaderimizde bu vardı çünkü döndükten sonra evlendik.

Mete Bey siz akademisyendiniz değil mi? 

Mete – Aslında akademisyen değilim. Üniversitede öğretim görevlisiydim ama akademisyen olmayan bir kadrodan geliyorum. ODTÜ’de 4. sınıf mimarlık öğrencilerine üç boyutlu bir programla ilgili kim ders verebilir diye bana sormuşlardı. Dersleri anlatabileceğimi söylememle başladı her şey. İki yıl ODTÜ’de sonrasında da  8 yıl Bilgi Üniversitesi’nde ders verdim. Sonuç olarak akademisyen değilim. Hep kendi işimi yaptım ama keyfi olarak da üniversitede ders verdim.

Üniversitede ders vermeyi bu yeni hayatınızda da sürdürmek ister miydiniz?

Mete- Açıkçası hiç istemedim, dalış dersi anlatmak çok daha zevkli 🙂 . Çünkü insanlar ne istediklerini bilerek geliyorlar. Üniversite öğrencileri maalesef pek öyle değil. Son 10 yıldaki değişimleri anlatmak çok uzun sürer ama ilk sınıfımın en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Son sınıfımda ise öğrenme ile ilgili bilinç oldukça düşmüştü. Öğretim görevlisi olarak bu benim için de tabii keyifsiz bir durum.

Bu 10 sene geçtikten sonra Dilek’le birlikte MIT’de bir arkadaşımı ziyarete gitmiştik. Üniversite nasıl bir şeymiş orada gördüm.  Orada öğrenciler gerçekten öğrenmeye geliyorlar üniversiteye. Burada da öyle olsaydı devam etmek isterdim. Tabii yine iş olarak değil, öğretmeyi sevdiğim için.

DSC02473

Dolayısıyla şu anda dalgıçlık eğitimi vererek öğretme isteğinizi de tatmin etmiş oluyorsunuz ?

Mete – Kesinlikle. Bir de tabii karşımda 30 kişi değil de gerçekten öğrenmeye istekli bir ya da iki kişi olunca, haliyle daha keyifli bir eğitim oluyor. Geri bildirimlerin de olumlu olması bizi çok mutlu ediyor.

Dilek –  Bir de arada şöyle bir fark var. Dalış eğitimi almaya gelen öğrenciler bunu gerçekten çok istiyorlar, önceden düşünüyorlar, planlıyorlar. Ancak üniversitelerde durum ne yazık ki böyle değil. Tabii bunda eğitim sisteminin olduğu kadar gençliğin de etkisi var. Bir yandan da birisi hobi, diğeri daha “hayati” bir konu.

Tekneye gelen öğrenciler gerçekten çok istekliler, bunu gözlerinden anlayabiliyorsunuz. Eğitim süresince anlattıklarımızın uygulamasını hemen yaptırıyoruz. Ögrenciler suyun altında dengelerini kurmayı öğreniyorlar, rahat etmeye, keyif almaya başlıyorlar. Suyun yüzeyine çıktıklarında gözlerindeki o ışıltıyı görmenin mutluluğu ise inanın dünyada çok az şeyde var. Bir insanın hayatına dokunmanın ne demek olduğunu size çok net anlatan bir ışıltı o.

Hayatında sörfü bile olmamış iki Ankaralı, 1953 model antika bir tekneyi, içine hiç usta sokmadan 4 ayda yeniledik.

Tabii onu görebilmek de inanılmaz bir şey olsa gerek.

Dilek- Kesinlikle.

Mete- Aynen öyle. İnsanlar dalışa, hayatlarını tehlikeye atacak bir iş yaptıklarını düşünerek başlıyorlar çoğu zaman. Tabii ki öyle tehlikeli bir aktivite değil ama biz öğrencilerimizin, karşılıklı güven içerisinde rahatlayarak bu süreci atlatmalarını sağlıyoruz. Böylece aramızda çok güçlü, hatta yıllarca süren bir bağ kuruluyor.

Tabii ki tedbirler alınıyor ama yine de tehlikeli değil mi, dalış? Suyun altına gidiyorsunuz direkt, biri o ipi çekse nefes alamazsınız, çıkamazsınız?

Mete – İşte o tip şeyler karada da oluyor aslında :).

Ama bunun olabilirliğini düşünerek suyun altına iniyorsunuz ve eğitmeninize sonsuz güvenmek zorundasınız, başka yolu yok bunun 🙂.

Mete – Bir taraftan öyle 🙂 . İnsan evladı suyun altında yaşamak için tasarlanmamış. Ama hep söylediğim de bir şey var; suyun altında size araba çarpmaz, kafanıza bir şey düşmez, bir şeye takılıp kafanızı bir yere vurmazsınız. Bence sokakta yürümekten daha güvenli 🙂 .

O da doğru aslında 🙂

Peki biraz başa sararsak, 2015’te karar verip 2 ay içinde Bodrum’a taşındınız. Neden başka bir yer değil de Bodrum’u tercih ettiniz?

Dilek – Biraz mecburiyetten.

Mete- Aslında iki seçenek vardı; ya zaten dalış noktası olarak bilinen bir yerde bu işi yapacaktık ya da risk alıp daha az bilinen ya da belki hiç bilinmeyen bir noktada yapacaktık. İkinci seçeneği gerçekleştirmemizin daha uzun süreceğini düşündük. Çünkü, insanların bizi tanıması ve eğitimlerimize gelmeye başlaması, ayaklarının alışması uzun bir süreç gerektirecekti. Biz de birincisini seçtik. Sonrasında yine 2 seçeneğimiz oldu, Kaş mı Bodrum mu? Ulaşımının nispeten zor olması nedeniyle Kaş’ı seçmedik. Bir de tabii kayınvalidemin şu anda yaşadığımız yazlığının Bodrum’da olması, bizi bir takım mali külfetlerden de kurtaracaktı. Onun için Bodrum’a geldik. Belki sonra başka bir yere gideriz.

Dilek –Canımız istediği zaman başka bir yere taşınabileceğimizi gördük artık :).

Hayatınızda bir kez radikal bir karar aldıktan sonra bunu tekrarlamak daha kolay oluyor, değil mi?

Dilek –Kesinlikle öyle. Sıfırdan bir hayat ve hiç bilmediğimiz bir iş kurduk. Hayatında sörfü bile olmamış iki Ankaralı, 1953 model antika bir tekneyi, içine hiç usta sokmadan 4 ayda yeniledik. Tamam rekrasyonel dalıcıydık ama hobi olarak yapmakla iş olarak yapmak çok farklı. Şimdi aldığımız geri bildirimlerden sonra bazen birbirimize bakıp “İyi ki vermişiz bu kararı!” diyoruz. Her güçlüğün altından kalkabileceğimizi gördük. Bu da insana inanılmaz bir güven veriyor.

IMG_2532

Neden antika bir tekneyi seçtiniz ve Barakuda ismi nereden geliyor?

Mete- Barakuda’nın sözlük anlamı; yırtıcı  bir balık türü aslında  ama aynı zamanda çok eski bir Alman dalış okulunun da adı. O kadar eski bir okul ki, Jacques Cousteau’nun da içinde bulunduğu ilk dalış federasyonu CMAS’tan 4 sene önce kurulmuş. Hala da Almanya’da çok meşhur bir okul. Bizim de tecrübeli ve yaşı da biraz ileri olan bir abimiz, istersek bizi Barakuda okulu yapabileceğini söyledi. İstemez miyiz! 🙂

Dilek- Bizim için onurdur, dedik :).

Mete- Barakuda, kendi eğitim sistemi ve ekipmanları olan çok prestijli, geçmişi olan bir okul. Almanya da, dalış fuarlarının ve konferanslarının sıklıkla yapıldığı bir ülke. Yurtdışına da hitap ediyorken Almanya’da tanınıyor olmanın iyi olacağını düşündük.

Fiziksel çalışma, inanılmaz bir antidepresan.

Peki, tekne alım sürecinde neler yaşadınız?

Bu işte iki tane zorluk var; ilki tekne almak, ikincisi de tekneyi bağlayacak yer bulmak. Yer bulmak o kadar zor ki birçok insan önce yeri bulup sonra tekneyi alıyor.

Dilek – Tabii, biz bunları hiç bilmiyorduk, başımıza gelince öğrendik :).

Mete – Kaptanlık kursundan metrajlarla, kurallarla ilgili bir takım şeyler biliyordum. Teknede işler biraz daha kolay olsun ve usta bir gemici rahatlıkla kullanabilsin diye 15 metrenin biraz altında bir tekne istiyorduk. Tabii biz internet üzerinden araştırarak bulabileceğimizi düşünüyorduk ama yanılmışız. Kıyı kıyı gezmemiz gerekiyormuş 🙂 .

Dilek-  Biz araba alır gibi internetten ilanlara bakacağımızı sanıyorduk. Ama öyle değilmiş. Aylarca tekne aradık 🙂 .

Mete – Tabii tekne fiyatlarının öyle bir rayici falan da yok. Özellikle İstanbul’dan geliyorsanız Bodrum’a, “Ooo harika, en sevdiğimiz müşteri” diyorlar :).

Arkadaşımızın bahsettiği bir tekneyi görmeye Yalıkavak’a gitmiştik. O tekne yoktu, başka bir tane pas içerisinde, eski püskü bir tekne gösterdiler. İstediğimizden çok büyüktü. Teknenin boyu 2 metre büyüdüğü zaman sizin uğraşacağınız alan miktarı 16 metrekare civarında büyüyor. O yüzden bu kadar büyük bir tekne istemiyorduk aslında. Ama bir yandan da İstanbul’daki eski şehir hatları vapuru gibi bacası olan bu tekneye bayılmıştık. Harika bir sesi var. Sanki ruhu var, konuşuyor sizinle. Aşık ediyor sizi kendine. Çok da güzel bir hikayesi var. Aslında o anda kararımızı vermiştik.

Teknenin hikayesini merak ediyoruz.

Mete – Bu tekne, 1953 yılında Kore Savaşı için Amerikan ordusuna yapılmış bir T- boat (başka bir botu çeken demek). Hem çekebiliyor hem de yük taşıyor. 4 senede 80 adet civarında yapılmış ama hiç bir zaman Kore Savaşı’nda kullanılmamış. İki tanesi Atlantik’i geçmiş, bir tanesi bir gemi vasıtasıyla İtalya’ya gönderilmiş. Bir tanesi de kendi başına Atlantik’i geçmiş. 20 metrelik bir teknenin tek başına Atlantik’i geçmesi, bu konuyla ilgilenenlerin “Vay canına!” diyecekleri bir durum gerçekten.

Dilek – Kendisi bir transatlantik 🙂 .

DSC02432

Mete – Amerikalı bir gazeteci (aynı zamanda amatör bir arkeolog) Türkiye’de dolaşırken bir batıktan haberdar oluyor ve çok ilgisini çekiyor. Daha önce de Türkiye’ye gelmiş George Bass adında meşhur bir arkeoloğu arıyor. George Bass geldiğinde,  su altı kazısı ile bu batığı çıkarıyorlar. Ama batık çıktığında bütün parçalar havayla temas eder etmez dağılıyor. Bunun üzerine su altı kazısı ile ilgili prosedürler oluşturulması gerektiğini düşünüyorlar. Dünyada “su altı arkeolojisi” bu şekilde kuruluyor. Merkezleri Teksas’ta ama her şey Bodrum’da yapılıyor. George Bass’ın Türkiye’de yapacağı su altı arkeolojik kazıları için, Virazon ona hibe ediliyor. Virazon, Atlantik’i tek başına geçerek Türkiye’ye gelmiş ve INA Vakfına (Institute of Nautical Archeology) hizmet etmeye başlamış bir tekne. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde bulunan birçok tarihi eser onunla çıkarılmış.

Tabii ki bu süreçte Virazon’u birazcık modifiye ediyorlar. İçine  eski usul bir karanlık oda ve bir basınç odası koyuyorlar. George Bass aynı zamanda Bodrum Arkeoloji Müzesi’nin kaledeki ilk temelini atan kişi. Bizim teknemiz de bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Bundan 2,5 sene öncesine kadar faal olarak kullandıkları Virazon’u satarak Virazon 2’yi yaptırmak istiyorlar.

Dilek -Emekli edelim diyorlar aslında. Zaten oldukça yaşlı bizim kızımız.

Mete – Fakat satamıyorlar çünkü biraz huysuz satıcılardı. Olaya duygusal bakıyorlar ve gezi teknesi olmasını kesinlikle istemiyorlardı. Ama bizim, teknelerine bakmak, onu yaşatmak istediğimizi görünce hoşlarına gitti.

Dilek -Ve satmayı kabul ettiler :).

Mete – Çok yardımcı oldular ve bizim gibi canla başla da uğraştılar. Hala ziyarete gelip de bu korunmuş, bakımlı halini gördüklerinde gözleri doluyor.

Dalış bahane aslında, mühim olan insanlarla güzel vakit geçirmek. Bizim için müşteri değil misafirler.

Ne güzel, iki taraf da mutlu olmuş bu alışverişten…

Mete –Evet, tam istediğimiz gibi bir tekne aldık. Tabii bir takım tadilat yapmamız gerekti. Üst tarafını biraz genişleterek müşterilerimizi kabul edeceğimiz bir formata getirdik. Paslarını temizleyip boyadık. Daha önce hiç böyle şeylerle uğraşmamıştım, çok garip tecrübelerimiz oldu.

Siz de aslında bir anlamda pasınızı atmışsınız?

Mete – Kesinlikle müthiş iyi geliyor insana. İnanılmaz bir antidepresan. Fiziksel çalışma harika bir şey!

Dilek –Şunu da eklemek istiyorum. Ben nisan sonu mayıs başından itibaren tekneye gitmeye başlamıştım. Zımpara, macun, tekne boyama aklınıza gelebilecek her türlü fiziksel alanda çalıştım ve çok yememe rağmen 10 kg verdim! Bundan sonra her sene teknenin bakım zamanında 10 hanımefendiyle çalışmayı planlıyoruz. Zayıflama garantisi veriyoruz! 🙂 (kahkahalar)

Hem zayıflıyorsunuz, hem keyif alıyorsunuz hem de bir şeyler öğreniyorsunuz, harika!

Dilek – En güzel tarafı eserinizi görüyorsunuz. Plazada çalışmaktan farkı bu. Plazada uzun saatler süren toplantılara giriyorsunuz ama hiç bir sonuçta elle tutulur bir ürün olmuyor. Bazen bir karar bile verememiş olarak çıkıyorsunuz bu toplantılardan. Burada ürün çok net ve gözünüzün önünde.

Mete-  Fiziksel çalışmaya alışkın değildik tabii hep masa başında çalışmıştık. 10 sene bir multimedya firmasında çalışmıştım mesela. 10 senede 400 gün şirkette sabahlamışım. İlk 8 senede sadece 8 hafta tatil yapmışım. Bana çok şey öğretti belki ama çok şey  de götürdü.

Dilek – 10 seneden 11 sene çıkmış aslında :).

DSC02347

Eğitiminizin ve eski hayatınızın/işinizin yeni hayatınıza katkısı oldu mu?

Dilek – Hem 18 senelik kurumsal hayatımın hem de dalış okullarında öğrenci olmamın/olmamızın çok faydasını gördüğümüzü söyleyebilirim.

Dalış tekneleri, okulları sahibi olan ya da işleten insanlar genellikle daha önceden de bu işi yapmış hatta bu işle doğup büyümüş insanlar. Ama biz o teknelerin müşterisi olduk hep, dolayısıyla da müşterilerin neler hissettiğini tahmin edebiliyoruz. Koca bir yılda iki hafta sonunu dalışa ayırmış bir plaza çalışanın neye önem verdiğini ve neler isteyeceğini çok iyi biliyoruz.

Mete ile hafta sonu dalmak için plan yapıp hiç keyif almadığımız için akşamına tekrar İstanbul’a döndüğümüz çok olmuştur. Çünkü 50 kişilik teknede 70 kişi dalmışızdır, ayağımızı uzatıp dinlenememişizdir, doğru düzgün yemek yiyememişizdir…

Aslında bizim için dalış bahane, amaç o günden keyif alabilmek.  Sabah 10.00’dan akşam üstü 17.00’e kadar maksimum 2 saati suyun altında geçiriyorsunuz.  İşte buradaki kilit nokta, teknede keyifli bir ortam yaratabilmek. Tabii ki doğru ve güvenli bir dalış yaptırmak da çok önemli ama müşterilerimizin tüm gün keyif almasını sağlamak, onların teknemizden mutlu ayrıldığını görmek paha biçilemez.

DSC02644DSC02624

Teknemizde temizliğe ve yemek servisine de çok önem veriyoruz… Her zaman türk kahvesi, sabahları da sıcak simit servisimiz var. Kahve bağımlısı olduğumuz için ilerde farklı kahveleri de listemize eklemeyi planlıyoruz 🙂 . Çok dikkat ettiğimiz konulardan biri de; (kapasitesi 46 kisi olmasina ragmen) teknemize 20 kişinin üzerinde müşteri kabul etmiyoruz. Tek bir istisnası var; 30 kişilik grup halinde geldiyseniz ve bu kadar kalabalık dalmaya siz razıysanız kabul ediyoruz.  Çünkü zaten plazada minicik kubiklerde oturup çalışan müşterilerimizin teknede dip dibe değil de  rahat rahat oturmalarını, dinlenmelerini ve dalış yapmalarını istiyoruz. Bu arada çok katı kurallarımız da yok. İşte, orada sigara içilmez, burada ıslak kıyafetle oturulmaz gibi kısıtlamalarımız yok. Sonuçta keyif almaya geldiniz buraya. Diğer müşterileri rahatsız etmediğiniz sürece istediğiniz gibi hareket edebilirsiniz.

Geçmiş iş hayatımızın bir faydası da işlere kurumsal bakabiliyoruz. Tabii Bodrum’da bu bazen avantaj bazen de dezavantaj oluyor. Çünkü çalıştığımız bir çok firma kurumsal değil.

Mete – Açıkçası,  Türkiye’de dalış tekneleri genel olarak ne yazık ki çok iyi değil. Hem servis (yemek, temizlik vb.) hem de dalış anlamında. Tüp sırası bekliyorsunuz, ekipmanlar iyi değil. 12 metrede malzeme problemi nedeniyle nefessiz kalarak ciddi tehlike atlattığım bile oldu. Tabii ki bunun da istisnası var. Çok iyi servis aldığımız tekneler de oldu Türkiye’de. Mesela bir Ayvalık dalışımız var 10 sene önce, hala konuşuruz. Dolayısıyla bizim ne yapmak istediğimizle ilgili iyi bir birikimimiz vardı. Bunu da elimizden geldiğince iyi kullandık. Ama Dilek’in dediği gibi mühim olan insanlarla güzel vakit geçirmek. Bizim için müşteri değil misafirler. Keşke tur bittikten sonra gitmeseler de güneşin batışına karşı birlikte biramızı içsek diyoruz. Biz daha bu düşüncemizi paylaşmadan müşterilerimiz “Biraz daha kalsak…” demeye başladılar 🙂 . Hatta bir müşterimiz bize mangal partisi verdi.

Dilek –  🙂 Evet, mangalını ve etlerini getirdi. Öyle bakakaldık, bir anda biz misafir olduk.

Mete – Müşterimizin açıklaması şöyle oldu; “Bizi o kadar iyi ağırladınız ki mahçup olduk.” Bunları duymak müthiş bir şey.  Çok olumlu tepkiler alıyoruz.

Dilek – İşte bu yüzden de kendimize inanılmaz bir güven geldi. Allah sağlık versin biz her yere taşınırız her işin altından kalkarız diyebiliyoruz.

Peki Bodrum’da kışın yaşamak nasıl bir şey? İstanbul’daki herkes Bodrum’un yazını bilir, Bodrum’da yaşayanlar da yazın Bodrum’dan kaçarlar.

Dilek – Aynen öyle. Bodrum’un en güzel mevsimi Ekim-Kasım, Nisan-Mayıs, belki Haziranın ilk yarısı… Temmuz ve Ağustosta burası yaşanmaz bir yer haline geliyor. Ama Bodrum’un kışı bir harika. Şu anda manzaram: karşıda dağlar, tam önümde deniz, hava güneşli… Gerçi yanda inşaat var ama (kahkahalar) Bodrum’da kışın tek kötü tarafı inşaat mevsimi olması. Bizim ekstra şanssızlığımız da yan evimizin satılması ve şu anda tadilatta olması. Korkunç bir gürültü var. İstanbul’dan da kentsel dönüşüm yüzünden kaçmıştık. (kahkahalar) Neyse en azından burada evimize ulaşımda sıkıntı yok 🙂 .

Bodrum “son durak” mı? Planınız artık Bodrum’da mı yaşamak? 

Dilek – Hayata dair çok net bir planımız yok. Hayatın plan yaparken başımıza gelenler olduğunu çok iyi öğrendik. Şimdilik burada mutluyuz.

Mete – Gelecekle ilgili tek düşüncemiz, büyük bir zorunluluk olmadığı sürece bundan sonraki hayatımızda hep deniz kenarında bir yerde olmak. Göcek çok ilgimizi çekiyordu ama orada dalış yasakmış meğer 🙂 Su altında bazı kalıntılar bulunmuş çünkü. Suyun altında bir taşa bile dokunmak yasak. Oysa suyun üstünü harap etmek tamamen serbest. Bu çok garip.

DSC02662

En azından koruduğumuz bir şeyler varmış…

Mete – Suyun altında öyle bir dünya var ki… Ortaçağa kadar sefere çıkan her üç gemiden biri batmış. Su dibinde 30.000 civarı batık olduğu düşünülüyor.  Yurtdışında bir anfora için çok ciddi uğraşlar verilirken bizim sularımızın dibinde anforalar tarla halinde. Daha derinlerde daha da değerli kalıntılar var.

Hayatta örnek aldığınız biri oldu mu?

Mete – Yer değiştirmeyi planlarken üç konu başlığı vardı üzerinde düşündüğümüz. Bu üç başlığı üç bilene sormaya karar verdik. Onların fikirlerini dinledik, bazılarına uyduk, bazılarına uymadık. Ama “Ah, onun gibi olsam…” dediğimiz birisi yok.

Dilek – Ama “Asla böyle olmayalım!” dediğimiz kişiler var 🙂 Etrafımızda çok fazla yanlış vardı ve biz bunlardan çok şey öğrendik.

Düzeltilecek bir çok şey olduğunu ve bunları düzeltmenin çok da zor olmadığını gördük. Bizi bu yola biraz da bu itti. Örnek alabileceğimiz, uzun uzun konuşup tecrübelerinden yararlanabileceğimiz birinin olmasını isterdik doğrusu. Biz bazı şeyleri biraz “dayak yiye yiye” öğrendik. Ama hayat biraz da bu. Yer değiştiren tanıdıklarımız ya emekli olmuşlar ya da işlerine burada devam ediyorlar. Bizim kadar radikal bir değişiklik yapmış kimseyi tanımıyoruz. Aslında böyle bir karar alınca hem maddi hem de manevi yüklerinizden çok daha kolay kurtuluyorsunuz.

İstanbul’da kurumsal hayatta gerçekten çok iyi paralar kazanıyorsunuz ama o düzeni sürdürebilmek de çok masraflı. Benim evimde üç yardımcım vardı örneğin. İki bakıcı bir de temizliğe yardımcı. Haftada birkaç kere kuaföre gitmelisiniz çünkü oturduğunuz koltuk sizden onu talep ediyor. Kıyafet almalısınız. Benim şu anda yarısını vermiş olmama rağmen iki dolap kıyafetim var. Şu anda hergün aynı şeyi giysem kimse fark etmez bile. Sadece hijyeniniz sorgulanabilir 🙂 .

Kurumsal hayatta gömleğiniz her gün ütülenmeli. Ama zamanınızı şirketinize verdiğiniz için ütüleyecek zamanınız yok, ütü işini birine vermelisiniz. Onun için de para kazanmalısınız. Biraz kısır döngü aslında.

Hayat basitleşiyor, madde ile ilişkiniz güzelleşiyor. Öncelikler değişiyor. Bugün ne giysem derdiniz olmuyor, yıkayıp aynı şeyleri giyiyorsunuz.

Mete – Sevgili Bodrum grubu sayesinde bizim gibi Bodrum’a yerleşmiş başkalarıyla tanıştık. Şunu öğrendim ki bazı insanlar işlerini buraya taşıyarak Bodrum’a yerleşiyorlar. O gerçek bir taşınma olmuyor. Hayatlarını tamamen orada bırakarak buraya gelenler çok daha mutlu ve başarılı oluyorlar.

Dilek – Çok enteresan insanlarla tanıştık burada. Hayatını tamamen bırakıp burada bir dağ başına yerleşip keçi çiftliği kuran, Nişantaşı’nda kafe yönetirken burada minik bir pastane açan, köyün birinde butik pastalar yapan.. Bu insanlar çok farklı moda dönebilmiş insanlar. Çok farklı vizyonlarla geldikleri için inanılmaz başarılılar. Onlardan bir şeyler öğrendik.  Ama çoğunluğa bakarsanız hayatını tam olarak değiştirmeden gelenlerin daha fazla olduğunu görürsünüz.

Genel olarak Araftakiler yani 🙂

Dilek – Kesinlikle. Ve daha çok onlar mutlu olamayıp dönüyorlar.

Mete – Çünkü odak para kazanmaksa bu Bodrum’da çok kolay değil. Para yerine insan ilişkilerini öncelik olarak almak hayatınızı tamamen değiştiriyor. Biz indirim yapmak istemiyoruz, tur ücretlerimiz sabit. Ancak misafir etmek konusunda gönüllüyüz. İndirim için bizimle pazarlık yapan, “İndirim yapmayız ama sizi bir gün misafir edelim.” dediğimiz ve gün sonunda çok daha yüksek ücreti vermek için ısrar eden misafirlerimiz oldu. Parayı ne kadar umursamazsak insanlar vermek için o kadar istekli oluyor.

Dilek – Bizim ilk derdimiz para kazanmak değil, gelen kişinin tekneden ayrılırken çok mutlu olması. Tabii ki hatalar yapıyoruz, biz de öğrenme sürecindeyiz. Ama iyi niyetimiz o kadar belli oluyor ki hatalarımız hoşgörü ile karşılanıyor. Dalgıç olmadığı halde “Nasıl olsa denize gireceğiz, sizin tekneden girelim, desteğimiz olsun.” diyen dostlarımız, komşularımız oluyor. Reklamımızı yapmak için mesai harcayanlar oluyor. Sizin pozitif enerjiniz işinize yansıyor, misafiriniz mutlu oluyor, para zaten ondan sonra geliyor.

Bütün hikaye insan olmak, insan kalabilmek galiba. İstanbulda bizler bunu unutup biraz robotlaşıyoruz.

Mete – Tamamen başarılı odaklı oluyoruz İstanbul’da. Bir şeyi, onda başarılı isek seviyoruz ancak. Örneğin ben çok yetenekli olmadığımı düşündüğüm için dans etmeyi sevmiyorum. Ankaralılığın verdiği kişilik yapısı bize çok zaman kaybettirmiş. Başarılı olmayı hep daha çok para kazanmakla özdeşleştirmişiz. Bizler çok hırslı insanlardık. Çok yükseldik, çok para kazandık.

Buraya gelirken ailelerimiz çok tereddütlü yaklaştılar bu kararımıza. Delirdiğimizi düşündüler, panik atak geçirdiler 🙂 En çok duyduğumuz cümle “Birkaç sene daha kendinizi güvenceye alsaydınız…” oldu. Biz de dedik ki “Bizim yarına çıkacağımıza %100 garanti verebiliyor musunuz?” Hayat çok hızlı geçiyor. Bir arkadaşımız “her şeyi anladık da o makam aracı bırakılır mıydı?” bile dedi :).

Dilek – Çocuğumuz olması da etkili oldu bu kararı almamızda. İstanbul’da büyüsün istemedik. Sokağa çıkabilsin, egzoz yutmadan günlük yürüyüşler yaparak enerjisini atabilsin, kalabalıklar içinde boğulmasın, toprağa bassın, doğa ile iç içe büyüsün, kaplumbağayı doğada görsün istedik. Çok özgür büyütüyoruz Ada’yı, bunu İstanbul’da yapamazdık.

IMG_1869IMG_2272

Burası sonuçta bir köy değil, kolejlerin, AVM’lerin olduğu bir yer. Bu, arada olma durumu da kararımızı ve buradaki hayatımızı kolaylaştırdı doğrusu. İstanbul’daki kadar olmasa da burası da size alternatifler sunuyor.

Şu anda ortalama bir gününüz nasıl geçiyor? Dalış oluyor mu bu aralar?

Mete – Hafta sonları oluyor genelde. Bu hafta sonu büyük bir grup ağırlayacağız.

Pazartesi ne yapacağız? Çok rahat bir tempoda önümüzdeki sezona hazırlanacağız. Son bir aydır hayatın temposu bizim için düştü.

Dilek- Bir yemek firması ile çalışmadığımız için teknede yenen yemekleri ben yapıyorum. Bir gün önceden hazırlıkları oluyor. Teknenin bakımları ile ilgili hazırlıklar oluyor. İşimiz olmasa da tekneye uğruyoruz, kontrol ediyoruz.

2016’da 25 Şubat‘tan Temmuz başına kadar her gün fiziksel çalışmanın verdiği bir yorgunluk da var. Sonrasında sezonda her gün dalmanın ve yan işlerin verdiği fiziksel ve zihinsel yorgunluk da var. Rölanti bize de çok iyi geldi.

Önümüzdeki sezon için hazırlıklar yapıyoruz. Pazarlamaya yeni yeni girebildik. Harika bir teknemiz olmasına rağmen İstanbul’daki dalış okullarına kendimizi tanıtamadık örneğin. İlk sualtı kazısının yapıldığı, Bodrum Sualtı Müzesi eserlerinin %90’ı taşıyan bir tekne, tek başına bile bir pazarlama aracı aslında. 1953 yapımı orijinal motoru üstünde, basınç odası var. Yeni yeni anlatmaya vaktimiz oluyor. Bunları planlamaya başladık. Teknemize dalış okullarını davet etmeyi planlıyoruz. İşi genişletmekle ilgili de planlarımız var. Bakım onarım işlerimizi de planlamalıyız. Aylar öncesinden rezervasyon ve araç gereci planlamalıyız çünkü tersane çok pahalı bir şey.  Çocuğumuza yaz boyu çok vakit ayıramadık, onu telafi ediyoruz.

Mete – Eğer sorunuz “Bodruma yerleşen adam kışın sıkılır mı” ise… Kışları biraz sıkıcı geçebilir ama bir uğraşınız varsa yaz kış çok da fark etmiyor.

Hayal edin! Her şey bir hayalle başlıyor.

Uğraşı demişken, İstanbul’daki uğraşılarla Bodrumdakiler arasında bir fark var mı?

Dilek – Aslında İstanbul’dakinden çok farklı bir hayat yaşıyoruz şu anda. Orada çok klasik bir kurumsal çalışan hayatım vardı : Her sabah 5.45 de uyanıp en geç 6.30- 7.00 gibi evden çıkmaya çalışırdım ki köprü trafiğine yakalanmayayım. Gün koşturma içinde geçerdi, iş hayatı malum. Akşam trafiğe kalmama stresi ile acele eve varırdım. Çocuğumu bakıcıdan alır, yardımcımın yaptığı yemeği ısıtır, biraz çocuğumla vakit geçirir, belki bir arkadaşımla görüşür,  belki evde yemek yer ve yatardım. Hafta sonu alışveriş, kuaför, çocukla zaman, kendine ayırmak istediğin zaman… Plaza hayatında o kadar sıkılıyorduk ki hafta sonlarımıza çok yükleniyorduk. Yapmak istediklerimize hafta sonları yetmiyordu.

Burada bir kere hiç yardımcım yok. Evle sadece ben ilgileniyorum. 15 yıldır hiç yapmadığım ev işlerini yapıyorum. Çocuğumla ben ilgileniyorum. Dışarı çıkıp sosyalleşmek ile ilgili bir ihtiyaç duymuyorum. Çünkü daima sosyalleşiyorum, evde kapalı yaşamıyorum. Balkonlar denize, yeşile bakıyor. Komşularla iç içe yaşıyoruz.

İşin ilginç yanı İstanbul’daki arkadaşlarımızla eskisinde daha da sık görüşüyoruz burada. Görüştüğümüz zamanlar da çok daha kaliteli geçiyor.

Mete – Biz aslında bu kadar geveze insanlar değildik, Siz o kadar can damarımıza basan sorular soruyorsunuz ki (PD – Teşekkürler 🙂 ) Deşifrenin bir kısmını bize yollayabilirsiniz 🙂

Şimdiki aklınızla “bu kararı daha önce almalıydım” diyor musunuz? Ya da bugünkünden farklı yapacağınızı düşündüğünüz bir şeyler var mı?

Mete – Her şey zamanında oluyor. Biz çok eskiden beri tanışıyoruz. Sonra başkalarıyla evlilikler yaptık, bambaşka yerlerde yaşadık, bir lise toplantısında tekrar görüştük ve sonrasında evlendik. Şimdi geriye bakıp “ah, keşke o zaman olsaydı”  demiyorum. Zamanı şimdiymiş.

Ama belki şunu diyebilirim. Çok feci para kaptırdığım biri oldu, keşke daha akıllıca davransaydım o konuda.

Dilek – Keşke bunu düşünüp burada ev yatırımı yapsaydık.

Sizi en çok kızdıran bir soru var mı?

Mete – Yok aslında. Biz anlatmayı seviyoruz yeni hayatımızı, İstanbul’dan dışarı çıkmak konusunda insanları cesaretlendirmek istiyoruz. Çıkın da nereye giderseniz gidin 🙂 Keşke herkes sorsa da bol bol anlatsak.

Dilek – İlham olmak istiyoruz. Kararı vermek çok zordu ama sonrası çorap söküğü gibi geldi. Bize “size özeniyoruz” diyenlere “Hayal ederek başlayın.” diyoruz.

Biz iki Ankaralıya bir tekne sahibi olmak fikri o kadar uzaktı ki. Üstelik 63 yaşında her tarafından paslar akan bir tekne… Ama biz teknemize ve şu anki hayatımıza aşığız. Hepsi bir hayalle başladı. Bir şekilde o hayalin enerjisi geliyor.

Takipçilerimize mesajınız nedir? 

Dilek – “Hayal edin, her şey bir hayalle başlıyor.”

Bizi nasıl duydunuz?

Dilek – Bisiklet Gezgini söyleşiniz Facebookta önüme geldi ve çok beğendim. Sizi araştırdım. “İşte bu” dedim. Ve mesaj attık.

Çok yeni olduğumuz için, ilk defa tanımadığımız birinden mesaj almak bizi çok mutlu etti.

Dilek – Sizin için bir dönüm noktası oluruz inşallah. Bizim dönüm noktamız ilk 20 kişiyi ağırladığımız gündü. Tanıdık kısmını kırmak önemli bir dönüm noktası çünkü.

Çok teşekkürler 🙂

Mete – Daha önce dalış yaptınız mı? Sizi misafir etmek isteriz.

Çok seviniriz, tekneyi tanımak istiyoruz. Sizinle de yüz yüze görüşmekten çok mutlu oluruz.

Mini Test / O mu Bu mu?

  1. Çay mı kahve mi? Kahve
  2. Parmak arası mı sandalet mi? Parmak arası
  3. Tek mı çift mı ? Çift
  4. Uçak mı yelkenli mi? Yelkenli
  5. Pizza mı lahmacun mu? Pizza
  6. Vezir mi piyon mu? Piyon
  7. Twitter mı Instagram mı? Instagram
  8. Kedi mi köpek mi? Köpek
  9.  Papatya mı gül mü? Papatya
  10.  Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan? Yumurta tavuktan (4B kuralı işledi burada:) )

 

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Maslak Plazalarından Dalış Teknesine“ için 1 yorum yapılmış.

  • […] çok beğendim. Ufuk açıcı bir site. Karar almak isteyenlere yardımcı olur. Özellikle Barakuda röportajını çok sevmiştim. Bu örnekleri okumak güzel. Bir de konunuz özel. Sosyal medyada daha aktif […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir