Minimalizme Reddiye

Minimalizm tuzakları yazısından etkilenip ben de kendimi bu tuzaklardan korumaya karar vermiştim. Her pazartesi olduğu gibi geçtiğimiz hafta pazartesi de rejim kararı almış, ilk gün gayet başarılı bir şekilde de uygulamıştım. Salı günü, tatile gideceğimiz için oğluma güneş kremi almak amacıyla girdiğim mağazadan şu şekilde çıktım:

Ve, whatsapp’ım öttü:

“Selo, şu minimalistlik hakkında bir iki fikrim var, paylaşmak istediğim.”

Mesajın sahibi, avukat olması gerekirken yanlışlıkla bilgisayarcı olan arkadaşım Bahtım idi. Ve böyle bir başlangıç varsa belliydi ki sağlam bir reddiye metni gelmekteydi. İtiraz etmek anlamsızdı, başa gelen çekilirdi 🙂

O anda kendimi bu şekilde buldum:

selin

Ve dedim ki:

“Anlat bacım, ben de bunu bizim web sitesinde yayınlayayım.”

İşte Bahtım’ın Minimalizme Reddiye‘si:

Öncelikle amacı unutup kraldan çok kralcı olma durumu baş gösteriyor gibi. Minimalist yaşam dediğimiz hayattan gereksizleri atıp esas gerekliliklere yoğunlaşmak değil mi? Yani örneğin iş hayatında takım elbise giyme zorunluluğun varsa kaliteli üç beş takım elbiseye sahip olup gereksiz kalabalığı önlemek. Ya da esasen belki de yılda hepi topu bir defa giyeceğin bir eteğe lüzumsuz yere para harcamayıp, dolapta ve hayatında yer işgal etmesine engel olmak…

Peki, o zaman şu sorulara cevap lazım:

1- Üretim bandı kişiyi bu noktada ne kadar destekliyor?

Artık en pahalı markalar dahi dolapta durduğu haliyle eskiyen, ağzı burnu yamulan kalitede üretim yapıyorlar. Yani evladiyelik parça kavramı yok olmak üzere. Bir takım markalar bunu korusa bile o zaman da şu soru gündeme geliyor; “Bir kot pantolona da 500 lira verilir mi?”

Günümüz yaklaşımı, hızla eskisin ki yenisi alınsın. Tadilata uygun olmasın (Eskiden elbise, etek, pantolon gibi ögelerde dikiş içerisinde pay bırakılırdı genişletilebilsin diye. Ya da daraltılabilmesi için kritik noktalara desen işleme konulmazdı mesela)

Ayrıca, moda denen kavramın hızla değişimi ve tüm sektörün modayı %99 civarında takibi var. Yani arkadaş “irice basenli” isen skinny modası geldiğinde ne yapacaksın? Evdeki minimalist yaşamından doğan iki pantolonundan birine birşey olsa, yerine koyacak ürün bulup alma şansın yok denecek kadar az olacak, skinny’den başka bir kesim bulamayacağın için.

Eh bu da kişiyi kıyafetlerini diktirmeye itiyor. İyi de, adam gibi baştan ayağa bir pantolon diktirebileceğin terzi sayısı kaç tane? Kaçının kalitesine güvenirsin? Kumaş, astar, terzi provası ayarlamaya ne kadar zamanın var? Ve bir pantolonun dikişi kaça mal oluyor?

Geldik mi “bu paraya hazırını alırım” noktasına?

Bu sorunun cevabı: bulmuşken üç beş tane alayım, yedekli olur.

2- Hayattan keyif almayacak mıyız?

Alışverişin derde deva olma kavramını bir kenara koyalım. Ama insanın da yerine devşirmelerini koyamayacağı küçük zevkleri var. Mesela:

Sabah makyaj yapıp çıkarsam, aynada kendimi daha çok beğendiğimden günüm daha keyifli geçiyor. Makyaj yapmam da 15 dakikamı alıyor. İşe gitmeden hangi 15 dakikalık aktiviteyi yapıp günümü keyifli kılabilirim?

Spor? Gerçekçi olalım; dışarı yürüyüşe çıkayım desen 3 dakika giyin, 2 dakikada evden ve binadan çık (uçuyorum şu an),  5 dakika da tam tersi (ki duş vs. gereksinimini yazmıyorum, zaten monoton düzende vardır diye) e sana 5 dakika kaldı yürümeye?

5 dakika için yürüyüşe çıkan olur mu?

Kahvaltı? Hazırladın yedin topladın, ee gene yetmedi.

Meditasyon? Bak bu olur. Ama sabahın koşturmacası, planlamaları içerisinde meditatif bir zihne nasıl inersin tartışılır.

3- İnsan sosyal bir canlı değil midir?

Yakın çevrenin desteğinden bahsetmişsin, ya mevcut toplumun dinamikleri? Mesela eski işyerimde Genel Müdür giydiğimizin markasına bile karışırdı. Adam bir yönden haklı; zira “ye kürküm ye” dünyasındayız. Bir takım psikolojik baskıları kurabilmek için arabanızın da ceketimizin de markası önem arz ediyor.

Böyle mi olmalı peki? Hayır! Ama bu durum çoğunlukta değişmedikçe dayatma olarak devam edecek.

***

Gel bir de bunun zincirleme reaksiyonuna bakalım:

Benim gibi takım elbiseden bıkmışsın. Bir yanın kendine ait, keyifli birşeyler arıyor. Hop devreye takılar giriyor. Biraz zevkime, keyfime, rengime uygun takıyla takımın ciddiyetini kırayım. Ya da şal, fular, toka vs. Ya da kendini dengelemek için iş dışında öbür uca savruluyorsun. Örneğin ben, burada (Dubai’de) şalvar giymeye çok alıştım. İçimdeki çingen bohem duygularımla acayip örtüşüyor. Tamam o zaman, iki de şalvar alıp minimalistliğe devam?

Olmaz!! Neden? Sosyal hayatında her yere olduğun gibi gidemezsin. Ben İstanbuldayken kadının biri yolumu kesti bu ne biçim kılık diye? Zaruri meclislere katılırken o bedenine uygun şık kot üzerine o gömlek giyilecek arkadaş. Giymezsen ayıplanırsın çünkü.

O zaman şalvardan vazgeç, kotunda sabit kal?? Nerde benim kendimi ifade edişim? Nerde benim baz mutluluğum?

Tamam iki şalvar, bir kot, iki gömleğe bağladın kendini. Hadi bakalım ayakkabısına, çantasına? O kot ve gömlekle giydiğin ayakkabı çanta şalvara uymaz, şalvara uyan da kota uymaz.

Yani sözüm o ki kendi farklılıklarını yaşatabilmen için illa ki bir noktada çeşide ihtiyacın var. Ya da minimalizm modası seni baskıladığı için kendi farklılıklarından vazgeçmeye.

Eğer bu çeşitliliği hiç görüp bilmeseydik belki de bu kadar farklı yönlerimiz olmayacaktı. Ama gördük ve beğendik. Zamanı da geri alamıyoruz.

Ayrıca, çocuğunu soyutlayabilecek misin dışardaki farklılıklardan??? (PD-Selin Güneş: Bak bak, bam telimden girişiyor bana!!!)

Ki en ilkel zamanlardan dahi kazılarda ortaya çıkan şeyler kap kacak ve süs eşyaları. Çünkü kişinin kendi farklılıklarını dışa vurumu bunlarda yatıyor. Hepimiz takım elbise giyeriz ama biri yakasına iğne takar öbürü kolye takar vs. bu şekilde kendini ortaya koyar.

Daha söylenecek çok şey var ama uzun lafın kısası

  1. Şehir hayatının mevcut düzeni ve
  2. Bireydeki özerk özelliklerin dışa vurum ihtiyacı tanımlanan anlamdaki minimalizmle örtüşmüyor.

İşin kötü tarafı bu da artık insanlarda suçluluk duygusu yaratıyor. Ben kendi zevklerimi deneyimleyerek israf mı ediyorum? O yarım dolaba sığıyor sana ayrı gardrop gerekiyor, vs vs vs…

Üretici eskisi gibi kaliteye ve klasiklere yer vermediği ve kişilere kendi tercihlerini hafta içi de yaşama özgürlüğü verilmediği sürece bu minimalistlik bana uymuyor arkadaş 😂😂😂😂

Sevgiler….

Ben bir köprü bulup kendimi atacağım, arkadaş!!! Var mı bildiğiniz minimalist mimaride bir köprü? 😂😂😂😂

maximalist
Al sana anti minimalizm, al sana çeşitlilik 🙂

Konuk Yazarımız:

bahtimBahtım Özyürek Özok

Bir değişik insan evladı, dayatmalardan sıkılan, monoton döngüden çıkabilmek için ince ince kendi kapılarını aralayan, hayalleri olan bir Havva Kızı…

Bir yanı görev bazlı çalışan bir proje yöneticisi, öbür yanı uçsuz bucaksız hayal deryasında yol alan bir spiritüel…

Bir yanı varsa yoksa “0” ya da “1” diyen bilgisayarcı, öbür yanı “0” ile “1” arasına sıkışmış milyonlarca noktacığın çeşitliliğinin peşinde bir sevdalı…

10 küsur yıllık profesyonel, 6 yıllık spiritüel yolculuk gezgini…

Biraz bankacı, biraz hovarda, biraz ev hanımı, az biraz sulu sepken…

Sözün özü:
Ödeme sistemleri program yöneticisi
InstaBlogger : @BloomsOfLight
Arap diyarından seslenen bir canlı

Selin Güneş

author_1

Canından olmamak içün Araf’tan hikayeler terennüm eden bir Şehrazad; maymun iştahlı bir müzikofil; valide, zevce, hemşire, kerime; tanıştığı herkesle bir şekilde hemşehri olabilen bir havva kızı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir