Perfect Sense

Hangi duyunuz daha değerli sizce? Görme? Duyma? Koklama? Tatma? Dokunma? Peki duyularınızı teker teker kaybedeceğinizi bilseniz ne yapardınız? Nasıl yaşardınız?

İşte “Perfect Sense”de  de (Filmin adı Türkçe’ye “Yeryüzündeki Son Aşk” olarak çevrildiği için orijinal adını kullanmayı tercih ediyorum 🙂 . ) böylesine distopik bir hikaye anlatılıyor. Hiçlik korkusu ve kaosun ortasında bir aşk hikayesi…

Klasik felaket senaryolu filmler gibi değil. Evet ortada bir kıyamet projesi var ama insanların bu durumu kabullenerek hayatlarına devam etmeye çalışmaları, filmi benzerlerinden bir adım öne taşıyor.

Kısa bir özet…

Michael (Ewan McGregor – namı-diğer Obi-Wan Kenobi 🙂 ) ilişkilerinde bağlanma sorunu yaşayan ama harika yemekler yapan bir şeftir. Susan ise (güzellik Eva Green 🙂 ) uzun zamandır hayatına kimseyi sokmamış, kendini işine vermiş iyi bir epidemiyolojisttir. (Ne ne ne ? 🙂 Toplumdaki hastalık, kaza ve sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları etkileyen belirteçleri inceleyen bir tıp bilimi dalında uzman kişi.)

Tahmin edeceğiniz üzere Susan ve Michael yakınlaşırlar. Ama sonra, tahmin edemeyeceğiniz bir şey olur. Tüm dünyada insanların duyularını kaybetmesine neden olan bir salgın hastalı ortaya çıkar.

Peki, Susan ve Michael duyularını birer birer yitirirken aşklarını da yitirecekler mi dersiniz? (onu izleyip görün 🙂 ) Ama şunu söyleyebilirim; apokaliptik bir dünyada aşık olmak, aşkı yaşamak zor….

perfect sense 3

Ufak bir spoiler 🙂

Tatma duyusunun kaybolmasından hemen önceki açlık hissinin insanları çıldırttığı sahne beni benden aldı… (filmi izlerken diyetteydim, onun da etkisi olabilir tabii 🙂 Bu arada hala diyetteyim… 🙁 )

Benim hissettiklerim…

Filmin bir yandan da metaforlar kullanarak günümüzü yansıttığını düşünüyorum. Her şeyi çılgıncasına tükettiğimiz için hayattan tat alamıyoruz artık… Koca koca binaların arasında, değil koklayacak bir güzellik bulmak, nefes almak ne mümkün? Suni kokularla mutlu oluyor, gerçekten koklayabildiğimizi zannediyoruz… Birbirimizi dinlemiyoruz ki duyabilelim… Gözlerimiz zaten uzun zamandır hiçbir şeyi görmüyor ya da görmemezlikten geliyor… Bir tek dokunmak kaldı elimizde, onda da hissedebiliyorsak ne mutlu…

Bilemiyorum… Doğayı katleden, birbirimize zarar veren, mutlu olmasını bilmeyen, sahip olduklarıyla yetinmeyen ve şükretmeyen insanlar olarak  böyle bir sonu hakediyoruz belki de…

Sevgilerimle,

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir