Plazadan Bisiklete

secil-ve-alexDoğal yaşama ve bisikletle seyahate meraklı bir çift Seçil Öznur Yakan ve Alexios Menexiadis. Seçil’le eski plaza hayatını, bisiklet sevdasını ve Bisiklet Gezgini’nin doğuş hikayesini konuştuk. Biz bu bisiklet ailesini  tanımaktan ve sıcak dükkanlarında misafir olmaktan cok mutlu olduk. (hatta muhabbete doyamayıp röportajı kapı önünde bitirdik  🙂 ) Umarız siz de okurken keyif alırsınız…

Merhaba Seçil, hoş geldin ya da biz hoş bulduk 🙂 .  Kendini kısaca tanıtır mısın? Nerelisin, nerede büyüdün, nere(ler)de okudun?

Ordu’da doğdum ama 8 yaşından beri İstanbul’da yaşıyorum. Ailem daha iyi bir eğitim alabilmemiz için bu kararı vermiş. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Bisiklet Gezgini’ni açana kadar da makine mühendisliğini severek yaptığımı söyleyebilirim. Ama doğal yaşam ve bisikletle yolculuk merakım, isteğim galip geldi sanırım.

Bu bölümü okumaya nasıl karar verdin? Makine, inşaat mühendisliği gibi bölümlerin kadınlar için zor olduğu yönünde bir algı var, ne yazık ki… Bu konuda ne düşünüyorsun?

Problem çözmeyi hep sevdim, mühendislik okumayı da bu yüzden istemiştim galiba. Sadece makine degil başka mühendislikler de yazmıştım ama makine mühendisliğini kazandım, severek okudum ve çalıştım.

Kadınlar ve mühendislik konusuna gelince; haklısınız mühendislik, kadınlar için dezavantajlı meslek gruplarında kabul ediliyor. Mühendislik fakültesi 160 kişi alıyorsa 10’u kadın gerisi erkek oluyor genelde. Sınavı kazandığımda bana gelen tepkiler de hep neden makine mühendisliği yazdığımla ilgiliydi. Ama insanların atladıkları bir şey var; mühendis olmak illa fiziksel güç kullanımını gerektirmiyor ki. Kafanızı kullanmanız da biraz onemli, öyle değil mi? 🙂 .

Tabii çalışma ortamlarında genelde erkek egemen olduğu icin “kadın mühendis” olarak tepki alabiliyorsunuz. Çalışma hayatına yeni başladığımda iş yerimde bir bölümün sorumluluğunu bana vermişlerdi. Benden önceki sorumlu 30 yıllık tecrübesi olan bir ustaydı. Yarı yaşında, yeni mezun, üstelik de bir kadının “usta”nın sorumlusu olması önceleri biraz sorun yarattı ama sonrasında iyi anlaştık 🙂 . Sadece biraz mücadele gerektiriyor. Bu süreçte; karşınızdakine kendinizi samimi bir şekilde anlatmanızın, ortak çözüm bulabileceğinizi ve aynı amaç için çalıştığınızı hissettirmenizin işleri kolaylaştırdığını, sorunları çözdüğünü gördüm.

Ne yazık ki Türkiye’de böyle bir bakış açısı var, kadınsan yapabileceğin iş bellidir. Geçenlerde kadın bir servis şoförü gördüm mesela, ne güzel!

Bisiklet Gezgini’ni açana kadar çalışma hayatın nasıl geçti?

Üniversiteden mezun olduktan sonra Friterm A.Ş’de üretim mühendisi olarak çalışmaya basladım. Sonra Alarko Carrier’da yine üretim bölümünde ve son olarak da Ikea’da satın alma ofisinde çalıştım. Çalıştığım tüm şirketlerde çok seyahat ediyordum ama galiba en çok Ikea’da seyahat ettim.

Ikea’da çalışıyorken kurumsal hayata veda etmen enteresan aslında. Yani duyduğumuz kadarıyla Ikea’nin çalışma şartları diğer firmalara göre nispeten daha rahat. Sende, bıçak kemiğe dayandı da istifa ettim gibi bir durum olmamış gibi anlıyoruz?

Evet çalışma şartları ve yan hakları oldukça iyiydi. Normalde bir şirkette yeni işe başladığınızda iki hafta izin alabilirken Ikea’da bir ay izin kullanabiliyordunuz (hepsini bir anda kullanamasanız da). Çalışma saatleri de esnekti. Örnegin, sabah 07.00’de ofise gelirseniz 15.30’da çıkabiliyordunuz. Ama çok sık seyahat ediyordum. Sabah 05.00’te evden çıkıp Istanbul dışında bir tedarikçiye gidip gece 22.00-23.00 gibi tekrar Istanbul’a dönüyordum. Alex ile görüşemiyorduk öyle günlerde. Evet belki bıçak kemiğe dayanmamıştı, bir çok insana göre iş koşullarım daha rahattı ama sürekli seyahat halinde olmak, araba kullanmak, boğaz trafiğinde kımıldayamamak beni inanılmaz sıkıyordu ve geriyordu. Hatta son zamanlarda arabanın içinde kendi kendime burada ne işim olduğunu soruyordum 🙂 . Şimdi bisikletle geliyorum Bisiklet Gezgini’ne. Bu benim için inanılmaz bir rahatlık ve özgürlük.

secil

“Denemeden bilemezdik.”

Peki ne zaman canına tak etti, artık bu işi bırakmalıyım dedin?

Evet çok yoğun çalışıyordum ve çok seyahat ediyordum ama işle ilgili istifa etmemi gerektirecek somut bir olay yaşamadım. Sadece bisiklet hayatıma daha çok girmeye başladı, işe bile bisikletle gitmeye başlamıştım. 2010 yılından beri aktif bisiklet kullanıyorum. Alex ile yurt içi – yurt dışı bir çok tur yaptık. Bu turların birinde, Amsterdam’da bisiklet dükkanı olan biriyle tanıştık. Biz de İstanbul’da böyle bir dükkan açabiliriz diye düşündük. Çünkü, Türkiye’de tur bisikleti, bisiklet parçaları vb. satan dükkan yoktu. Kendimizden biliyoruz, istediğimiz bisikletleri, parçaları bulamıyorduk. Ancak yurt dışına gittiğimizde alabiliyorduk. Bunun sıkıntısını yaşamış kişiler olarak bisiklet tutkunlarına faydamız dokunsun istedik, bir yandan da 🙂 .

Ikea’dan ayrılırken maddi kaygıların oldu mu? “Bu işi yapabilir miyiz”, “Ya istediğimiz gibi gitmezse…” gibi?

Olmaz mı, belki de en zor kısım bu karar anıydı. Çünkü bir miktar birikmiş paramız vardı ve hepsini bu “hiç bilmediğimiz” işe yatırdık. Çevremize sadece tur bisikleti satacağımızı söylediğimizde “Deli misiniz? Türkiye’de bisiklet turu bile yapmıyor insanlar!” şeklinde tepkiler alıyorduk. 2013 yılında biz Bisiklet Gezgini’ni açtığımızda Türkiye’de çok az bisiklet dükkanı vardı, şimdi arttı. Bu trafikle, şehirle baş etmede, bisiklet büyük yardımcı. Tüm riskleri göze alarak kararımızı verdik, denemeden bilemezdik. İşler ters gidip, tüm paramız biterse; kapatırız dükkanı, yeniden başlarız hayata dedik. Sonuçta, CV’lerimiz tekrar kurumsal hayat dönebilmek için gayet yeterli; başka şirketlerde yine eskisine benzer pozisyonlarda iş bulabileceğimizi düşündük. Neyse ki gerek kalmadı 🙂 .

 “Türkiye’nin ilk tur bisikleti dükkanıyız.”

Peki işten ayrılma ve böyle bir dükkan açma konusunda Alex ile sorun yaşadınız mı ? Beraber çalışmak zor mu?

Beraber alınmış bir karar olduğu için sorun yaşamadık. Alex şimdi dükkanın atölyesinden sorumlu ama aslında tarihçi. Benim o zamanki çalışma şartlarıma göre daha esnek bir işi vardı: Müzelerle sergi ve proje bazlı çalışıyordu. Dolayısıyla onun bu yaşam tarzına geçişi daha yumuşak oldu.  Aslına bakacak olursanız Alex, 1992’den beri günlük hayatında bisiklet kullanıyor, turlar yapıyordu ve bisiklet tamirine de meraklıydı. Atina’daki evin garajı atölye gibiydi. Dükkanın atölyesinin bir çok malzemesi de oradan geldi hatta.

Tabii 24 saat birbirimizi görmek, birlikte çalışmak bazen zor olabiliyor. O Türkiye’de doğmuş büyümüş biri olmadığı için bazı konulara bakış açısı farklı. Bu yüzden bazı konularda aynı fikirde olamayabiliyoruz. Ama amacımız ortak olduğu ve de dükkanımızı sevdiğimiz için bir şekilde orta yolu buluyoruz 🙂 .

Tur bisikleti ve ekipmanı satmanın dışında; bisiklet tamiri ile ilgili eğitimler veriyorsunuz ve bisiklet turu yapmış kişilerin söyleşilerine ev sahipliği yapıyorsunuz. Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de bir benzeriniz yok ?

Evet yok 🙂 . Aslında böyle bir dükkan açma amacımız sadece ticari değildi. Samimi olmak gerekirse eski işlerimizde çok daha fazla para kazanıyorduk. Ama biz bu yaşam tarzını seviyoruz ve böyle mutluyuz. Kışın iki ay bisikletle tur yapmak istiyoruz. Kurumsal hayatta böyle bir imkanınız olmuyor.

Kendi tecrübelerimizden yola çıkarak; bisiklet turu yapan insanların nelere ihtiyacı olur, hangi konularda sıkıntı yaşayabilirler diye düşündük. En önemli konu kesinlikle doğru bisiklet seçimi ve bisiklet tamiri. Bisikletle yola çıktığınızda tek başınasınız. Dağın başında lastiğiniz patladığında yol yardım servisini arayamazsınız. Kendi başınızın çaresine bakmanız gerekir. Bu yüzden çok sağlam bisikletler satıyoruz ve yolda bisiklet tamiri ile genel bakım eğitimleri vermeye başladık.

Bir yandan da bisikletle tur yapmış kişilerle söyleşilerimiz devam ediyor. Tur maceralarını, anılarını çektikleri fotoğraflarla birlikte anlatarak bisiklet meraklılarına ilham veriyorlar. Dinleyenler, biz de yapabiliriz diyerek ayrılıyor dükkandan. Avrupa’da kadın, erkek, genç, yaşlı herkes, hatta çocuklarıyla birlikte bisiklet turu yapıyorlar. Türkiye’de insanlar bu kadar cesaretli değil. Çünkü tek başına tur nasıl yapılır, nelere dikkat edilir bilmiyorlar. Amacımız, eğitim ve söyleşilerle insanlara bu konuda yardımcı olmak, yol göstermek. Türkiye’nin ilk tur bisikleti dükkanıyız. İsteyen herkesin doğru ekipman ve bilgi ile bisiklet turu yapabileceğini düşünüyoruz.

alex-atolye
Alex, bisiklet tamiri eğitimi veriyor.
p1130652
Bisiklet Gezgini açıldığı 9 Mart 2013 tarihinden beri 93 söyleşiye ev sahipliği yaptı. 7000’den fazla kişi bu söyleşilere dinleyici olarak katıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bisikletle ilgili herhangi bir eğitim aldınız mı ya da seminerlere vs. katıldınız mı?

Ben herhangi bir eğitim almadım ama bisiklet ile ilgili çok kitap okuyorum, yolculuktan ulaşıma kadar dünyada neler oluyor takip ediyorum. Alexios, Rohloff fabrikasında eğitim aldı ve yıllar içinde kendi atölyesindeki deneyimleriyle işine çok hakim. Şimdi atölyede dünyanın dört bir yanından farklı markalarda ve farklı kullanım koşullarından gelen bisikletlerle tecrübesini artırıyor. Bisikletlerimiz, kullandığımız ekipmanların hemen hemen hepsi dükkanda sattığımız ürünler. Bu ürünlerin fabrikasına gidip nasıl üretildekileri konusunda fikir ediniyoruz. Ürünlerimizin satışını yaparken de tabii katkısı oluyor.

Aldığın üniversite eğitiminin şu anki işine katkısı oldu mu?

Tabii ki oldu. Dükkana yeni ürünler seçerken teknik detaylarını da inceliyorum. Bu aşamada eğitimimin ve eski iş tecrübelerimin faydasını görüyorum. Örneğin; çok fazla kaynak atölyesinde çalıştığım için bisiklet kadrolarının kaynağı nasıl yapılmış diye bakabiliyorum. Bir yandan da; kurumsal iş hayatının getirdiği iş disiplini var ki tedarikçilerle olan ilişkilerimizde hayatımızı kolaylaştırıyor ya da Türkiye’de hala bazı durumlarda zorlaştırıyor. Esnaf mantığı ile düşünmeniz bekleniyor.

Daha önce böyle radikal bir karar almış mıydın?

Açıkçası almadım. Memur bir ailede büyüdüm. Dolayısıyla riske duyarlı yetiştim. Her iş değiştirdiğimde, hatta daha iyi bir şirkete geçtiğimde bile ailem tedirgin olurdu.

İstifa edip bisiklet dükkanı açma kararını ailen nasıl karşıladı ?

Kararımı onaylamasalar bile ailem bana her zaman destek olmuştur. Bu konuda da çekincelerini söylediler ama kararıma saygı duydular. Babam hala ülke ekonomisi bu kadar kötüyken çok rahat bir işi bıraktığımı düşünüyor, o ayrı :). Her zaman yanımızda olduklarını bilmek bizi çok mutlu ediyor ve rahatlatıyor. Mesela, Bisiklet Gezgini’nin açılış gününde davetlilere ikram edilen pastaların, böreklerin annelerimiz tarafından yapılması bizim için çok önemli ve değerliydi.

Bu süreçte en gıcık olduğun, bunu da sormayın artık dediğin, cevaplamaktan sinir olduğun sorular oldu mu?

“Emin misiniz?” ve “Nasıl geçineceksiniz?” sorularını duyduk en çok 🙂 .  Bize en çok destek verenlerin bile kafasında bu iş nasıl yürüyecek diye bir soru işareti vardı. Ama aslında çevremizdekilerin farkında olmadıkları bir konu var. Diyelim 10 lira maaş alıyorum, bu 10 liranın büyük bir kısmı akşam dışarda yemeğe, kıyafet almaya ya da benzer harcamalara gidiyor. Ben aslında bu dükkanla sadece işimi değil hayat biçimimi değiştiriyorum. İşe bisikletle gidip geliyorum, tamam belki arada toplu taşıma da kullanıyorum ama araba kullanmıyorum. Dışarıda yemek yemiyorum, dükkanda yediğimiz yemekleri evde yapıp getiriyoruz. Hem daha ekonomik, hem de daha sağlıklı. İşte bu hayatımdaki değişimi algılayamıyorlar, hala eski hayatıma devam edecekmişim gibi bir bakış açısı var. Hal böyle olunca da kazandığın para nasıl yetecek diye merak ediyorlar.

Bunun dışında, bisiklet işine gireceğimizi olumlu karşılayıp, sadece tur bisikleti ile yetinmeyin, dağ bisikleti, çocuk bisikleti gibi farklı ürünler de satın diyenler de çok oldu. Ama bizim isteğimiz ve tarzımız belli, şimdilik bundan ödün vermeyi düşünmüyoruz.

Bir de, bisikletle seyahatin pahalı olup olmadığıyla ilgili sorular alıyoruz. Ona da açıklık getirmek isterim. Tahmin ettiğiniz kadar pahalı değil kesinlikle. Mesela, her akşam otelde kalmayabilirsiniz, çadır da bir alternatif olabilir. Hatta pek çok insan uzun sureli turlara çıkarken evini bile kapatıyor. Dolayısıyla kira, fatura vb. gibi maliyetleri olmadığı için bütçeleri de kendilerine kalıyor.

Aslında ne kadar çok kazanırsak o kadar çok harcıyoruz. Çalışırken kazandığımız parayı zamanı satın almak için kullanıyoruz bir anlamda. Örneğin; seyahat için uçağı tercih ediyoruz, gün içinde daha fazla iş yapabilmek için genellikle toplu taşıma ya da yürüme yerine taksiyi tercih ediyoruz gibi.

Aynen, çalışırken iki haftalık tatilde en iyi yerlere gidilip, 5 yıldızlı otellerde kalınmalı diye düşünülüyor. Biraz daha dinlenmek ve yenilenmek için, gereksiz yere çok para harcanıyor. Kısıtlı zamana sıkışmış oluyor her şey. Hayat kaçıyor aslında. Kurumsalda çalışırken yapmak istenilen bir sürü aktivite zamansızlıktan ve/veya zaman yaratılamadığı için yapılamıyor.

Benim de dükkanda yapmam gereken çok işim oluyor ama daha esnek çalışma saatlerine sahibim. Bu sebeple, uğraşmak istediğim işlerle daha rahat ilgilenebiliyorum, örneğin bisikletle ilgili STK’larda daha rahat çalışabiliyorum. Belediyede bir toplantı olduğunda da, eskiden olduğu gibi izin alma prosedürü olmadığından, kolaylıkla katılabiliyorum.

Rutin bir gününüz nasıl geçiyor? Sabah kalkıyorsunuz ve…

Kalkıyoruz, önce kahvaltı yapıyoruz :). Bisiklet Gezgini, Pazartesi ve Salı hariç, 11.00 ile 19.00 arası açık ama herkesin zannettiği gibi sadece bu saatler arasında çalışmıyoruz. Dükkana yeni ürünler geliyor, bisikletle ilgili bir sunum veya eğitim hazırlanması gerekiyor ya da yapacağımız görüşme/ toplantı oluyor dolayısıyla 11.00’den daha erken güne başlıyoruz. Ofiste çalışan ve işten çıkıp yetişemeyen müşterilerimiz için Perşembe günleri akşam 21.00’e kadar açığız. Haftada bir gün, çalışanları düşünüyoruz aslında. Perşembe akşamları, hafta sonu bir yere gidecek kurumsalda çalışan son dakikacılar için iyi oluyor (Kurumsal kafası burada da devreye giriyor!- kahkahalar).

Dükkan zaten bizim için bir nevi yaşam alanı, sağolsun buraya gelen kişiler de bunu biliyorlar. Mesela burada bir defterimiz var. Bisikletle tura çıkan arkadaşlar, buraya geldiklerinde bu deftere yaşadıklarını yazarak, maceralarını bizimle paylaşıyorlar. Onların yazdıkları sayesinde bir nevi bu yolculuğu biz de yapmış oluyoruz.

secil-defter

Dışardan yaşam tarzın çok güzel görünüyor. Peki hiç mi dezavantajı yok?

Var tabii olmaz mı. En başta, hafta sonu çalışıyoruz.  Dolasıyla hafta içi mesaili çalışan arkadaşlarımızla pazar sabah kahvaltısı gibi bir olayımız olamıyor. Biz de hep beraber dükkanda yapıyoruz kahvaltıyı. Ama tabii ki her zaman olmuyor böyle, başka yerde program yaptıklarında biz dahil olamıyoruz.

Bunun dışında burada fiziki bir dükkan olduğundan dolayı bunun sorumluluğunu da taşıyoruz. Ödemeler, kira, aidat ve benzeri maliyetler dışında burada fiziki bir sıkıntı olduğunda artık bizim müdahale etmemiz gerekiyor.

Emeklilik planın var mı?

Emekli olmayı hiç düşünmedim. Bisiklet Gezgini’ne çok emek verdik. Böyle devam etmek istiyoruz. Herkes, “şu markayı da alın, bu markayı da alın” diyor ama bizim büyümek gibi bir hedefimiz yok. Halimizden memnunuz. Daha yapmayı planladığımız çok turumuz var 🙂 .

Büyümek gibi bir hedefiniz yok belki ama kısa sürede çok ciddi bir kitleye sahip olduğunuzu görüyoruz.

Türkiye’de bu konseptte (tur bisikleti satan, eğitim veren ve söyleşilere ev sahipliği yapan) bir bisiklet dükkanı yoktu açıkçası. Bu durum haliyle tanınırlığımızın artmasını sağladı. Eskiden dükkanlar sadece bisiklet ve ekipmanlarını satmıyorlardı. Örneğin, beyaz eşya dükkanlarında bisiklet de satılıyordu. Böyle bir piyasa vardı. Yavaş yavaş hayatlarında bisiklet olan insanlar dükkan açmaya başladılar. Bu durumun genel seviyeyi ve farkındalığı artırdığını düşünüyorum.

Bizi ilk duyduğunda ne düşündün?

İsiminiz amacınızı gayet net anlatıyor aslında (kahkahalar). Ben de plazadan dünyaya geçenlerden olduğum için sizi duyduğumda heyecanlandım tabii.

Adına araba dediğimiz küçük metal kutucukların içinde sürekli bir yerlere gitme, trafikte olup hayatı kaçırma halini sevmiyorum. Bisikletle yolculuk yaparken, yolda herşeyi görebiliyorum, kelebekleri görüyorum, yol kenarında çiçekleri görüyorum, yanımdan geçen insanlara selam veriyorum. Plaza hayatında, 15. kattan asansörle otoparka iniyorsunuz arabaya binip evin otoparkına gidiyorsunuz. Belki de bazı günler dışarıdaki havayla hiç temas etmiyorsunuz.

“Hayatımızı gereksiz bir çok şeyle dolduruyoruz. Yetmiyor, evlerimizi dolduruyoruz. Sonra nefes alamıyoruz.”

 

Güneşi hiç görmediğiniz günler bile olabilir.

Kesinlikle, sürekli yapay havayı solumaya mahkum oluyorsunuz. Bu normal değil. Dışarıda bir hayat var. Hafta sonu geldiğinde herkes Polonezköy gibi şehre yakın yerlere kahvaltı yapmaya gitmek istiyor mesela. Çünkü yeşile, açık havaya ihtiyaçları var. Ama kimse günlük hayatını ona doğru çevirmek için bir uğraş vermiyor. Alex Türkiye’ye ilk geldiğinde evlerin balkonlarının kapalı olmasına çok şaşırmıştı. Çünkü Atina’da hava çok sıcak, evlerin yarısı ya balkon ya teras. Şu çok garip aslında; herkes yeşile koşuyor ama kimse balkonunda çiçek yetiştirmiyor. Ya da penceresine bir saksı koymuyor. Çünkü bu emek istiyor, kimsenin o kadar vakti ve sabrı yok.

Bir arkadaşım brunch için şunu demişti; tüm hafta yemekhanede orada burada sıradasın, Brunch’a gidiyorsun, hafta sonu haliyle orası da kalabalık yine sıradasın. Evde sandeviç hazırlayıp sahilde kahvaltı yapmak insanı daha mutlu etmez mi?

Çünkü gittiğin brunchtan fotoğraf paylaşacaksın vs. 🙂 . Bir de sana hizmet edilecek, sandeviçini kendin taşıman gerekmeyecek. Ama işte hayatımızı gereksiz bir çok şeyle dolduruyoruz, yetmiyor evlerimizi dolduruyoruz. Sonra nefes alamıyoruz.

Takipçilerimize önereceğin, söyleyeceğin bir şey var mı?

Siz zaten gayet güzel bir şekilde söylüyorsunuz. Çok farklı bir şey söylemeyeceğim. Herkes diyor ki, “iç sesini dinle”. İç sesini dinlemek çok zor. Sürekli şikayet etmek yerine istediklerimiz için çaba sarf etmeliyiz. Yoksa hiçbir sey kendi kendine olmuyor. 

“Aksiyon alın” diyorsun yani.

Aynen. Bir yerden gelmiyor, sen oluşturacaksın. Nasıl ilgini çeken uygulamayı telefonuna sen indiriyorsan, sana telefon içinde hazır gelmiyorsa…

Şimdi sıra mini testimize geldi, sorularımıza hızlı cevaplar bekliyoruz 🙂 .

Mini Test/ O mu bu mu?

  1. Çay mı kahve mi? Çay
  2. Canon mu Nikon mu? Nikon
  3. Topuklu ayakkabı mı, babet mi? Babet
  4. Papatya mı gül mü? Gül
  5. Uçak mı yelkenli mi? Yelkenli
  6. Mac mi PC mi? İkisi de değil 🙂
  7. Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan? Tavuk yumurtadan
  8. iPhone mu Samsung mu? Samsung kullanıyorum ama 🙂
  9. Supermen mi Batman mi? Batman

Bize zaman ayırdığın ve bu keyfili sohbetin için çok teçekkür ederiz.

Rica ederim 🙂 .

 

toplu-foto

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Plazadan Bisiklete“ için 1 yorum yapılmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir