“Sliding Doors” Ya Da “Rastlantının Böylesi”


Size oluyor mu bilmem ama bazen gündelik rutinim içindeyken bir an geliyor, izlediğim bir filmi yaşarken buluyorum kendimi. Geçenlerde önce bizim duraktan İETT otobüsünü, sonra da metroyu kaçırınca “acaba mı?” dedim… Gerçekten “rastlantının böylesi” mümkün mü?

Giden metronun arkasına bakakaldığımda aklıma gelen film, orijinal ismiyle “Sliding Doors” -Türkçe ismiyle “Rastlantının Böylesi”- olan, 1998 yapımı bir Peter Howitt filmi. Neredeyse 20 yıllık olan bu filmi, bana bazı şeyleri (yazının devamında belirttim) hatırlattığı için aralıklarla seyretmeyi seviyorum. Tam da bu sebepten, hala seyretmemiş olanlar varsa da seyretmelerini tavsiye ediyorum.

MV5BMjU3YzkzNzItNjc5Mi00ZTg3LWFlYmYtYTc4OGYwODA3OTY5XkEyXkFqcGdeQXVyODY0NzcxNw@@._V1_SX674_CR0,0,674,999_AL_

İşte hikayede tam da bu zamanlama ile başlar. Metro sahnesiyle birlikte film iki farklı yöne gider.

  • Metroyu yakalayan Helen’ı evde nasıl bir ortam beklemektedir? Bu karşılaştığı ortam neye sebep olur? Bu olanlara Helen nasıl tepki verir?
  • Metroyu kaçıran Helen eve nasıl ulaşır? Neleri görür/göremez? Bundan sonraki hayatını nasıl planlar?

 

Film bu iki farklı senaryo üzerinden eş zamanlı olarak devam ediyor. Böylece metro istasyonundaki birkaç saniyelik farkın nasıl açıldığına şahit oluyoruz (meraklısına not: Esas oğlan James (John Hannah), Helen ile karşılaşmıştır bile). Spoiler olmaması için daha fazla konuya girmeyeceğim merak buyurmayınız. Ama bir kadının olaylar karşısında güçlü durmasının ve değişimi için elinden geldiğini yapmasının bana ilham verdiğini söylemem gerek. Eş zamanlı hikayelerdeki ufak kesişmelerden de ayrı bir tat aldığımı da belirmeden geçmeyeyim.

İster kadercilik deyin, ister boş vermişlik, insanın elinde olmayan şeyler yüzünden yaşadıklarına bir noktada direnmemesi gerektiğini hatırlatır bu film bana. Bunu uygulamak zor olsa da, bazen hayatı (özellikle iş hayatını) koyvermek gerekmez mi, ne dersiniz?

Hem ne diyoruz zaten #alttarafisihayati (dikkat bu cümle reklam içermektedir! 🙂 ).

İyi seyirler ve de şimdiden iyi bayramlar 🙂

“Bu kadar yazmışın, yok mu bunun fragmanı” diyenler, sizleri de duydum 😉

Zeynep Erdoğan

plazadandunyaya_profil_zeynep02_2

Yemek yapmayı ve paylaşmayı terapi olarak gören bir blogger; vizörünün arkasındayken diğer terapisinde olan bir ileri amatör; utanmasa kapının gıcırtısıyla rakseden bir “dandöz”; orta avlu’nun 35lik’i; yeğenlerinin asker arkadaşı; fil hafızalı yer-yön uzmanı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir