Toplumsal Hastalığımız: Israr

Yıllarca ailede, sosyal ve iş hayatında ısrara maruz kalmış biri olarak uzun zamandır bu konuda yazı yazmayı (içimi dökmeyi 🙂 ) istiyordum. Tabii şunu da belirteyim; “ısrar etmek” sadece benim çevreme özgü bir davranış değil, ne yazık ki toplumsal hastalığımız…

Önce TDK, “ısrar”ı nasıl tanımlamış ona bakalım.

-bir konuda, bir düşüncede sürekli direnmek, ayak diremek
-çok istemek

Güzel, tanımda bir sıkıntı yok 🙂 . Kendinize ısrar etmenizde de bir sorun yok. Bir şeyi çok isteyebilir ve onu gerçekleştirmede çok ısrarcı olabilirsiniz. (O okulu kesinlikle kazanacağım, bu yaz muhakkak kilo vereceğim, sağlıklı besleneceğim, spor yapacağım vb.) Dikkat ettiyseniz bunlar sadece sizi ilgilendiren konular. Dolayısıyla istediğinizi yapabilirisiniz, kendinize istediğiniz kadar ısrar edebilirsiniz. Sonuçta, bu sizin hayatınız. Sorun, başka insanların hayatlarına karışmanızla başlıyor. Kilolu arkadaşınızın belki de kilo verme ile ilgili bir sorunu yok, bunu kendine sizin kadar dert etmiyor. Ona diyet, spor salonu vb. önermeler de ne demek? Sizden yardım istemeyen birine yapacağınız yardım aslında örtülü bir eleştiridir. Yardım ederken de dikkatli olmak ve epmati kurmak gerekir.

Aslında biz toplum olarak başkalarına karışmayı, bizimle ilgili olsun olmasın her konuda fikir yürütmeyi pek severiz. İsteriz ki herkes bizim dediğimizi yapsın, bizim gibi düşünsün. Her ne kadar inkar etsek de farklı olanları/düşünenleri çok sevmeyiz. İşine karıştığımız kişi bizi nazikçe geri çevirdiyse bu sefer de düşüncemizi ona kabul ettirene kadar ısrar ederiz. Bu “tatlı” (!) ısrardan sonra da karşımızdaki dediğimizi yapmaz/ istediğimiz gibi düşünmezse, alınırız. Peki sizce bu ısrar mı oluyor, baskı mı?

Elbette tecrübelerimize dayanarak çevremizdekilere öneri de bulunabiliriz. Kimsenin de buna itirazı olacağını düşünmüyorum. Öneride bulunduktan sonra karşı tarafın özgür iradesini, düşüncesini, kararını hiçe sayarak ısrar etmeyi yanlış buluyorum.

İşin kötü tarafı artık ısrarı doğal karşılamaya başladık! Örneğin; herkesin yemek yedigi bir ortama sonradan dahil olduğumuzda (Aç mısın? Yemek yer misin?) ya da bize bir şey ikram edildiğinde (Alır mısın?) hemen evet deyip kabul etmek ayıp karşılanır ya hani (!) (Aaa ne ayıp, dünden razı yemeye? Aç aç gelmiş buraya?) . O yüzden önden bir “Yok almiyim ben, teşekkür ederim.” deriz. Aslında aç olduğumuz için karşı tarafın bir kere daha sormasını bekleriz umutla. Vee nihayet ikinci soru gelir ; “Neden almıyorsunuz? Çok güzeller ama lütfen buyrun?” Ohhh artk gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. (Eeeeh madem o kadar ısrar ettiniz…. 🙂 )

Bunun bir de şöyle bir versiyonu var: Aynı yere karnınız tıka basa dolu bir şekilde gidiyorsunuz. Size bir dilim pasta ikram ediyorlar. Bu sefer gerçekten yiyecek yeriniz olmadığı için nazikçe geri çeviriyorsunuz. Ama hani o çok sevdiğiniz, gelmesini umutla beklediğiniz soru var ya, o yine geliyor 🙂  “Az da olsa almaz mısınız? Çok güzel oldu, valla yemezseniz pişman olursunuz!” Cevabınız degişmeyecek, “İnanın tokum, 1 gr yiyecek yerim yok…” Beyhude çabalar… 🙂 Karşı taraf sizin nezaketen hayır dediğinizi düşünüyor bir kere. Gerçekten “hayır” demek istediğini anlat anlatabilirsen…. Yani, ısrar edenler kadar, ısrar edilenler de suçlu.

ısrar

Neden ısrar ediyoruz?

Bu soruyu ısrar eden birine soracağınızda alacağınız en popüler, belki de tek cevap: “Senin iyiliğin için!”

İşte en vurucu cevap. Artık buna ne desen boş. Hep sen suçlu olursun. “Ben onun iyiliği için dedim ama.. Neden kızdı ki şimdi?” 🙂  Senin, onun iyiliğini düşünmene kızmadı ki. Onun da yetişkin biri olduğunu ve kararlarını kendinin alabileceğini unutmana kızdı, kırıldı.

Aslında bu iyilik ve kıyamama kisvesi altında yapılan ısrarların temelinde ego olduğunu düşünüyorum. Karşı tarafa tamamen kendi isteğini yaptırmak için çırpınan bir ego. Etrafınıza baktığınızda, sadece kendisinin değil başkalarının da özgürlüğüne önem veren insanların kimseye ısrar etmediğini göreceksiniz. Elbette çevrenizdekilere, sevdiklerinize öğüt verebilir, tavsiyede bulunabilirsiniz. Tecrübelerimizi paylaşmak önemli ve hatta gerekli. Sorun, aynı konudaki tavsiyelerin ve öğütlerin sürekli tekrarlanarak karşı tarafı bayıltması 🙂 Sonuçta herkesin bir özgür iradesi var. Başkalarının özgürlüklerini kısıtlamadıkları sürece herkes istediğini yapmakta özgürdür.

Tabii şunu da özellikle belirtmek istiyorum. Yukarıda anlattığım her şey yetişkinler için geçerli. Çocuklarda durum biraz daha farklı. Sonuçta onların hayat tecrübeleri yetişkinler kadar fazla degil. Ama bu onlara da ısrar edebileceğimiz anlamına gelmiyor elbette. Paternalizm ile ilgili yazımdan bir bölümle bu konuyu açıklamaya çalışayım.

Latince ‘patern” (baba) kelimesinden türetilmiş olan paternalizm, birini kendi iyiliği için bir şey yapmaya zorlama anlamını taşır (ne kadar tanıdık geldi değil mi? 🙂 ).” Evladım, sen üşüdüğünü anlamazsın anlamazsıın… Giy şunu üstüne!” , “Sosyoloji, psikoloji okuyup ne yapacaksın? Vallahi aç kalırsın, sen yine mühendislik falan oku. Yani bir altın bileziğin olsun kolunda, ondan sonra keyfi olarak yine oku sosyoloji…” “Bu kadarcık yemekle doymazsın.” Bu liste daha böyle uzar gider. Eminim bir çoğumuz duymuşuzdur böyle cümleleri. İyi niyetle ve bizi düşündükleri için söylediklerine şüphe yok. Ancak yetişkin bir birey olduktan sonra da bunları duymaya devam etmek insanı sıkıyor ve geriyor açıkçası. Sanki hata yapma özgürlüğün kısıtlanıyor gibi…

Bu arada paternalizmin çocuklar için kabul edilebilir bir durum olduğunu da söylemek lazım. Çünkü çocuklar yetişkinlere göre hayatla ilgili daha az şey bildikleri için korunmaları ve kontrol edilmeleri gerekir. Ancak uygar toplumlarda yetişkinlere yönelik bir paternalizm kesinlikle kabul edilebilir bir durum değil (Bunun istisnası: Psikiyatrik bir sorunu olan ya da başkalarına zarar verme tehlikesi olan yetişkinler).

Lütfen, kimseye ısrar etmeyelim, ettirmeyelim, edeni ikaz edelim, insanları rahat bırakalım, boğmayalım, psikolojik baskı yapmayalım. Hele de “iyilik” ve “kıyamama” kisvesi altında ısrar edip karşımızdakini dediğimizi yapmaya mecbur bırakmayalım. Bunları yazarken bile, “ısrar etmeme” konusunda çok mu ısrarcı oldum diye düşünmeden edemiyorum. Ama inanın sizin iyiliğiniz için…. 😉

Sevgilerimle,

 

 

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir