Yavaş Hareketi: Yavaş Çalışma

Yavaş Hareketi ile ilgili tüm yazılar için size buraya alalım.

Hepimiz ‘Keyif Çağı’nı bekliyorduk, değil mi? Evimizi robotlar temizleyecekti, işlerimizi bilgisayarlar yapacaktı, jetgiller gibi bir hayatımız olacaktı,  tabii ki daha az çalışacaktık, hatta o kadar çok boş zamanımız kalacaktı ki ne yapacağımızı bilemeyecektik… Evet bir kısmı oldu belki ama bir yandan da eskisinden daha fazla çalışmaya başladık.

screen-shot-2017-01-11-at-12-14-03

Evet, hepsi yanıldı! Haftada 14 saat yerine neredeyse günde 14 saat çalışmaya başladık.

Peki ne oldu bu Keyfi Çağı’na? Neden hala bu kadar çok çalışıyoruz?

1.Para

2.Tüketime olan düşkünlüğümüzün her geçen gün daha da artması (bu da daha fazla para demek)

Teknolojinin sağladığı “zaman tasarrufunu”, dinlenmek, hayatı yaşamak için değil daha çok para kazanmak için kullanıyoruz. Artık saklanacak yerimiz de kalmadı, e-postalardan, fakslardan, telefonlardan… 24 saat tetikteyiz, kafamız hep meşgul.

Hayatın anlamı nedir sizce?

a-Daha çok para kazanmak mı?
b-Daha çok “yaşamak” mı?
c-Sadece mutlu olmak mı?

Cevapların büyük çoğunluğu b ve c şıkkı olur diye tahmin ediyorum. Tabii ki daha çok para kazanmayı hayatın anlamı olarak görenler de vardır illa ki. Dayatma değil de salt kendi tercihiniz olduğu sürece ona da saygım sonsuz 🙂 .

Benim derdim; işimizin, bütün hayatımızı ele geçirmesine izin vermemiz. Hayatta zaman ayırmamız gereken ailemiz, arkadaşlarımız, hobilerimiz var. En önemlisi “biz” varız. İşte bu yüzden hayatımızı biraz yavaşlatmalıyız. Daha az çalışarak…

Yeni nesil (bunu diyecek yaşa geldim mi ben ya! 🙂 ) bu konuda biraz daha cesur. İş istiyorlar ama özel hayatlarından da taviz vermiyorlar. Kendi zamanlarına kendileri hükmetmek istiyorlar.

Bizler de saatlerce çalışmaya tepkimizi yavaş yavaş göstermeye başladık, nihayetinde. Daha az çalışmak genellikle daha az para kazanmak anlamında gelse de bu bedeli ödemeye razı insanların sayısı her geçen gün artıyor. Part time, freelance çalışma modelleri eskisine göre daha çok tercih ediliyor.

Aslında daha az çalışmak düşünülenin aksine maddi açıdan sizi o kadar da zorlamıyor. Çünkü işyerinde daha az vakit geçirmek, part time ya da freelance çalışmak bir takım günlük harcamalarınızı da (ulaşım, park ücreti, dışarda yemek, hazır yemek, kahve, kreş, kuru temizleme vb.) yapmamak demek, aynı zamanda.

İş ve özel hayatın dengede olması önemli.

Daha az çalıştığımızda daha verimli oluyoruz. Evet, çalışma koşullarının değişmesine yönelik yasalar çıkabilir ama ilk önce yapılması gereken insanların düşünce tarzını degiştirmek. İş ve özel hayat arasında denge kurma çabalarına, önce insanın kendisi köstek oluyor. Hala çoğu insan daha az çalışma modeline tereddütle bakıyor. Çünkü, şirketlerin daha az çalışanları cezalandırıp, daha çok çalışanları ödüllendirdiği sistemi zihinlerinden silemiyorlar.

Yıllardır vakit nakittir kültüründe çalışan insanlar olarak artık çalışma saatlerini kendimiz belirlemek istiyoruz. Düşünsenize, zamanımız üzerinde kontrol yetkisine sahip olduğumuzda, daha yaratıcı, daha rahat, daha üretken ve en önemlisi daha huzurlu olmaz mıyız? Evet belki gelirimiz azalır ama hem iş hem de özel hayatımızdan daha fazla keyif almaz mıyız?

Tabii şirketlerin çalışanlarına çalışma saatlerini belirleme özgürlüğü tanıması köklü bir sistem değişikliğini gerektirir. Ama imkansız değil :). Örneğin ING Bank’ın, “uzaktan çalışma” modelini uygulamaya başlaması umut veriyor gerçekten.

Daha az ve ancak gerektiği kadar çalışmak….

Her şeyin tam zamanında yapılmasını şart koşan modern işyerlerinde en önemli şey, hız. E-postalara, telefonlara anında cevap vermemiz gerekiyor. Zamanında hazır olması gereken projeler, denetimler, raporlar, toplantılar…

Cep telefonumuza bağımlıyız, her an ulaşılabilir olmamız gerektiğini düşünüyoruz. (Sonuç depresyon ve kronik yorgunluk.) Bize ulaşılamayınca işlerin yürümeyeceğini düşünüyoruz. Gerçekten öyle mi, tartışılır…

Bugünden sonra belli saatlerde telefonunuzu kapatmaya ne dersiniz? Mesela, telefon gelme ihtimalinin düşük olduğu gece saatlerinde ya da öğle saatlerinde. Siz telefonunuzu kapattığınızda çevrenizdeki insanlar da buna alışacak. Çünkü, bilecekler ki o saatlerde size ulaşamayacaklar. Deneyeme değmez mi?

Kişilerin tükenmesini önlemek, yaratıcı düşünce tarzını yaymak icin artık terapistler, psikologlar da iş yerinde yavaşlığı öneriyorlar. Şirketler de buna ayak uyduruyormaya başladı. Bazı şirketler personelini rahatlatmak için işyerinde yoga, aromaterapi, masaj secenekleri sunuyor ya da çalışanlarını kısa süreli tatile gönderiyor.

Sonuç olarak; daha sağlıklı, mutlu ve verimli olmak için ofislerimizde de yavaşlamamız lazım. (Her zaman söylediğim gibi, hızlı olmamız gereken zamanlarda hızlı, yavaş olmamız gereken zamanlarda da yavaş olarak elbette. Yavaş ve hızlı arasındaki dengeyi kurmamız önemli.) Bunun için 10 dakika bile yeter. Şimdi gözlerinizi kapatın ve zihnninizi yatıştırın. Bu 10 dakikayi boşa harcanmış bir zaman olarak görmeyin, belki de zihninize yaptığınız bir yatırımdır 😉 .

Sevgiler,

 

Nereden esinlendim:

Carl Honore “Yavaş” isimli kitabı.

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir