Yavaş Hareketi: Yavaş Dinlenme

Boş vakitleri akıllıca doldurabilmek, medeniyetin son ürünüdür.
Bertnard Russell

 

yavas dinlenme

Bu hızlı ve hırslı dünyamızda “boş vakit” hepimiz için hayati bir öneme sahip. Ama bu önemine rağmen, olması da dert, olmaması da :). Hiç boş vaktimiz olmazsa dinlenemeyiz, yenilenemeyiz, çıldırırız! Peki boş vaktimiz olduğunda durum değişiyor mu? Bu sefer de nasıl değerlendireceğimizi şaşırıyoruz.

….Sabah pilates, sonra da dans dersim var. Öğlen okul arkadaşlarımla yemek yiyecektik ya unutmuşum. Akşam üstü sevgilimle sinemaya gideceğiz. Sonra da bir iş arkadaşımın doğum günü partisine….. diye devam eden bol dinlenmeli (!) bir Cumartesi günü daha geçip gider 🙂 .

Benim de böyle geçirdiğim günlerim oldu, oluyor da. Zannetmeyin ki yavaş hareketiyle ilgili yazılar yazıyorum diye yavaş bir hayatım var 🙂 . Henüz tam anlamıyla yok. Yazdıklarımın hepsini uygulayamasam da (bunca yılın birikimi var tabii kolay değil bir anda değişmek) hayatımı dengede (tempo giusto’da) yaşamaya çabalıyorum. Hızlı olmam gereken zamanlarda hızlı, yavaş olmam gereken zamanlarda da yavaş olmayı deniyorum…

Dinlenme kültürü hayatımıza nasıl girdi?

Sanayi Devrimi’nin ilk donemlerinde kadın, çocuk demeden insanlar çok çalışıyorlardı. Boş vakitlerini değerlendirecek uğraşları için para ayıramayacak kadar da az kazanıyorlardı. Ama gelirler arttıkça “dinlenme” kültürü de oluşmaya başladı. Müzeler, tiyatrolar ve konser salonları dolmaya; futbol, basketbol, tenis gibi sporlar da daha çok takip edilmeye başlandı. Oysa dinlenmek için daha çok paraya gerek var mıydı?

Dinlenmek deyince ne anlıyoruz?

Platon’a göre en yüce dinlenme aracı; hareketsiz durup, dünyayı algılamaya çalışmak iken Franz Kafka bakın ne demiş:

“Evden çıkmanız bile gerekmiyor. Masanızın başında öylece oturun ve dinleyin. Yalnızca dinlemeyin, öylece bekleyin. Hatta beklemeyin bile, tek başınıza sessizce kımıldamadan durun. Dünya, maskelerini atıp kendini size sunacak. Başka seçeneği yok ki. Ayaklarınızın dibinde hazla yuvarlanacak.”

Bertnard Russell ise; insanların boş vakitlerini kendilerini geliştirmeye ayıracakları, bahçıvanlık, resim, müzik gibi hobiler edinecekleri kehanetinde bulunmuş.

Aslında Russell’in kehaneti kısmen gerçekleşti. Artık boş vakitlerimizi (az da olsa) hayatımızı yavaşlatacak hobilere ayırmaya başladık. Resim, müzik, okuma, örgü örmek, organik tarım, bahçıvanlık…

Örgü örmek

Örgü örmek şimdilerde resmen havalı bir iş. Hollywood yıldızları bile boş vakitlerinde örgü örüyor 🙂 . Evet belki şu anda moda ve bir süre sonra yerini başka bir şey alacak ama insanları rahatlattığı da bir gerçek. Örgü örmek doğal olarak yavaş bir uğraş. Modern yaşamın stresinin ve acelesinin zehrini atmak için de birebir olduğunu söylemek lazım. Araştırmalara göre; şişlerin yinelenen ritmik dansı, kalp atış hızını ve kan basıncını düşürebiliyor; örgü ören kişiye huzur verip onu neredeyse transa sokuyormuş.

Bahçıvanlık

Bahçıvanlık da örgü gibi hızlanmaya müsait değil. Bir bahçeniz olsa keyfinize göre ağaçların meyve vermesini, çiçek açmasını sağlayamazsınız, mevsimleri kendi programınıza uygun hale getiremezsiniz. Doğanın kendi zaman çizelgesi var ve siz de ona uymak zorundasınız. İşte bu yüzden; bahçıvanlık, yani ekmek, budamak, sulamak, büyümelerini beklemek yavaşlamamızı sağlayabilir.

Televizyon

Televizyon izlemek dünyanın bir numaralı dinlenme etkinliği olabilir ama kesinlikle “yavaş” değil. Bizi eğlendiriyor, zaman zaman bilgilendiriyor hatta rahatlatıyor ama durup düşünmemize fırsat vermiyor. Dahası televizyon izlerken çevremiz ile bağ kurmuyoruz.

Okuma

Fransız filozof Paul Virilio; “Okumak, düşünmeye vakit ayırmak demektir. Bu da kitlelerin dinamik verimini yok edecek kadar insanları yavaşlatır.” demiş. Haksız mı? İşten eve geldiğinizde tüm akşamınızı televizyonda dizi izlemek yerine çay, kahve ya da bir kadeh şarap eşliğinde güzel bir romana ayırmanız sizi sandığınızdan çok daha fazla rahatlatabilir. (Biliyorum, özellikle çocuk sahibi olanlar için başka bir mesai de evde başlıyor. Haklısınız. Ama yine de bir yarım saati kendinize çok görmeyin. Önce kendinize yatırım yapın.)

Okumak da yavaş bir aktivite olmasına rağmen onu da hızlandırmayı başardık. Sindirmeden, hızlıca belki de anlamadan okuyup tüketiyoruz. Oysa keyif alarak yavaş yavaş okuduğumuzda kaçırdığımız bir sürü detayın farkına varabiliriz. Yavaş okumak demek dakikada okuduğumuz sözcük sayısını azaltmak demek değil, kitabı bitirmek için acele etmemek.

Evet, bu ve benzeri yavaş hobilerin hepsini yapabiliriz, günlerimizi -yazımın başında örnek verdiğim gibi- art arda bir çok etkinlikle de doldurabiliriz (sosyal varlıklar olarak buna da ihtiyacımız var) ama bazen de hiçbir şey yapmadan sadece duralım. Kulağa çılgınca geliyor olsa da en azından deneyelim. Belki de en çok buna ihtiyacımız vardır…

Sevgiler,

 

 

Nereden esinlendim:

Carl Honore’nin Yavaş isimli kitabı.

 

 

 

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Yavaş Hareketi: Yavaş Dinlenme“ için 1 yorum yapılmış.

  • […] günlerde ne dinlenmeye övgü‘den haberim vardı, ne de yavaş zihin‘den ve yavaş dinlenme‘den. İşin özü, dinlendiğim zaman yapmadıklarımdan ya da hayıflanıyordum. Bu konu […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir