Yavaş Hareketi’ne Giriş

Yavaş Hareketi ile ilgili tüm yazılar için sizi buraya alalım.

sallangoz
Seferihisar-İzmir

 

  “İnsanlar öylesine çılgın bir kavga gürültünün içerisinde doğar, evlenir, yaşar ve ölür ki, çıldırabileceklerini düşünürsünüz.”

                                                                                                    William Dean Howells, 1907

 

Ne yani her şeyi salyangoz yavaşlığında mı yapacağız şimdi? Hem de İstanbul’da!? Hiçbir şey yetişmez, işe geç kalırız, çocuğu okulda unuturuz, aç kalırız, dünya hızla döner biz yerimizde sayarız, yeniliriz… Gerçekten böyle mi acaba? Herkes çok hızlı yaşarsa hızlı olmanın avantajları da ortadan kaybolmaz mı? Bu durum hepimizi daha da hızlı davranmaya itmez mı? Hızlı olan değil güçlü olan ayakta kalmıyor muydu? Kaplumbağa ile tavşan arasındaki yarışı kim kazanmıştı? 🙂

Yavaş hareketinin felsefesi, salyangoz yavaşlığında değil “dengede” yaşamaktır. Hızlı davranmak gerektiğinde hızlı olmak, yavaş davranmak gerektiğinde de yavaş olmak. Yani “doğru hız”da (tempo giutso) yaşamak .

Gerçekten yavaşlamamız gerekiyorsa önce neden hızlandığımıza bakmak doğru olacak sanırım. Ne oldu da bu kadar hızlandık? M.Ö. 1500’e dönelim; önce seneleri, ayları ve günleri hesaplamayı öğrendik, takvim kullanmaya, programlar yapmaya başladık, zamanı ölçtük. Sonra Sanayi Devrimi ile hayat iş tarafından ele geçirildi, hızımız daha da arttı. Fabrikalar daha çok ürünü daha hızlı bir şekilde üretmeye başladılar. Ne tesadüftür ki “Kolay para yapmak” ifadesi ile tam da bu zamanlar tanıştık. Benjamin Franklin’in hala geçerliliğini koruyan ‘vakit nakittir’ sözö de yine bu dönemde hayatımıza girdi.

Hızlandıkça hızlandık, zamanın az olduğunu daha çok hissetmeye başladık. Bir yanda da ölüm gerçeği malum… Tabi her kültür bu süreci farklı yaşadı. Örneğin; zamanın dairesel biçimde hareket ettiği Çin, Hindu ve Budist felsefelerinde zaman, sürekli bir gidiş geliş döngüsü içerisindedir. Hava gibi sürekli olarak kendini yeniler. Batı geleneklerindeyse zaman düz bir çizgi üzerinde ilerler. A noktasından B noktasına fırlatılan bir ok gibi. Belirli bir sonu olan dolayısıyla değerli bir kaynaktır. Hal böyle olunca, hayatta kalabilmek için hızlı olmamız gerektiğine inand(ırıld)ık.

Bu hızlanma baskısına karşı gelenler de oldu. 1986’da Carlo Petrini öncülüğünde bir grup, Roma’nın en işlek ve tarihi meydanlarından Piazza di Spagna’da açılan McDonald’s restoranının açılışını protesto etti. Meydanın estetiğinin bozulacağını ve yemek yemenin Fast Food atıştırarak doymak olmadığını anlatabilmek icin meydana makarna fırlatarak Amerikan tarzı Fast Food zincirine karşı tepki gösterdiler. Küreselleşmenin ve hızın göstergesi olarak görülen McDonald’s’a karşı yerelliği, yavaşlığı ve sofradaki sağlıklı iletişimi simgeleyen Slow Food’u (Yavaş Yemek) destekliyorlardı.

Roma’daki bu eylem Yavaş Hareketi’nin başlangıcı olarak kabul edilir. İlerleyen süreçte “Slow Food” hareketini temel alarak yeni yavaş hareketler de (yavaş şehir, yavaş iş, yavaş tıp, yavaş seyahat vb.) ortaya çıktı. Hala şekillenmeye devam eden bu hareketin bir merkez ofisi, tek bir lideri veya mesajını kitlelere iletecek politik bir partisi yok. Ama hareketin arkasındaki felsefeyi kabul eden insanların sayısı her geçen gün artıyor.

Son olarak sizi, Christopher Richards’ın hazırladığı müthiş “Yavaş Hareketi Manifestosu” ile baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar…

“Bizi hızlanmaya zorlayanlar var. Direniyoruz! Ne bayrak kaldıracak ne de tükeneceğiz. Ofiste ve yollarda yavaşlayacağız. Çevremizdeki tüm insanlar (hiçbir şey ifade etmeyen) hiperaktivitenin sinir bozucu durumundayken biz, kendimize duyduğumuz güvenle yavaşlayacağız. Kendi huzurumuzu her ne pahasına olursa olsun koruyacağız. Alanlarda ve caddelerde yavaşlayacağız, tepelerde yavaşlayacağız, asla teslim olmayacağız! Çevrenizdekiler hızlanırken siz yavaşlarsanız bizden birisiniz demektir. Diğerlerinden biri değil bizden biri olduğunuz için gurur duyun. Çünkü diğerleri hızlı biz ise yavaşız. Yapmaya değer bir şey varsa onu yavaşça yapmaya da değer. Bazıları doğuştan yavaştır -diğerleri buna mecbur kalırlar. Ancak bir fincan sabah çayıyla yatakta uzanmanın insanoğlunun en iyi hali olduğunu bilen birileri hâlâ var.”

Sevgiler,

 

 

Nereden esinlendim:

  • Carl Honore’nin “Yavaş” isimli kitabı.
  • İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırma Dergisi – 2016 Nisan Özel Sayısı – Murat Ünal ve Y.Sinan Zavalsız – http://itobiad.com/article/view/5000151080

 

 

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Yavaş Hareketi’ne Giriş“ için 1 yorum yapılmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir