Yavaş Hareketi: Yavaş Yemek (Slow Food)

Yavaş Hareketi ile ilgili tüm yazılar için sizi buraya alalım.

 

                                                                                                                                                   “Ne yersek oyuz.”                                                                                                                                                                             Hipokrat          

5 dakika icerisinde mikrodalgada ısıtılmış hazır çorbayı televizyon ya da bilgisayar karşısında içmek yerine sevdiklerinizle uzun sofralarda yemek yemek zaman kaybı mi sizce? Herkesin cevabı “Hayır tabii ki!” olacak eminim ama gerçekler öyle mi dersiniz? 🙂

Önce biraz geçmişe dönelim. Bakalım, ne zaman başlamışız hızlı yemek yemeye. Hiç şaşırmayacaksınız, Sanayi Devrimi’nden sonra ‘acelecilik’ yemek sofralarımızda da yerini aldı. 1970’lerde mikrodalga ile tanıştık ve hazırlanması kısa süren hazır yemekler hayatımıza girmeye başladı. Yiyeceklerin lezzeti yerine ne kadar kısa sürede piştiğine bakmaya, yemek yemeye daha az vakit ayırmaya başladık. Ailece yemek yemenin yerini tek tek televizyon veya bilgisayar karşısında ‘atıştırmak’ aldı. Aceleciğimiz yüzünden sağlıksız beslenmeye başladık, haliyle sonuçlarına da katlanmak zorunda kaldık, kalmaya da devam ediyoruz.

Peki durumun ciddiyetini ne zaman farkettik? Ya da farkettik mi?

Fransız gastronom Anthelme Brillat-Savarin “Ülkelerin kaderi kendilerini doyurma şekline bağlıdır.” diyeli 200 yıl olmuş ama biz durumun vahametini yeni yeni anlıyoruz 🙂 . ‘Yavaş Yemek’ kavramının hayatımıza girmesi bile çok yeni.

Çok değil, 1986’da Mc Donalds’ın Roma’da şube açmasıni, Carlo Petrini öncülüğünde bir grup, (yemek yemenin fast food atıştırarak doymak olmadığını anlatabilmek için) meydana makarna fırlatarak protesto etti. Yavas Hareketi’nin de başlangıcı olarak kabul edilen bu eylemden sonra fast food furyasına dur demek için etkili bir yemek yazarı olan Carlo Petrini ‘Yavaş Yemek Akımı’nı kurdu.

Neyi savunuyor? Bizden ne yapmamızı istiyor bu akım?

Hızlı yaşamın evrensel saçmalığına karşı gelmenin tek yolu, sakin bedenin keyfini sonuna kadar savunmak…. Savunmamız ‘Yavaş Yemek’ ile sofrada başlamalı.

Artık unutulmaya yüz tutmuş ve ustalık gerektiren yemekleri bulmalı ve bunların küresel piyasada yer etmesini sağlamalıyız.

Taze, yerel, mevsimlik ürünler, nesiller boyu elden ele geçen yemek tarifleri, ölçülü çiftçilik, esnaf ürünlerine önem vermeliyiz.

Günümüzde (farkındalığın da artmasıyla) yavaş yemek akımı herkesi sarmaya başladı. Artık yemek kurslarında dünya mutfağının yanı sıra anadolunun unutulmaya yüz tutmuş yemekleri de öğretiliyor. Diğer ekmek çeşitlerine göre yapımı çok meşakkatli olan ekşi maya ekmeğine talep her geçen gün artıyor. Toprak sahibi olmayıp şehirde çalışan ve/veya yaşayan insanlar da Polonezkoy, Şile gibi şehre yakın yerlerdeki hobi bahçelerinde kendi sebzelerini yetiştiriyorlar. Tüketiciler bu konuda bilinçlendikçe herkes kendi işini doğru yapmaya zorlanıyor. Hızlı restoranlar doğrudan yerel çiftliklerden alınmış malzemelerle yemek pişirmeye yöneliyor. İçinizden “Ama bu organik gıdalar da cok pahalı oluyor!” diye geçiriyor olabilirsiniz. Haklısınız. Ama bir de, organik gıdaların neden bu kadar pahalı olduklarını sorgulamak yerine, işlenmiş hazır gıdaların neden bu kadar ucuz olduğunu sorgulamayı deneyelim derim. Haksız mıyım ? 😉

Unutmadan, yemek yemenin sosyalleşmenin bir sonucu olarak görülmesine de kısaca değinmek istiyorum. Aslında doğru bir bakış açısı. Bir arkadaşımızla buluşacağımızda genelde “bi’ yemek yiyelim” ya da “bi kahve icelim” deriz. Bu da yemeği ağırlaştıran bir durum. Yemek pişirmenin ve yemenin doğasında insanları birbirine yakınlaştıran bir özellik var. Ben de Carl Honore gibi ‘companion’ (arkadaş) kelimesinin  Latince ‘ekmek ile’ anlamına gelen kelimelerden türemiş olmasının tesadüf olamayacağını düşünüyorum.

Ferzan Ozpetek-Serseri Mayinlar
Bu yazıya da böyle bir fotoğraf yakışırdı ama… 🙂 Ferzan Özpetek sofraları, geniş aile ve İtalyan yemekleri… (Serseri Mayınlar filminden bir sahne)

Acele etmeniz gerekmediğinde yemek yapmak rahatlamanın müthiş bir yoludur. Hele bir de yaptığınız yemeği sevdiklerinizle paylaşıyorsanız dünyanın en mutlu insanı siz olabilirsiniz. Yemeğimizi bir başkasıyla paylaşmak sadece insanlarla daha iyi anlaşmamızı sağlamıyor. Birkaç farklı ülkede yapılan araştırmaya göre düzenli bir biçimde beraber yemek yiyen ailelerin çocukları, strese ve erken yaşta sigara ve içki içmeye daha az maruz kalıyormuş. Kıssadan hisse olsun hepimize… 😉

 

 

 

 

 

Sevgilerimle,

İrem Devseren

author_3

Yemek diye hayal ürünlerini paylaşan bir blogger; mutlulukların ve sevginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanan bir hayalci; kuzukafalının tombiği, felsefeye meraklı, doğuştan küt saçlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir