Yol Ayrımı

Plazadan Dünyaya olarak, özellikle ilham veren röportajlarımızı anlatırken, “CEO olarak her şeyi bırakıp gitmek kolay ama kübikte yan masanda oturanın bunu yapabildiğini gördüğünde…” diye cümlelerimizi kuruyoruz genelde. Öyle ya, bir patronun ya da bir şirketin üst düzey yöneticisinin, yaşı ilerlediğinde istediği zaman her şeyi bırakıp gidebileceğini, mesela yelkenliyle dünya turuna çıkabilmesinin zor bir şey olmadığını söylüyoruz. “Ama beyaz yakalı olarak bunu yapmak o kadar kolay değil, bu yüzden ilham verenlerin olması önemli” diye de ekliyoruz.

Son seyrettiğim film, tam da bu söylediklerimiz üzerine, hayat gerçekten de böyle mi diye sorgulamamı sağladı, iyi de oldu. Yani sahiden bir patron, her şeyi bırakıp istediği gibi bir hayatı seçebilir miydi? Neyse sizde daha fazla soru işaretlerine yol açmadan, sorgulamamı sağlayan filmi anlatmaya geçeyim.

yol ayrımı afiş

Bahsettiğim, Yavuz Turgul’un son yönetmiş olduğu “Yol Ayrımı” filmi. Hani başta Şener Şen olmak üzere, Rutkay Aziz, Çiğdem Selışık Onat, Nihal Yalçın, Tilbe Saran, Ruhsar Öcal, Mert Fırat, Defne Kayalar, Şerif Erol gibi Türk sinemasının ünlü simalarıyla dolu olan film. Filmin vizyona girdiği dönemde, Mutlu Yaka etkinliğinin ilkini düzenliyorduk, sonra diğer işler derken sinemada seyredememiştim. Konuyu biliyordum ancak eleştirilerini uzun uzadıya okumadım ve filme karşı bir beklenti içine girmedim (Şener Şen’in oyunculuğu ayrıdır benim için).

*****

“Acımasız bir imparator,

Her şeyi değiştirmeye karar verirse,

Her değişimin bir bedeli vardır”

diye veriliyor fragmanında…

Filmin kahramanı olan Mazhar Kozanlı, sert mizaçlı bir tekstil imparatorudur. Babadan kalan mirası büyütmüş; şirketini, bir dünya devi haline getirme yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Mazhar’la birlikte kızı ve oğlu, en yakın arkadaşı ve hatta annesi olmak üzere şirketin yönetimi ailede (Mazhar’ın kapitalist düzende, ne acımasız bir patron olduğunu, istediğini elde etmek için gözünün ne kadar kara (!) olduğunu anlayacak kadar fikir sahibi oluyoruz filmi seyrederken.).

Mahkeme suratlı Mazhar, belli ki hayatını hiç yaşamamış, kendi tercihlerini hiç yapamamış, belli ki onun için kurulan saatin önüne hiç geçememiş. Piyasayı kasıp kavuran, acımasız bu patron için; herkes işini doğru yapmalı, işçiler düzenli çalışmalı, aşçı düzgün yemek pişirmeli, yoksa çalışmaya devam edemezler (bu sahnelerde ruhum daraldı yeminlen). Bu büyük resmi değiştiren ise, her şeyi tepetaklak eden bir trafik kazası

Bu kazanın ardından Mazhar, kendini ve hayatını sorgulamaya başlıyor. O sorguladıkça ve kendine göre bir çıkış yolu bulduğunu düşündükçe, ailesinin tepkisi artıyor. Önceleri kazanın etkisi derken, “amanın bu adama n’oluyor?” diyerek uzun toplantılar yapılmaya başlanıyor (bu toplantılar sırasında aslında Mazhar’ın, aile bireylerini de kendine benzettiği, kurulu bir saatin ötesinde hayatları olmadığı gözümüze sokuluyor).

Bu olanlardan sıkılan Mazhar ise, uzun zamandır koptuğu lise dostu Kavanoz Altan’a (Rutkay Aziz) sığınıyor. Son olarak işten attığı işçi Emine’den başlayarak, daha önce yapmış olduğu hataları kendince düzeltmek için kendince aksiyon almaya çalışıyor. Bu sırada “Nur’un Gemisi”ne geliyor (Tilbe Saran’ın cafesi) ve oradaki farklı yaşamları tanıyoruz hep beraber.

Bundan sonra Mazhar, artık bir yol ayrımında, kendi istediği gibi hayatı kurabilecek mi, yoksa ailesinin istediği gibi geriye mi dönecek?

Vahşi kapitalizmden, daha sosyalist bir düzene geçme isteğinde olan patron (kendi istediği yaşamı artık sürmek isteğinde olan da diyebiliriz) ekseninde film, biraz romantik ve belki de biraz klişe işlenmiş diyebilirsiniz. Ancak film, Mazhar’ın dönüşümü açısından beni fazlasıyla etkiledi ve yazının başında yazdığım şekliyle sorgulamaya sürükledi. Sahi sizce böyle bir yol ayrımında siz ne yapardınız?

Not: Bu bir sineterapi yazısı olduğu ve bir film kritiği olmadığından, oyuncu seçimleri (yaş açısından) ya da diğer teknik konulara (kaza vs) yer verilmemiştir.

Zeynep Erdoğan

plazadandunyaya_profil_zeynep02_2

Yemek yapmayı ve paylaşmayı terapi olarak gören bir blogger; vizörünün arkasındayken diğer terapisinde olan bir ileri amatör; utanmasa kapının gıcırtısıyla rakseden bir “dandöz”; orta avlu’nun 35lik’i; yeğenlerinin asker arkadaşı; fil hafızalı yer-yön uzmanı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir