Tavşan Deliğinden Zeynep’in Harikalar Diyarına

Zeynep Girgin Kalelioğlu kimdir?

zeynep girgin profil fotografiEğitim hayatı boyunca başarılı bir öğrenci olup, hukuk fakültesini kazanan ancak mezun olduktan sonra kendi deyimiyle “diplomasını uçak yapan” bir avukat; edebiyata, yazmaya meraklı, şakacı, komik ve dünyalar güzeli biri, Zeynep Girgin Kalelioğlu. Zeynep ile, hayatındaki radikal kararları nasıl aldığını, muhteşem youtube videolarının kamera arkasını, her biri ayrı komik olan karakterleri nasıl oluşturduğunu konuştuk da konuştuk. Tabii zaman zaman gülmekten konuşamadık 🙂 . Sosyal medyadaki samimiyetini ve sıcaklığını yüz yüze konuşurken de, karşısındakinden esirgemeyen  tatlı Zeynep, seni tanıdığımıza çok mutlu olduk…
Merhaba Zeynep, hoş geldin☺ Kendini kısaca tanıtır mısın? Nerelisin, nerede büyüdün, nere(ler)de okudun?

İş görüşmesinden hallice oldu bu ☺. En sevmediğim özelliğim mükemmeliyetçiliğim diyesim geldi ☺ İş görüşmelerinde de hep bunu söylüyordum ☺ (kahkahalar)

Sorularımız böyle devam etmeyecek, söz…☺

Peki, devam ediyorum o zaman ☺ 24 ocak 1983 doğumluyum. İzmirliyim, ilkokul, ortaokul ve liseyi Çeşme’de okudum. Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi’nden mezunuyum.

Peki, hukuk okumaya nasıl karar verdin?

Çocukluğumdan beri herkes bana “çok konuşuyorsun, büyüyünce avukat ol” derdi. Klasik Türk insanı 🙂 . Maalesef bizim dönemimizde meslek yönlendirmeleri pek bilimsel olmayabiliyordu. Bu sebeple hukuk okumak zaten hep bir şekilde empoze edilmişti. Belki de sürekli bunu duyduğum için, ben de bu fikre sıcak bakmaya başlamıştım ve zamanla hukuk okuma isteği hayalime dönüşmüştü. Sadece bir kişi, farklı bir fikirle gelmişti bana o da lisedeki rehberlik öğretmenimdi. Konservatuarın dramatik yazarlık sınavına girmemi tavsiye etmişti. Çünkü lise zamanlarında öykü ve şiir yarışmalarına çok katılıyordum. Tabii eve gelip anneme bunu anlatınca, pek mutlu olmadı ☺ Her aile gibi garanticiydiler ve yazarlık onlar için pek de garantili bir meslek değildi. Yazarlık macerası da böylece sona erdi, sınavlara bile girmedim. Lise bittikten sonra, ilk tercihim olan 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Bölümü’nü kazandım. İtiraf etmek gerekirse 4 sene boyunca pek de mutlu olmadan okudum. Herşey fazlasıyla ciddiydi ve hiçbir şey Amerikan filmlerinde gözüktüğü gibi değildi 🙂

Avukatlık yapmama kararı alıyor...

O zaman üniversite bittikten sonra avukatlık yapmaya başlamadın?

Zorunlu olan 1 yıllık avukatlık stajımı bitirdikten sonra, 6 ay kadar bir avukatlık bürosunda çalıştım. Ama özellikle bu yoğun eğitim hayatından sonra bir sene ara vererek ne yapmak istediğim üzerine biraz düşünmek istedim. Bu bir seneyi de Londra’da au-pair (çocuk bakıcısı) olarak çalışarak geçirdim. Harika bir deneyimdi benim için. Farklı bir kültürde tek başıma yaşamak bana çok şey kattı.

Vee bu bir yılın sonunda Türkiye’ye döndün…

Aslında iki sene vizem vardı. Ama tabii sağolsun arkadaşlarım beni hiç habersiz bırakmadılar ☺ Hepsinden, işte şurada iş bulduk, şu avukatlık bürosunda çalışmaya başladık şeklinde haberler aldım sürekli. Ben de herkes iş buldu, ben geç kaldım diye panikleyip ilk senenin sonunda dönmeye karar verdim. İstanbul’daki iş görüşmeleri de pek istediğim gibi gitmeyince, yüksek lisans yapmaya karar verdim. Sevmediğim bir işin neden yüksek lisansını yapmak istedim onu da hala çözebilmiş değilim 🙂

Evet ama ya! ☺

İşte, avukatlık yapmaktan kaçayım de nasıl kaçarsam kaçayım ☺. (kahkahalar) İsveç’teki bir yüksek lisans programına başvurdum. Ama sonucu 6 ay sonra belli olacaktı. Sonuçlar açıklanana kadar, bir iş bulup çalışayım dedim. Ama avukatlık yapmayı yine düşünmedim, çünkü işe alındıktan sonra prosedürü (ruhsat çıkartmak vs.) çok olacaktı ve benim zamanım kısıtlıydı. İnternetten iş ararken, yönetici asistanlığına rastladım. Nasıl olsa belli bir süre çalışacağım diyerek başvurdum. Tabii görüşmelerde ‘kısa bir süre çalışmayı düşünüyorum, sonra sizi bırakıp İsveç’teki master programına gideceğim’ gibi şeyler demedim ☺ (kahkahalar). Yüksek lisans başvurumdan da olumsuz sonuç gelince ve bir yandan da yaptığım işi sevmeye başlayınca, yönetici asistanlığına devam ettim. Avukatlık yapmama konusundaki kesin kararımı da bu dönemde aldım.

Peki, sen ne hayal ederdin küçükken? Ne okumak isterdin?

Aslında işin kötüsü, lise yıllarımda da hayalim hukuk okumak ve avukatlık yapmaktı. İnsanın hayalinin ne olduğunu bilmemesi çok kötü bir şey. Ailem benden hiçbir zaman avukat olmamı istemedi ama ben onları ne olursam mutlu edeceğimi biliyordum. Çünkü küçükken ailenizden, çevrenizden duyduğunuz şeyler (aferin, çok akıllı, çok çalışkan, çok konuşuyorsun avukat ol…) sizde zamanla yer ediyor. Sonuçta da, -her ne kadar onlar direkt size şu bölümü oku, şu mesleği seç demeseler bile- onların seçimlerini yaşıyorsunuz. Ben hep komik, şakacı ve yaratıcı bir çocuk oldum. Edebiyata meraklıydım, yazıyordum, yarışmalara katılıyordum. Haliyle konservatuar aklımın bir köşesindeydi hep. Ama bunu aileme söyleyecek cesaretim hiçbir zaman olmadı.

Ne yazık ki eğitim sistemimizin en büyük sorunlarından biri de bu… Sürekli test çözüp ders çalışmaktan bizi neyin mutlu ettiğini/edeceğini bilmiyoruz. En önemlisi hayal kurmuyoruz.

Kesinlikle ama şu an durum çok daha kötü bence. Ben sadece lise son sınıfta dershaneye gitmiştim ama şimdiki çocuklara bakıyorum, ilkokuldan başlıyorlar özel derslere. Onlara göre biz daha avantajlıyız aslında. En azından sokakta oynayabilmiş bir kuşağın çocuklarıyız.

Hukuk eğitimi aldıktan sonra avukatlık yapmayıp yönetici asistanı olduğun için ailenden nasıl tepkiler aldın?

Tabii üniversitede 4 yıl boyunca ailem, sınavlarıma, sabahlara kadar çalışmalarıma şahit olunca, yönetici asistanlığı yapacağım dediğimde, annem tabiri caizse kafayı yedi ☺ . “O kadar okudun, sekreter mi olacaksın?” şeklinde bir tepki aldım. Neyse ki artık evden bayağı uzaktaydım ve kendi kararlarımın arkasında durabilecek bir yaştaydım, o yüzden onlar da kabul etmek durumunda kaldılar.

Peki sonra ne oldu da  istifa etmeye nasıl karar verdin?

10 yıl yönetici asistanlığı yaptım; bunun 7 yılı İstanbul’da, son üç yılı ise İzmir’deydi. İstanbul’da çalışırken arkadaşlarımın da teşvikiyle bir hobi /tasarım bloğu (www.zeynepharikalardiyarinda.blogspot.com) yazmaya başlamıştım. Blogum zamanla çok okunmaya başladı ve bayağı popüler oldu. Tabii iş dışındaki tüm zamanımı evde bloguma ayırıyordum. Ancak İzmir’e gelince iş yoğunluğu sebebiyle, hobi bloğuma da ara verdim. Beni mutlu eden bu uğraşımı da bırakınca, artık kendimi iyice mutsuz hissetmeye başladım. Ayrıca belli bir yaştan sonra hayatınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Ne yapıyorum bu hayatta? Bugün ölsem, hayatım böyle mi bitecek? Sürekli bu soruları soruyordum kendime. Bir de şu var; mutlu olan, iş dışında da bir hayatı olan insanlar iş hayatında çok yer bulamıyor. Hafta sonu eğlenip, pazartesi günü işine keyifli bir şekilde gelen mutlu insanlar, iş hayatında pek hazmedilmiyor ne yazık ki.

Değil mi? Sanki kendini heder etmek çok daha makbulmüş gibi bir algı var…

Aynen. Mesela sosyal medyada son 3 senedir kişisel paylaşımlar yapmamaya çalıştım. Gittiğim yerleri, yaptığım şeyleri insanlar görsün istemiyordum. Çünkü ertesi gün işte şöyle tepkiler alıyordum: “Eee tabii akşam dışarda olunca bugün yorgun olman normal…”

Tekrar istifa sürecine dönersek…

Maaş ve SGK bağımlılığı, özel sigorta gibi nedenlerle her şeyi bir anda bırakıp gidemiyorsunuz. Sonuçta alıştığınız bir hayat standardı var. Ama bir yandan da; yaptığım şeyi sevmiyorum, yaşım ilerledi, çocuk sahibi olacaksam bu tempo içerisinde mi olmalı diye düşünmeye başlamıştım. Bu düşünceler arasında gidip gelirken, geçen sene arkadaşım Deniz aradı “ve gel beraber Hindistan’a gidelim” dedi. Hindistan’da olduğumuz 2 hafta boyunca olayları uzaktan daha net değerlendirebilme şansım oldu ve işten ayrılma konusundaki kesin kararımı orada verdim. Bu karardan istifama kadar olan süreçte de kendimi işsiz olacağım günlere hazırladım.

Maddi olarak da kendini hazırlamışsın bu sürece…

Kesinlikle. Öncelikle harcamalarımı minimize ettim. Çünkü, maddi olarak insanın kendini güvende hissetmesi de çok önemli bir mevzuu. Bana işi bırakmaya nasıl cesaret ettiniz şeklinde sorular çok geliyor ve ben de hiç kolay olmadığını söylüyorum her zaman. Benim de herkes gibi onlarca korkum vardı ama yaptığım en akıllıca şey bu sürece maddi ve manevi olarak kendimi hazırlayarak girmiş olmamdı.

Youtube videolarının müthiş karakterleri oluşmaya başlıyor...

Peki videolar hayatına ne zaman ve nasıl girdi?

Aslında aklımda hiç böyle bir plan yoktu. Hobi bloğuma ara vermiştim ve asıl planım onu canlandırmaktı. Hobilerle ilgili atölyeler yapabilirim diye düşünüyordum. Ama öncesinde kendime biraz zaman ayırmak istedim ve yazın istifamdan sonraki kısmını, tatil yaparak geçirdim. O sırada tamamen eğlence için videolar çekmeye başladım. Saç videosu, makyaj videosu derken derken ilk komik video geldi ☺. Domates salçası yaparken başladım konuşmaya ☺ Böylece çektiğim ilk videoyu koydum Instagram sayfama (@zeynepinharikalardiyari) ☺. Şu anda bana inanılmaz amatörce gelse de, o zaman arkadaşlarım çok komik buldular ve devam etmem için teşvik ettiler. Ama yine de bir yandan, (toplum baskısının bir sonucu olarak) insanlar, bu kız evde oturmaktan kafayı yedi, diyecekler diye de düşünmedim değil ☺ . (kahkahalar) Sonradan da; “Aman be Zeynep 34 yıl akıllı oldun bir faydasını gördün mü, boşver ne diyeceklerse desinler!”, dedim kendime ☺. Madem radikal bir karar vererek işi bıraktım, o zaman istediğim işi yapmakta özgürüm diye düşündüm. Ailem, eşim her zaman çok destek oldular. Zaten annem artık koyvermişti ☺ (kahkahalar) Hobi bloğumu yazarken de; “Hobi olarak çok güzel, böyle devam et!” ama sakın işini bırakma diyordu. ☺ (kahkahalar)

Sahi istifa ettiğini annene söylediğinde tepkisi nasıl oldu? Az çok tahmin ediyoruz ama… ☺

İstifa edeceğimi en son anneme söyledim ☺. Nedenini sordu tabii önce, mutsuz olduğumu söyledim, o da ‘kim mutlu ki’ dedi 🙂 Ona da hak veriyorum aslında, onun dönemiyle şimdi çok farklı. Sonuç olarak annem özgürlük kararıma pek sevinmedi. Hatta, “Avukatlığa da geri dönebilirsin aslında?” demeye başladı ☺. “Anne dedim ohooo (kahkahalar) ben mezun olduğumdan beri 8 kere falan kanun değişti, ben avukat sayılmam artık.” Zaten anneme söyledim ve kaçtım ☺. Arkamdan bayağı dert yanmış, “Bu kız ne olacak?” diye 🙂 Ama şimdi o da duruma alıştı, hatta arayıp videolar için fikir bile veriyor 🙂

Eşim inanılmaz destekledi, yani kendi böyle birşey yapar mı, asla 🙂 Ama bana inanılmaz saygı duydu (PDalkışlar). Tabii benim endişelerimden biri, kendimi komik zannederken aslında komik olmama ihtimalimdi. Bazen ailem, arkadaşlarım bana gaz vermek için mi çok gülüyoruz diyorlar diye düşünüyordum. Ancak yavaş yavaş izlemeler, yorumlar artmaya başladı. Videoların ilk patlaması Aslı Kızmaz’ın hikayesinde paylaşımı ile olmuştu. Ondan sonra 5.000’den 10.000 takipçiye ulaştım birden. Ve aldı beni bir telaş, yorumlar nasıl olacak, ben yarın ne paylaşmalıyım… Beyin takımım da yok ki, sadece ben 🙂 Herkes bir fikir söylüyor. Sonra dedim ki, “Zeynep, sen böyle beğenildin, böyle devam et.” Amatör ruhtu belki benim beğenilmemi sağlayan, onu bozmadım ben de.

Bundan sonrası için hedeflerin var mı?

Tabii ilk baştaki korkularım yok artık, yavaş yavaş kendime güvenim geliyor. Stand up gösterisi planlar dahilinde. Başta kesinlikle yapamayacağımı düşünüyordum ama şimdilerde “neden olmasın?” diyorum.

Cesaretimi iyice topladıktan sonra performansımı sahneye taşımayı, bir yandan da sosyal medyada daha neler yapabileceğimi düşüneceğim. Büyük konuşmamak lazım ama en azından benim gönlümden geçen bir daha kurumsal hayata dönmemek.

Anladığımız kadarıyla karakterleri gelen yorum ve önerilere göre şekillendiriyorsun.

Videolar altına gelen yorumlar ve DM mesajları karakterlerin gelişmesinde inanılmaz etkili oluyor. Bu sebeple vaktim olduğu sürece yorumları okumaya çalışıyorum. Mesela lohusa anne videosunu ilk koyduğumda elimde oje vardı, yorumlarda hemen ‘ooo lohusa anne nasıl böyle bakımlı olabilir’ diye yazmışlardı. Bende bu geri bildirimleri alıp, bir sonraki videoda ojelerimi çıkarmıştım. Bunun gibi birçok örnek var aslında, bunların hepsi videoların gelişmesine katkı sağlıyor.

Video çekmeden önce nasıl bir ön hazırlık yapıyorsun?

Karaktere göre değişiyor ön hazırlık süreci. Mesela lohusa annede sabah kalkıyorum ve direkt video çekiyorum, hiç ön hazırlık yok (kahkahalar). Yeni gelin de ise; önce ne giyeceğime karar veriyorum, makyaj, saç krapesi, etrafı dantellerle donatma, evi hazırlama derken en az 1-1,5 saat hazırlık yapıyorum.

Hazırlık sırasında da konuşacağım konuları düşünüyorum. Yazılı bir metin hazırlamıyorum. Daha önce denedim, bir metin hazırladığımda ona sadık kalmaya çalışıyorum, orada yazdığım espriyi yapacağım diye doğal akış kaçıyor.

O karakterin saçını makyajını yapıp çekim için telefondan kendimi gördüğümde daha güzel şeyler çıkıyor (kahkahalar). Karakteri yazarken o kadar hissetmiyorum da içine girdiğimde daha çok onun gibi konuşuyorum. Videoları genelde 35 dk civarında çekiyorum, montajlayıp 1 dakikasını instagrama koyuyorum, 5 dk. olan uzun versiyonunu da youtube’da (https://www.youtube.com/channel/UCMv0-hvgqQIjT7zxKSGn-lA?view_as=subscriber) yayınlıyorum, geri kalan kısımlarını kullanmıyorum.

Doğaçlama bir şekilde bu kadar zaman konuşabilmek müthiş bir yetenek bizce. Senin için dezavantaj olduğu durumlar oluyor mu?

Videoların uzunluğu bazen benim için bir dezavantaj olabiliyor. Önce yazıp metin üzerinden çeksem, muhtemelen çekim aşaması çok daha kısa sürede biter ve montajlamak çok daha kıza zaman alır, ama dediğim gibi denedim ancak bu durumda metne fazla takılı kalıyorum. O yüzden, bir süre daha doğaçlama devam edeceğim sanırım.

En çok hangi karakteri canlandırmaktan keyif alıyorsun?

Valla falcıyı (kahkahalar). Bakışlar, anlattıkları falan kopuyorum canlandırırken. O karakterle 55 dk güldürebilirim yani. İlk başlarda çok yorum almak, daha çok beğenilmek gibi kaygıları oluyor insanın. Şimdilerde kendi içimde olgunlaşma evresine girdim sanırım. Çok yorum almamasına takılmıyorum. Falcı diğer karakterler kadar fazla yorum almıyor ama ben ona hastayım, böyle bir şeyi yapmaktan nasıl vazgeçebilirim ki.

Biz canlandırdığın bütün karakterleri seviyoruz. Videolarını izlemek çekirdek çitlemek gibi adeta, sonunu görmeden bırakamıyorsun ☺ Bu arada Victoria Secret’la ilgili videona çok gülmüştük, eşinin de destek olması müthiş! ☺

Yılbaşı için kendi yaşadıklarımdan da yola çıkarak hazırlamıştım o videoyu. Senaryoda bir erkeğin televizyon seyretmesi gerekiyordu. Eşim işten geldi, bir şey istediğimi söyledim, hemen ofladı pofladı bir eksik var da markete gitmesini isteyeceğim sandı ☺ “Yok” dedim “şurada 2 dk sessizce otur ve seyret”. Gerçi o pek de sessizce seyretmedi. “Vay vay, Allah neler yaratmış” diyerek televizyonu seyrederken o kadar çok konuşmuş ki, editlerken hiçbir yerinden kesemedim, mecburen müzik eklemek zorunda kaldım üstüne. (kahkahalar)

Şu saçının topuzuyla ilgili olan videoya da koptmuştuk. Hele bir de düğüne falan gideceksen kuaföre gidip topuz yaptırmak tam bir kabus olabiliyor ☺. Bknz. Görümce saçı ☺

Kuaförlerde ben bunları çok yaşar ama ses çıkarmazdım. Hatta saçım çok kötü olduğunda eve gidip yıkar ve yan kuaföre gider yeniden yaptırırdım. Videolar ile beraber yaşadığım ve ses çıkaramadığım herşeyi seslendirmeye başladım, her kurgunun içerisinde muhakkak benden de bir parça oluyor. Sonra anladım ki aslında bunları sadece ben yaşamıyorum hepimizin başına geliyor.

https://www.instagram.com/p/Bb_hXrRAmrn/?taken-by=zeynepinharikalardiyari

Peki bu süre zarfında eski işyerindeki arkadaşlarından nasıl tepkiler aldın? Kendimizden örnek verelim; bazıları çok destek oldu, bazıları destekliyor görünüp bir “like”ını esirgedi ☺. Mutluluğumuzla mutlu olanlar kadar sürekli iğneleyenler de var.

İşi bırakınca daha da iyi anladım ki para , zenginlik falan hikaye hayatta en çok kıskanılan şey ‘mutluluk’ muş. O yüzden benim adıma sevinenler olduğu kadar, sevinmeyenlerin de olduğunu biliyorum 🙂

“Ay sen fenomen mi oldun, ilginç?” diyenler de var. Ben bundan hiç rahatsız değilim, çünkü istesem insanlar bana avukat hanım da diyebilirlerdi, ünvan aşığı olmadım hiçbir zaman. Ünvanlar bir yere kadar, önemli olan senin ne olmayı istediğin; “title”ını bıraktığın zaman geride kalan şey, çok önemli. Ben o şirketlerde direktör ya da müdür olsan da, ne kadar mutsuz olunabileceğini çok iyi biliyorum. Bunu çok iyi bildiğim için de, sosyal medya fenomeni dediklerinde de bunu küçümseme olarak görmüyorum. Sonuçta şu anda yaptığım şeyin tam olarak bir adı yok ve tanımlamaya en yakın şey de sanırım fenomenlik olarak geliyor insanlara…

Röportajın başında da konuşmuştuk, bu etiketlere çok takılıyoruz; bunlarla mutsuz oluyoruz.

Kesinlikle. Evet benim şu anda klasik anlamda bir iş hayatım yok ama aslında evde olmama rağmen tıpkı bir iş yerinde çalışır gibi mesai harcıyorum. Video çekiyorum, montajlıyorum, yazmaya çalışıyorum ve sürekli üretiyorum. Gündemi takip edebilmek için sosyal medyada, internette, televizyonda eskisinden daha fazla zaman harcıyorum. Ama bu yaptıklarımın hepsinden çok da keyif alıyorum.

İş hayatında olup bundan keyif alan ve mutlu olan insanlar da ona devam etmeli bence. Herkes mutlu olduğu işi yapsın (PD: Aynennnn). Avukat olduğu ya da kurumsalda çalıştığı için çok mutlu olan arkadaşlarım da var ve bu son derece normal. Herkesi mutlu eden şey aynı olamaz ve insanları mutlu eden şeyleri sorgulamak da bize düşmemeli. Herkes mutlu olduğu şeyi yapsa dünya ne muhteşem bir yer olurdu düşünsenize…

Hayallerinin peşinden koşmak isteyenlere öneriler...

Senin gibi hayallerinin peşinden koşmak isteyenlere ne önerirsin?

İşi bırakmam ile ilgili “tuzu kurudur, ondan bırakabilmiştir” dendiğini duydum, ancak bu gerçeği pek yansıtmıyor 🙂 Ben de bu ülkede yaşayan herkes gibi maddi ve manevi anlamda gelecek kaygısına sahibim. Ancak uzun süredir tünelin sonunda olma ihtimali olan bir ışık için kendimi hazırlıyordum. İş hayatında çalıştığımız kadarını harcıyoruz; çünkü bu bizim kendimizi mutlu etme yöntemimiz ve mutsuzluğumuzu gidermeye çalışma şeklimiz. O yüzden eğer gerçekten olduğu yerden mutlu değilse bir insan, plan yapması lazım ve bunun ilk adımı da maddi olarak kendini hazırlamaktan geçiyor. Kolay değil ama iş hayatının bize dayattığı harcamaları kısmak bile bir yerden başlamayı sağlıyor. Özellikle hukuk fakültesinde okuyanlardan çok soru alıyorum, yanlış meslek mi seçtik şeklinde… Ancak bunu ben söyleyemem ki, her insan bambaşka özelliklere sahip beni mutsuz eden şey bir başkasının en sevdiği şey olabilir. O yüzden kendiniz ile ilgili en doğru kararı verecek kişi sizsiniz… Çalışıp istifa etmeyi düşünenler için de aynı şey geçerli; ben onlara istifa edin veya etmeyin diyemem ki. Herkes içerisinde bulunduğu ortamı kendi tartmalı. Ben 10 yıllık iş hayatımın sonunda cesaret edebildim bırakmaya… Dediğim gibi işteki son bir yılımı çok üzülerek geçirdim. Özgüvenim yerle bir oldu. Bunun sonunda dedim ki, ben burada olmak istemiyorum.

Bence işi bırakmadan önce, emin olmak lazım. Bir heves bırakıp sonra “ben de müdür olsaydım, altımda şirket arabası olsaydı…” diyeceksen o zaman bırakma, o hayalini gerçekleştirmeye çalış. Şirket arabası ya da müdür olmak istemek de kötü bir şey değil ki, eğer bu seni mutlu edecekse onun hayalini kur. Bıraktığımda sosyal medya videoları aklımda yoktu. Eski çalıştığım şirketlerdeki direktörlerden biri yazmış “Sen içindeki potansiyeli keşfetmişsin, çok mutlu oldum senin için…” diye. Bence kilit kelime bu: içindeki potansiyeli keşfetmek.

Eşim bana istifa sürecimde, hayalin ne ise bir yandan onu yapmaya başla demişti. Bense kafamı tamamıyla sıfırlamadan ve bulunduğum ortamdan çıkmadan ne yapmak istediğime karar verememiştim. O kapıyı kapatmadan yenisini açamadım. Hangi kapıyı açacağıma karar vermek için kendimle baş başa kaldığım bir zamanımın olması gerekiyordu.

Videolarının altındaki yorumları da okuyoruz, insanların hiç kötü yorum yaptıklarını görmedik. Takipçilerinden absürt ya da üzüleceğin bir tepki aldın mı?

Maşallah diyeyim, bu konuda çok şanslı gidiyorum. Kötü yorum gelmiyor desem yeridir. Burada kötü yorumu tanımlamak da çok önemli tabi, “sizi beğenmiyorum” kötü bir yorum değil bence, bu dünyanın en normal yorumu. Ancak karşı tarafı incitmeye çalışan yorumlar oluyor, zaten bunlar kendini hemen belli ediyor. Mesela ‘iğrençsiniz hiç gülmedim’ yazan birini anlamak mümkün değil 🙂 Bu kadar iğrenç bulduğun biri için neden zamanını harcayıp kelimelerine yazık ediyorsun madem, diye düşünmeden edemiyorum. Hesabı ilk açtığım dönemde kötü yorum / iyi yorum konusuna daha çok takılıyordum ama zamanla bu yönümü de eğittim. Bu insanların tıpkı şımarık çocuklar gibi dikkat çekmeye çalıştıklarını düşünüyorum, istediği ilgiyi çekemediğinde de zaten kendiliğinden yok olup gidiyor.

Su yolunu gayet güzel bulmuş bu anlamda da.

Evet. Bu zamanla oturan bir durum oldu. İnsanların benimle ilgili yorumlarını bu kadar önemsesem yaptığım şeyleri yapamazdım zaten; mesela saç baş dağınık bir halde video çekebilir miydim ? Ya da beşi bir yerdeleri takıp bir gelin karakterini canlandırabilir miydim ? (kahkahalar).

Aslında insanların sizin yüzünüze söylemeye cesaret edemedikleri şeylere de çok takılmamak lazım, bunun adı zaten siber zorbalık. Ben yolda karşılaştığım insanların tepkilerine bakıyorum ve onlarla yaptığım sohbetler, hesabımın nasıl algılandığı konusunda bana fazlasıyla yol gösterici oluyor.

Mutlu Zeynep ve yeni hayatı...

Bir günün nasıl geçiyor? Eskisini tahmin ediyoruz ama yeni, mutlu Zeynep sabah nasıl uyanıyor, günü nasıl başlıyor, nasıl devam ediyor?

Valla şimdiki Zeynep sabahları çok mutlu uyanıyor, öncelikle en değerli kısmı bu 🙂 İstemediği bir yere ayakları geri geri giderek gitmek zorunda olmayan, yeni bir Zeynep var artık. Genelde geceleri geç yatıyorum, öğrenciyken de geceleri geç saatlerde ders çalışmayı severdim, sanırım algım geceleri daha açık oluyor. Gündüz, insanın dikkatini dağıtacak bir sürü dış etken var.

Eskiye göre sabahları daha geç kalkıyorum, sonra bir sonraki hafta için video hazırlıklarına başlıyorum. Eğer montajı bitmemiş videolar varsa, onlarla ilgileniyorum. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma video günlerim, bu günlerde saat 10’da video yayınlıyorum. Karaktere hazırlanma, makyaj vesaire derken bir günde en fazla iki tane video çekebiliyorum. Sosyal medyada vakit geçiriyorum, mesajlara cevap veriyorum, güzel fikirler geliyor oradan da. Ayrıca sizler gibi röportaj, tanıtım, network vs. imkanları da doğuyor.

Sonra evimin işini yapıyorum, sonuçta ben aynı zamanda bir ev kadınıyım ☺ Düşünsene işi bırakmışım eşim işten geliyor, evde yemek yok (kahkahalar). ‘Taze video çektim onu ye’ diyemeyeceğime göre yemek, alışveriş gibi günlük işler de oluyor.

İşi bıraktıktan sonra kendi hayatımı kolaylaştırdığım gibi eşimin de hayatını kolaylaştırmaya çalışıyorum. Eskiden işten eve geliyorduk, yorgun argın, ne yiyeceğimizi düşünüyorduk, iki kap pişmiş yemeğimiz varsa dünyanın en mutlu insanları bizdik. Şimdi eşim sevmediği yemeğinden şikayet ediyor, bazen de dışarıdan söyleyelim diyor 🙂

İşten gelip yatana kadar zaten 4 saat var, ben bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum ve eşimin bu saatleri istediği gibi geçirmesini istiyorum. Eşim bana işi bırakmam konusunda büyük destek oldu, ben de şimdi ona destek olmaya çalışıyorum. Çalışırken işleri paylaşıyorduk, sırf gıcıklık olsun diye, senin sıran diyerek makinede çamaşır bırakmışlığım var (kahkahalar). Şimdi ise, ben zaman konusunda daha rahat olduğum için, iş bölümü meselesinde kendisine torpil yaptığım doğrudur 🙂

Eski Zeynep blog yazarak kafayı dağıtıyordu. Şimdiki mutlu Zeynep kafayı dağıtmaya ihtiyaç duyuyor mu? İhtiyaç duyuyorsa bunun için ne yapıyor?

Aslında hiç ihtiyaç duymuyorum çünkü artık kafam hep dağınık 🙂 Çarşamba günleri pazara gitmek bile, benim için bir kafa dağıtma aracı (PD: pazarcı videolarının da hastasıyız). Pazar bizim evin köşesinde kuruluyor ama çalışırken gidemiyordum, şimdi acısını çıkarıyorum.

Çalışırken zaten zaman kısıtlı, kimseyle muhabbet edip zaman harcamak istemiyorsun, zamanla yarıştığın için hayatı hızlandırmaya çalışıyorsun. Şimdi pazara da gidiyorum, limoncumla da , peynircimle de muhabbet ediyorum. Çok şükür çevremde sağlık sorunu olmadığı sürece hiçbir şeyi kafama takmıyorum. Film izliyorum, kitap okuyorum. Bu arada benim gibi çalışmayan arkadaşlarım var, onlarla özlem gideriyorum. Kayınvalidemle falan günlere gidiyorum ☺.

Kayınvaliden müthiş! ☺ Çok şanslısın bu konuda…

Teşekkür ederim ☺. Valla kayınvalidem ile beraber çektiğimiz videoların reytingi çok fazla oluyor 🙂 O da çok komik ve neşeli bir insan… Klasik kayınvalide-gelin çizgisinin dışında olmamız da, insanların ilgisini çekiyor sanırım.

Biz bu arada elti karakterine de bayılıyoruz. Elti ve altınları ☺. Orada da kayınvalideyle ilgili bir sürü şey söylüyorsun. Ama alınmıyorlar anladığımız kadarıyla?

Kesinlikle. Kayınvalidemi, eşimle beraber olduğumuz zamandan beri, yaklaşık 10 yıldır tanıyorum. Bu 10 yıl boyunca ona saygıda ve sevgide kusur etmediğimi düşünüyorum. O yüzden tabiki de bunun bir kurgu olduğunu bilip, üzerine alınmıyor. Zaten bizim aramızda öyle bir çekişme hiç olmadı, olsaydı belki alınırdı. Gene de kırmamak için alınıp alınmadığını soruyorum 🙂 Beni tanıyan biri zaten neyi demek isteyip-istemediğimi çok iyi bilir, bu yüzden o da çok gülüyor gelin videolarına. Ancak batıl inançlarım var bak nazara da gelmek istemem “maşallah” deyin 🙂

Maşallah maşallah 🙂
Son olarak, Plazadan Dünyaya’yı ilk duyduğunda ne düşündün, şimdi bizi tanıdıktan sonra ne düşünüyorsun? ☺

İlk başta Plazadan Dünyaya ismi çok dikkatimi çekti. Hani bir iş görüşmesine gitmeden önce araştırırsın ama gidince ne olduğunu daha iyi anlarsın ya, sizinki de öyle oldu. Siz bana yazdıktan sonra girip web sitenizi inceledim. Sizinle yaklaşık 1,5 saattir konuşuyorum, sizden aldığım enerji ve sıcaklık çok iyi geldi.

Oluşumunuz çok anlamlı. Bu hikayeler okuyuculara ilham olacak ve başka başka hikayelerin oluşmasına yol açacak, ne güzel ☺. Bir çıkış yolu arayan o kadar çok insan var ki… Sizin sitenizde de, aslında yapılabilirmiş dedirten ve ilham veren bir sürü hikaye var. O yüzden, benimle iletişime geçtiğiniz, hikayemi dinlemek ve paylaşmak istediğiniz için çok mutlu oldum.

Ne güzel bunları duymak… Asıl biz çok teşekkür ederiz, çok mutlu olduk. Videolarını zaten bayıla bayıla izliyorduk. Ama böyle yüz yüze konuşurken de (her ne kadar facetime olsa da ☺) bize aynı sıcaklığı hissettirmen çok güzel…

Ben de çok mutlu oldum, çok teşekkür ederim.

Mini Test / O mu, bu mu ?

  1. Vezir mi piyon mu? Piyon
  2. Uçak mı yelkenli mi? Yelkenli
  3. Mavi mi yeşil mi? Yeşil
  4. Pizza mı lahmacun mu? Lahmacun
  5. Topuku ayakkabı mı babet mi?Aslında spor ayakkabı (kahkahalar) Babet görünce de tüylerim diken diken oluyor ama kötünün iyisidir 🙂
  6. Rakı-balık mı, şarap-peynir mi? Şarap-peynir
  7. Siyah mı beyaz mı? Beyaz

 

Plazadan Dünyaya

siz_son

3 kadın; 3 Mersinli; 3 blogger; 3 plaza kaçkını; 3 bulgurofil; 3 Leyla :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir